1. Hukuk Dairesi 2019/1946 E. , 2020/4771 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: GAİPLİK-TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında birleştirilerek görülen gaiplik, tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl davada davacı Hazine vekili ile asıl ve birleştirilen davada davalı Kayyım vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’ün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, 4721 sayılı TMK"nın 588. maddesine dayalı gaiplik ve tapu iptali ve tescil; birleştirilen dava ise, 5737 sayılı Yasanın 17. maddesine dayalı gaiplik ve vakfı adına tescil isteklerine ilişkindir. Asıl davada davacı Hazine, dava konusu 34 ada 3 parsel sayılı taşınmazın paydaşları ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a ulaşılamaması sebebiyle ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 1991/81 E. 1991/109 K. sayılı ilamı ile ... Defterdarının kayyım atandığını, 10 yıllık kayyım ile idare süresinin dolduğunu ileri sürerek TMK’nın 588.maddesi uyarınca adı geçenlerin gaipliğine ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Birleştirilen davada davacı ... İdaresi, ... Vakfı’ndan mukataalı olan dava konusu 34 ada 3 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarının gaip kişilerden olması sebebiyle ... defterdarının kayyım tayin edildiğini, 5737 sayılı Yasanın 17.maddesi uyarınca taşınmazın vakıf adına tescili gerektiğini ileri sürerek mutasarrıflar hakkında gaiplik kararı verilmek suretiyle, adlarına olan tapu kaydının iptali ile vakfı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Asıl ve birleştirilen davada davalı kayyım vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava dilekçesinde yazı kişilerle ile taşınmazın kayıt maliklerinin aynı kişi olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece 30.04.2008 tarihinde onanmış, davacı Hazine vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Dairece; “…dosyada tapu kaydından maliklerin, ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ... ve ... oğlu Haygunuş olduğu, taşınmazın kaydında "... Vakfından mukataalı " şerhi bulunduğu, nüfus kayıtları ve diğer delillerden, tüm bu kişilerin ... Köyünden Ermeni ve Hristiyan oldukları görülmektedir. Bu durumda, dava dilekçesinde gösterilen kişilerle kayıt maliklerinden ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ..., ... oğlu ... ve ... oğlu ... aynı kişiler olma ihtimali yüksek görünmektedir. O halde, mahkemece gerek tapu ve gerekse nüfus kayıtlarının dayanağı tüm belgelerin getirtilmesi, gerektiğinde bilirkişi görüşüne başvurulması, dava dilekçesinde yazılı kişiler ile tapu kayıt maliklerinin aynı kişiler olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, diğer kayıt malikleri hakkında da dava açılması gerekiyorsa bu olanağın tanınması, bu arada "mukataa şerhi nedeniyle davanın Vakıflar Genel Müdürlüğüne ihbarı, bu konuda başka dava açılırsa eldeki dava ile birleştirilmesi ve ondan sonra işin esası değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir...” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, TMK 588. maddesine dayalı olarak açılan asıl davanın reddine; birleştirilen davanın ise 5737 Sayılı Yasanın 17. madde koşullarının oluştuğu gerekçesiyle kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 34 ada 3 parsel sayılı 549,50 m2 miktarlı arsa nitelikli taşınmazın 2/11’er eşit paylarla ... oğulları ..., ..., ..., ... ve 1/11’er eşit paylarla ... kızları ..., ..., Hayganuş adlarına 26.11.1942 tarihli kadastro işlemi ile tescil edildiği, taşınmazın kaydında "... Vakfından mukataalı" şerhi bulunduğu, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 21.05.1991 tarih ve 1991/81 E. 1991/109 K. sayılı ilamı ile adı geçenlere 3561 sayılı Yasa uyarınca Defterdarın kayyım olarak atandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 5737 sayılı Yasanın 17. maddesinde “Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk veya mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” hükmüne yer verilmiş olup, anılan yasal düzenleme uyarınca taşınmazın vakfı adına tesciline karar verilebilmesi için kayıt maliklerinin gaip olup olmadıkları, mirasçılarının bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.Ne var ki, mahkemece hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilmek mümkün değildir.Somut olayda, mahkemece her ne kadar birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş ise de, dosya içerisinde bulunan, ... Nüfus Müdürlüğünden verilen 27.01.1929 tarihli ve 30.01.1929 tarihli nüfus kayıtlarından; taşınmazın kayıt maliklerinden ..., ..., ... ve ...’in nüfus kayıtlarının bulunduğu ve bunlardan ..., ... ve ...’in hala sağ olarak gözüktüğü, ...’in de 17.08.1937 tarihinde öldüğü ve sağ olan bir mirasçısının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca, dosya içinde mevcut 27.01.1929 tarihli ve 30.01.1929 tarihli nüfus kayıt belgeleri de eklenmek suretiyle Nüfus Müdürlüğüne yazı yazılarak kayıt maliklerinin mirasçıları bulunup bulunmadığının sorulması, zabıta ve emniyet marifetiyle araştırma yapılması, kayıt maliklerinin mirasçı bırakmadan ölüp ölmediğinin tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşturulması ve 5737 sayılı Kanun"un 17. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığı değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.Davacı Hazine ile davalı kayyımın belirtilen nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 05/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.