13. Hukuk Dairesi 2017/3936 E. , 2020/1425 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 17.02.2010 tarihinde aldığı vekalet ile davalıların pek çok dava ve icra takiplerinde avukatlığını yaptığını, 01.03.2010 tarihinde imzalanan sözleşme ile aylık düzenli olarak ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını ancak bugüne kadar hiç bir ücret ödenmediği gibi 26.12.2012 tarihli ihtarla haksız olarak azledildiğini ileri sürerek, hak ettiği toplam 49.500,00 TL. vekalet ücreti alacağının hakediş tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, sözleşmenin geçersiz olduğunu, azlin de haklı olduğunu savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, sözleşmenin geçersiz olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalı ... Sezer’in kendi adına asaleten ve davalı şirketi temsilen 17.02.2010 tarihinde davacı avukata vekalet verdiği, taraflar arasında 01.03.2010 tarihinde yazılı ücret sözleşmesinin yapıldığı, 20.12.2012 tarihli ihtarla “benim avukatım iken muhtelif dosyalarda karşımdakilerin de avukatlığını yaptığınız“ açıklaması ile davacı avukatı azlettiği dosyadaki bilgi ve belgelerle tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Davacı avukat, azlin haksız olduğunu, yürüttüğü tüm hukuki hizmetler ile dava ve icra dosyalarından dolayı ücret sözleşmesi ile kararlaştırılan aylık vekalet ücretlerinin tümünü hak ettiğini ileri sürerek, ödetilmesi isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Davalılar ise, davacının çeşitli davalarda aldığı vekalet ile avukatlık hizmeti verdiğini ancak bu vekalet ilişkisinin dayanak olarak öne sürülen avukatlık ücret sözleşmesi ile ilgisinin bulunmadığını, davacı avukata avukatlık hizmeti karşılığında nakdi ve ayni olarak ödeme yapıldığını, davacı ile bir sözleşme yapılmadığını, boş olarak imzaladıkları sözleşmenin dava dışı avukata verildiğini kaldı ki sözleşmenin de geçersiz olduğunu ayrıca davacının kendilerinin avukatı iken aynı zamanda hasımlarının da vekilliğini yaptığını bu nedenle davacının görevini gerektiği şekilde özen göstererek, yapmadığından azlin haklı olduğunu bildirmişlerdir.
Avukatın, vekil olarak borçları dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu" nun 505 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 505. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesinin “maktu ücret“ başlıklı maddesinde, “iş sahibi işin konusu bölümünde ayrıntıları belirtilen ...’in ve şirketin işi için aylık 1.500 TL. maaş karşılığı maktu ücret ödemeyi kabul etmiştir.” düzenlemesinin bulunduğu “işin konusu“ başlıklı bölümününün ise boş olduğu anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 163/1. maddesinde“ Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukuki yardımı ve meblağı yahut değeri kapsaması gerekir.“ düzenlemesi mevcuttur. Yukarıda açıklandığı üzere sözleşmenin Avukatlık Kanunun 163/1 maddesinde aranan belli bir hukuki yardımı kapsamadığı dolayısıyla hangi hukuki yardım ve iş için ücretin kararlaştırıldığı belirli olmadığından için geçersiz olduğu anlaşılmakta olup, esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir.
O halde, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalı tarafın vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Mahkemece, davalı tarafın azlin haklı olduğuna dair savunması üzerinde gerektiği şekilde durulup araştırılmamıştır. Herşeyden önce numaraları bildirilen dosyalarda davacının görevini yerine getirip getirmediği, bir ihmal ve kusurunun olup olmadığı, azlin haklı olup olmadığı hususunda bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. O halde, mahkemece, davacı avukatın takip ettiği dosyalar açısından azilin haklı olup olmadığı belirlenmeli ve taraflar arasındaki sözleşme geçersiz olduğuna göre Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde düzenlenen “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” hükmü gözetilmeli davalının ödeme savunması da değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin bu yönü gözardı ederek yanlış değerlendirme ile sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle davanın tümden reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan 1. bent gereğince davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince, temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi