22. Hukuk Dairesi 2017/23776 E. , 2019/19145 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 17.12.2009-20.05.2011 tarihleri arasında yurtiçi tır şoförü olarak çalıştığını, çalışma şartlarının ağır olması ve işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının talep konusu alacaklarının tümünün ödendiğini, feshin haksız olduğunu ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanılan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre; davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu davacının fazla mesai yapıp yapmadığı ve fazla mesai süresinin hesaplanması noktasındadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması halinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu"nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.
Aynı ilkeler, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram genel tatil ücreti çalışmasının ispatı bakımından da geçerlidir.
Somut olayda, davacı haftanın 7 günü sabah 06.10’da servise bindiğini, akşam saat 19.00-20.00’ye kadar çalıştığını, işe daha erken başlandığı gibi daha geç saatlere kadar çalışılan zamanların da olduğunu, bazen 20.00-08.00 saatleri arasında da çalıştığını, zaman zaman hafta tatillerinin toplu olarak kullandırıldığını ileri sürmüştür. Dosyada imzalı puantaj kayıtları ve ücret bordroları yer almakta ise de, davacı tarafından imzaya itiraz edilmiş, Adli Tıp Kurumundan imza incelemesine ilişkin rapor alınmış ve mahkeme hükme esas alınan bilirkişi raporunda, Adli Tıp Kurumu raporu dikkate alınmak suretiyle puantaj kayıtlarında davacının eli ürünü olmadığı tespit edilen aylar bakımından tanık beyanları esas alınmak suretiyle fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı bakımından hesaplama yapılmıştır. Bu kabul yerinde olmakla birlikte, 19.06.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunun incelenmesinde, raporun 7. maddesinde kimi aylara ilişkin puantaj cetvellerinin davacının eli ürünü olup olmadığı hususunun tespit edilemediği belirtilmiş olup, bu durumda da şüphenin işçi lehine yorumlanmak suretiyle bu aylar bakımından da tanık beyanlarına göre fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücretinin hesaplanması, ilgili aylardaki imzasının davacıya ait olduğu sabit olan ücret bordrolarındaki tahakkukların ise hesaplanacak alacak miktarından mahsup edilmesi gerekmekmektedir.
Hafta tatili çalışması bakımından ise, mahkemece hükme esas alınan ek raporda, davacının hafta tatillerini toplu olarak kullandığı gerekçesiyle hafta tatili ücreti alacağının bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme gerekçesinde de davacının kullandırılmayan hafta tatili alacağı bulunmadığı belirtilmiştir. Öncelikle, işyeri kayıtları dikkate alınmaksızın tüm dönem bakımından davacı tanıklarının beyanına göre hafta tatili izinlerinin toplu olarak kullanıldığının kabulü hatalı olmuştur. Buna göre, öncelikle 19.06.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre imzalı puantajların davacının eli ürünü olduğu sabit olan aylar bakımından bu kayıtlar esas alınmalı; davacının eli ürünü olmadığı sabit olan aylar ve eli ürünü olup olmadığı tespit edilemeyen aylar bakımından ise davacı tanık beyanlarına göre hesaplama yapılmalıdır. Ancak bu durumda dahi; hafta tatili dinlenme hakkı anayasal bir hak olup, bu hakkın niteliğine göre toplu olarak kullandırılması kanunen geçerli bir kullandırım sayılamayacağından, hafta tatili ücreti alacağının hesaplanmasında, yalnızca her bir toplu izinden bir günün, o haftaya ilişkin hafta tatili olarak kullandırıldığının kabul edilmesi, netice itibariyle ayda üç hafta tatili çalışması alacağı bulunduğu kabul edilmesi gerekirken mahkemece bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar araısnda davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık vardır.
Somut olayda, davacı dava dilekçesinde, fazla çalışma yaptığını, hafta tatillerinin toplu olarak kullandırıldığını, dini ve milli bayramlarda çalıştırıldığını, işçilik haklarının ödenmediğini, bu sebeple işten ayrıldığını beyan etmiştir. Mahkemece, davacının istifa ettiği gerekçesiyle kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Dosyada el yazılı ve imzalı istifa dilekçesi olup, dilekçede sebep bildirilmediği görülmüştür. Davacının dava dilekçesinde istifa ettiğini ve istifasının haklı fesih hükmünde olduğunu iddia etmesi ve davalının da davacının istifa ederek iş yerinden ayrıldığını savunması karşısında davacının kendisi tarafından iş akdine son verildiği açık olup, davacının ödenmeyen işçilik alacakları bulunduğu sabit olduğundan davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kabul edilerek, kıdem tazminatı alacağının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.