11. Hukuk Dairesi 2018/2528 E. , 2019/4722 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2017 tarih ve 2014/859 E- 2017/520 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi"nce verilen 31/01/2018 tarih ve 2017/816 E- 2018/76 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mustafa Ibrahim Adır tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında kısa vadeli ihracat poliçe sigortası akdedildiğini ve bu kapsamda davalı yanca müvekkiline dava dışı Almanya’da mukim bir firmaya yapacağı ihracat için 250.000 ve 450.000 Euro’luk iki ayrı limit sağlandığını, ancak davalının ilk limiti yok sayarak sadece 2. limite göre ödeme yaptığını, bu nedenle müvekkilinin ilk limitin poliçe gereğince ödenmesi gereken %90’ına tekabül eden 225.000,00 Euro zarara uğradığını, poliçeyle, ödemelerin alıcı limitinde belirtilen Euro değeri üzerinden Türk parası karşılığı yapılmasının kararlaştırıldığını, alıcı limit onayları yazılarında da sigorta limitlerinin Euro üzerinden belirtildiğini, sadece parantez içinde o gün ki ABD Doları karşılıkları yazıldığını, bunun dışında ABD Doları döviz kuru ile ilgili herhangi bir ibare bulunmadığını, müvekkilinin tazminat talebinde bulunduktan sonra davalıdan gelen belgelerde tazminat bedellerinin alıcı limitlerinin parantez içinde belirtilen ABD Dolar bedeli üzerinden hesaplandığının görüldüğünü, müvekkilinin hiçbir işleminde ABD Dolar döviz kurunu kullanmaması bir yana Alıcı Limit onayı yazılarının yollandığı tarihlerde geçerli olan poliçede söz konusu limitlerin ABD Doları olarak belirtilen bedel olduğuna dair örtülü veya açık bir ibare bulunmadığını, bu poliçenin 01.08.2013 tarihinden başlayarak bîr takım değişikliklere uğradığını, özellikle USD kuru ile ilgili yeni eklemeler söz konusu olduğunu, işbu değişikliklerin müvekkili aleyhine geriye doğru uygulanmaması gerektiğinin tartışmaya konu olmayacak kadar açık olduğunu, buna rağmen davalının 11.12.2013 tarihinde gelen belgelerde sınırın 586.710,00 ABD Doları olduğuna dair bir takım ifadelere yer verildiğini, konuyla ilgili değişiklik talebinde bulunulamayacağının da taraflarına bildirildiğini, müvekkilinin 700.000,00 Euro tutarında talep etmiş olduğu limiti 586.710,00 ABD Doları olarak kabul etmek zorunda bırakıldığını, söz konusu 586.710,00 USD olan toplam limitin zarar tazminatı ihbarname belgelerinin ilk düzenlendiği tarihteki (11.12.2013) ABD Doları karşılığı 620.325,00 olduğunu, müvekkilinin bu bağlamda 33.615,00 USD tutarında bir zararı olduğunu, 31.12.2013 tarihli toplantıda davalının tüm sigortaladığı işlemleri Münich RE isimli, Almanya merkezli bir sigorta şirketinden sigortalamakta olduğunun öğrenildiğini, taraflarından temlik edilen 457.121,05 Euro miktarındaki tüm bedelin, aynen Euro döviz kuru üzerinden söz konusu şirketten temin edileceğini, fakat müvekkiline bu bedelin sadece 2013 Aralık ayı Amerikan Dolar kur bedeli üzerinden hesaplanan 1.057.088,17 TL tutarındaki meblağın verildiğini, iş bu bedelin davacıya ödenen 15.01.2014 tarihindeki Euro TLkuru üzerinden hesaplandığında 354.252,05 Euro"ya tekabül ettiğini, ancak ödenmesi gereken bedelin 450.000,00 Euro"nun, davacı ve davalı arasındaki anlaşmadan kaynaklanan ve toplam limitin %90"ı olan 405.000,00 Euro olması gerektiğini, Exim"in müvekkiline bu İşlemden alması gereken tüm bedeli ödemediğini ve müvekkilinin bu sebeple 50.747,95 Euro tutarında zarara uğradığını ve Exim"in bu işlem sayesinde aynı miktarda haksız kazanç elde ettiğini ileri sürerek, 275.747,95 Euro ve 33.615,00 Amerikan Doları olan alacağının Merkez Bankasının Euro ve ABD Dolarına uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı yanın taraflar arasındaki sigorta sözleşmesinin devam ettiği dönemde toplam 1.057.088,14 TL"yi davacıya ödediği, bu anlamda davacı adına sözleşmeye göre sağladığı teminat limiti dahilinde kalan sorumluluklarını yerine getirmiş olduğu, ayrıca sigorta sözleşmesinde davacının kur farkı nedeniyle uğrayacağı zararın sigorta himayesine alınmadığı, TL cinsinden ödemenin yapılması ve yapılan ödemelerin USD kuru üzerinden sabitlenmesinin tarafların dayanağı sigorta sözleşmesinin 7. maddesindeki düzenlemeye uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, kısa vadeli ihracat sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davaya konu poliçeyle, sigortalı tarafından yapılan ihracatlarda politik ve ticari riskler sebebiyle tahsil edilemeyen alacakların %90’ı belirli bir üst limit dahilinde garanti altına alınmaktadır. Poliçenin işleyişinde her bir alıcı için belirli tarihlerde geçerli bir alıcı limiti belirlenmekte, alıcıya yapılan ihracatlar alıcı limitiyle belirlenen üst limit dahilinde güvence altına alınmaktadır. Davacı yan, poliçe kapsamında, Almanya’da mukim müşterisine yapacağı ihracatlar için kendisine 250.000,00 ve 450.000,00 Euro‘luk iki ayrı alıcı limitiyle toplam 700.000,00 Euro tutarında limit verildiğini, buna göre kendisine toplam limitin %90’ına tekabül eden 630.000,00 Euro tazminat ödenmesi gerekirken, davalının ilk limiti yok sayması sebebiyle sadece 405.000,00 ödendiğini bu nedenle 225.000,00 Euro zarara uğradığını ileri sürmüş, davalı vekili ise, tazminat hesaplama tablosunu mahkemeye ibraz ederek, ilk alıcı limitini yok saymalarının söz konusu olmadığını ilk alıcı limitine dayalı olarak da ödeme yapıldığını savunmuştur. İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 2. limit dahilinde müşterisine 352.555,00 Euro tutarında mal gönderen davacının müşterisinin mali durumundaki bozulmalar sebebiyle davalı tarafa 29.07.2013 tarihinde başvuruda bulunarak, limit dahilinde kalan 97.445,00 Euro tutarındaki malı göndermesinin uygun olup olmadığını sorduğu, davalı yanca 30.07.2013 tarihinde verilen cevabi yazıda ise, poliçenin 8. maddesi hatırlatılarak, daha fazla mal gönderilmesinin uygun olmadığının bildirildiği, poliçenin 8/a maddesi gereğince, sigortalının zararın önlenmesi ve azaltılması için gereken önlemleri almakla yükümlü olduğu, davalı tarafın zikredilen cevabına rağmen mal göndermeye devam eden davacının uğradığı zarara katlanması gerektiği mütalaa edilmiştir. Davacı vekili, rapora itirazında, davalı tarafın yukarıda zikredilen cevabından sonra müşterilerine mal göndermediklerini, her iki alıcı limitinin de geçerli olduğu dönemlerde yapılan sevkıyatlara ilişkin olarak vadesi geçmiş alacaklar aylık bildirim formuyla davalı yana bildirilen sevkıyatların bir kısmının davalı tarafından ilk limitin yok sayılması sebebiyle dikkate alınmadığını, oysa söz konusu sevkıyatlar yapılırken ilk limitin geçerli olduğunu ileri sürmüştür. Davacı yanın itirazları üzerine ek bilirkişi raporu tanzim edilmişse de, bu raporda davacı tarafından ileri sürülen ciddi itirazların karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Dosyada mübrez vadesi geçmiş alacaklar aylık bildirim formunun ve tazminat hesaplama özet tablosunun incelenmesi neticesinde, davacı yanca 30.07.2013 tarihinden sonra müşterisine mal gönderilmediği, uyuşmazlığın, vadesi geçmiş alacak olarak bildirilen bir kısım sevkıyatların tazminat hesaplaması yapılırken dikkate alınmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece, konusunda uzman kişilerden oluşan yeni bir heyetten bilirkişi raporu aldırılarak söz konusu itirazların değerlendirilmesi ve bazı sevkıyatların hangi sebeple tazminat hesaplaması yapılırken dikkate alınmadığının aydınlığa kavuşturulması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
2- Davacı yan, poliçeye göre, tazminat ödemesinin Euro kuru baz alınarak yapılması gerektiğini, ancak davalının ödemeyi USD kuru üzerinden yaptığını, bu nedenle Euro/Dolar parite farkından dolayı da zarara uğradığını ileri sürmüştür. Bilirkişi raporunda, davalının, yaptığı ödemeyi USD kuru üzerinden sabitlemesinin poliçenin 17. maddesine uygun olduğu mütala edilmiştir. Davacı vekili rapora itirazında, ödemelerin USD kuru üzerinden sabitlenmesinin 16.07.2013 tarihli zeyilname ile kararlaştırıldığını ve söz konusu zeyilnamede açıkça, bu zeyilanemeyle yapılan değişikliklerin 01.08.2013 tarihinden itibaren geçerli olacağının belirtildiğini, davaya konu sevkıyatların hepsi bu tarihte önce olduğu için zeyilname ile değiştirilen hükmün somut olay bakımından uygulanma imkanı bulunmadığını savunmuştur. Dosyada bir örneği bulunan zeyilname incelendiğinde, gerçekten de, yapılan değişikliklerin 01.08.2013 tarihinden itibaren geçerli olacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacı yanca ileri sürülen bu itiraz karşılanmaksızın sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
3- Davacı vekili, tazminat hesaplaması sonucunda, 457.121,05 Euro olarak belirlenen alacaklarını davalıya temlik ettiklerini, davalının bu bedelin tamamını kendi sigortacısından Euro kuru üzerinden tahsil edeceğini, oysa kendilerine USD kuru üzerinden belirlenen 1.057.888,17 TL’nin ödendiğini, bu bedelin ödemenin yapıldığı tarih itibariyle 354.252,05 Euro’ya tekabül ettiğini, kendilerine ödenmesi gereken tutarın ise 405.000,00 Euro olduğunu , bu nedenle davalının 50.747,95 Euro tutarında sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek, bu tutarın davalıdan tahsilini istemiştir. İlk derece mahkemesince anılan talebin de reddine karar verilmişse de, bu talebin neden reddedildiğine ilişkin olarak herhangi bir gerekçe ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince eksik inceleme ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak tesis edilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekirken aksi düşüncelerle başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1), (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK"nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.