10. Hukuk Dairesi 2020/3909 E. , 2021/2221 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
İlk Derece
Mahkemesi : ... İş Mahkemesi(Müstemir Yetkili)
Dava, Kurum işleminin iptali, eksik ödenen yaşlılık aylığının tahsili ile fazladan ödenen primlerin iadesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı, 23.01.2001 ile 01.02.2003 tarihleri arasında yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespiti ile mahrum kılınan 4.743,75 TL alacağın 23.01.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve fazladan ödenen 23 ay 28 günlük prim miktarına isabet eden şimdilik 1.000,00 TL alacağın 23.01.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı kurum davacının talebini kabul etmeyerek, davanın reddini savunmuştur.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;
1-Davacının 01/02/2001 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine;
2-01/02/2001 - 01/02/2003 tarihleri arasında alması gereken 4.597,50 TL aylık ve 146,25 TL sosyal yardım zammı toplamı 4.743,75 TL nin bilirkişi ..." nın dosyaya sunduğu 06/12/2016 tarihli raporunda belirttiği her bir aylık ve sosyal yardım zammı ödemesi gereken tarihlerden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Yatırılan primlerin iadesine ilişkin talebin zaman aşımı nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı ve davalı Kurum vekilleri kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Eldeki davada, davacının vergi kaydının 01/04/1977-01/04/1978, 19/08/1985-28/03/1989 ve 06/09/1999-31/12/2001 tarihleri arasında mevcut olduğu, esnaf ve sanatkarlar sicil kaydının 02/05/1986 tarihinde başladığı ve devam ettiği, ... Tornacı ve Tesfiyeciler Oda kaydının 19/10/1976 tarihinde başladığı ve devam ettiği, oda kaydına istinaden 19.10.1976 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak tescil edilen, ve 19.10.1976 – 20/04/1982 ve 22.03.1985-22.01.2003 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Bağ-Kur sigortalılığı bulunan davacının, 20/04/1982-22/03/1985 tarihleri arasında primleri ödenmiş sigortalılık sürelerinin 1479 sayılı yasanın 24. ve 25. maddesindeki değişiklik nedeniyle vergi kaydı olmadığından bağ-kur sigortalısı olma niteliği bulunmadığından davacının 23.01.2001 tarihli tahsis başvurusunun 25 yıl sigortalılık süresi bulunmaması nedeniyle reddedilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, Medeni Kanun 2.madde hükmünden hareketle uyuşmazlık dönemi olarak belirlenen 20/04/1982-22/03/1985 tarihleri arası devrede, davacı Bağ-Kur’lu sayılmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de hüküm yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 öncesi uyuşmazlık süresi ile ilgili olarak davanın yasal dayanaklarından olan ve 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24’üncü ve 25’inci maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler, meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 günü yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Daha sonra, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunla değişik 1479 sayılı Kanunun 24’üncü maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı, gelir vergisinden bağışık olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiş; anılan madde 22.03.1985 günü yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunla bir kez daha değiştirilip kapsam genişletilerek, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanlar zorunlu sigortalı olarak kabul edilmiş, anılan düzenleme 4956 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur. 4956 sayılı Kanunun 14’üncü maddesiyle değiştirilen hükümle zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden bağışık tutulanlar yönünden ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiştir.
1479 sayılı Kanunda, 506 sayılı Kanunun 79. maddesine paralel geçmişe yönelik sigortalılık tesciline imkan veren yasal düzenleme bulunmadığından anılan sigortalılık niteliğine sahip olunmadığı döneme ait prim borçlarının daha sonraki tarihlerde Kurumca hatalı olarak geriye dönük tahsil edilmesi de ilgiliye zorunlu sigortalılık hakkı kazandırmaz. Ancak ödemelerin icra takibi sonucu gerçekleştiği veya 06.03.1992 günü yürürlüğe giren 3780 sayılı Kanun ile 16.05.1997 tarihinde yürürlüğe giren 4247 sayılı Kanun hükümleri (af) kapsamında yatırıldığı hallerde, Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralları çerçevesinde, Kurumun geçmişe yönelik prim borçlarını tahsil edip uzun süre nemalandırmasından sonra, anılan döneme yönelik sigortalılığın iptalinin iyiniyetle bağdaşmayacağı gözetilerek, geçmişe yönelik prim ödemelerinin kapsadığı sürenin isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak kabulü gerekir.
Somut olayda; uyuşmazlık devresi olan 20/04/1982-22/03/1985 tarihleri arası dönemde bağımsız çalışmaya ilişkin vergi kaydı bulunmayan, bu dönem primlerinin icra tehdidi altında veya 3780 sayılı Kanun, 4247 sayılı Kanun hükümleri kapsamında ödemediği anlaşılan davacının, anılan uyuşmazlık devresinde sigortalı sayılabilmesi mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının, HMK"nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine ve kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.02.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.