10. Hukuk Dairesi 2014/12277 E. , 2014/25316 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, yersiz ödendiği gerekçesi ile davalıya ödenen ölüm aylıklarının tahsili için yapılan icra tikibine itirazın iptali ile icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen şekilde, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı ve davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1–Davalı temyizi bakımından;
21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ve ayrıca 5236 sayılı Kanun, katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2014 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427’nci maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 1.890,00 TL. olarak değiştirmiştir.
Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkâr) tazminatı, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın tamamının gözetilmesi; tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427’nci maddesi hükmü gereğidir.
Somut olayda, davaya konu edilen toplam talebin 10389,90 TL ve kısmen kabule göre kabul edilen tutarın da 1605,93 TL olduğu dikkate alındığında, davalı aleyhine kabule konu tutar yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğundan, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün değildir.
./....
-2-
Hal böyle olunca, davalının temyiz dilekçesinin miktar itibariyle, kesinliği nedeniyle Reddine.
2-Davacı Kurum temyizi bakımından;
Davalıya, 03.09.1981 tarihinde vefat eden 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı babası üzerinden 01.10.1995 tarihinden itibaren ölüm sigortasından ölüm aylığı bağlanmış iken; kendi çalışmaları nedeniyle (01.06.1977–30.06.1994 tarihleri arasında zorunlu, 01.07.1994–30.05.1998 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı hizmetleri dikkate alınarak) 01.07.1998 tarihinden itibaren de 506 sayılı Yasa kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığının 2005 yılında Kurum tarafından tespiti üzerine, 2005 tarihli işlemle ölüm aylığı kesilmiş ve 01.07.1998–19.06.2005 tarihleri arasında yersiz olarak ödendiği iddia edilen tutar ve işleyen faizi toplamı 10.389,90 TL’nin iadesi için davacı hakkında takibe başlanmış olduğu ve davacının süresinde takibe itirazı nedeniyle itirazının iptali ve icra inkar tazminatı çin eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmakta ise de, verilen kararın yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmakatadır.
506 sayılı Yasanın 68/I-C-a maddesi aylık bağlanma koşulları yönünden "evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocuklarına” aylık bağlanması olanağı öngörürken; aynı maddenin (VI) numaralı bendi, kız çocuklarına bağlanan aylığın kesilme nedeni olarak “çalışma ve evlenme” halini kabul etmekteyken; 4958 sayılı Yasanın 06.08.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 35. maddesiyle, söz konusu (VI) numaralı bende “buralardan gelir veya aylık almaya” ibaresi eklenerek böylelikle “Sosyal Sigortadan, Emekli Sandıklarından aylık veya gelir almaya başlama” olgusu, hak sahibi kız çocuklarına bağlanan aylığın kesilme nedeni olarak benimsenmiştir. Değişiklik 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin önceki yasa ile oluşan kazanılmış hakları ortadan kaldıramayacağı olgusu gözetildiğinde, 06.08.2003 öncesi döneme ilişkin ödemelerin bu nedenle istirdadı yoluna gidilemeyeceğinin kabulü gerekmektedir.
Diğer taraftan, 506 sayılı Yasaya 02.07.2005 tarih, 5386 sayılı Yasanın 2.maddesiyle eklenen Geçici 91. madde ise “6.8.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıklar; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları halleri hariç olmak üzere geri alınmaz.” Hükmü getirmiştir. Bu düzenlemede 506 sayılı Yasanın 68/VI maddesinin 4958 sayılı Yasa ile değiştirilen haline göre farklı düzenleme getirerek “kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları” halini aylık kesme nedeni olarak öngörmüş; Geçici 91 maddenin altı ve yedinci fıkrasında ise; “Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası gereğince, aylık veya gelirleri ödenmeye devam olunacak kız çocuklarının aylık veya gelirlerinin ödenmesine devam olunması için sahip olmaları gereken
../....
-3-
şartları, ilk kez veya yeniden 6.8.2003 tarihinden sonra haiz olan kız çocukları da aynı esas ve usûllerle aylık veya gelir hakkından yararlandırılır.” kuralı yer almaktadır.
Davacının yaşlılık aylığı bağlanmasına esas alınan sigortalılık süresi zorunlu sigortalılık ile isteğe bağı sigortalılık süresinin birleşiminden oluşmaktadır. Bu durumun kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma koşulu yönünden değerlendirmesi yapıldığında; isteğe bağlı sigortalılık için gerekli tescil koşulunu oluşturan zorunlu sigortalılık hali ile isteğe bağlı sigortalılığın tek başına aylık bağlanmasına yeterli olduğu ve zorunlu sigortalılık süresinin dışlanmasının aylık veya gelir bağlanması koşulları üzerinde etkili olmadığı durumlar dışında, aylık veya gelirin bağlanmasında zorunlu sigortalılık süresinin gözetilmiş olması hali, kendi çalışması nedeniyle gelir veya aylık alma hali olarak değerlendirilmelidir.
Mahkemece, davacı Kurumun 06.08.2003 öncesi döneme ilişkin ödemelerin istirdadı yoluna gidilemeyeceğinin ve 06.08.2003 tarihi ile 09.06.2005 tarihleri arasında ödenen tutarlar bakımından ise aylık kesme sebebi karşısında Kurumun istirdada hakkı bulunduğunun kabulü yönündeki yaklaşımı isabetli ise de Kurum alacağının 5510 sayılı Yasanın 96’ncı maddesinin “b” bendi kapsamında belirlenmesi isabetsizdir.
2-Öte yandan, davalının annesinin de 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğu ve 07.10.1993 tarihinde vefat ettiği, davalıya annesi üzerinden de 15.11.1995 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa kapsamında ölüm aylığı bağlandığı anlaşılmakta olup, bu kapsamda davanın yasal dayanaklarından birinin de davacınn babasının ölüm tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı yasanın 4958 sayılı Yasayla değişiklikten önceki 93 üncü maddesinde yer alan "sigortalı olan ana ve babaların ölümlerinde her ikisinden de gelir veya aylık bağlanmasına hak kazanan çocuklara, bunlardan intikal eden gelir ve aylıklardan yüksek olanın tümü, eksik olanın yarısı bağlanır" hükmü olduğu anlaşılmaktadır.
Bu halde, mahkemece, davalıya anne ve babasından ayrı ayrı bağlanan ölüm aylığı tutarları Kurumdan sorularak, babadan bağlanan ölüm aylığının anneden bağlanan ölüm aylığından az olması halinde, 506 sayılı Yasanın 93’üncü maddesi kapsamında, anılan yasal düzenleme çerçevesinde az olan aylıkların yarısı tutarında davacı Kurum alacağının bulunduğu ve bu alacağın 01.07.1998–06.08.2003 tarihleri arasında hesap edilmesi gerekeceği hususu dikkate alınmalıdır.
3-Kurum alacağının belirlenmesi bakımından ise; 5510 sayılı Yasanın 96. maddesinin süregelen uyuşmazlıklarda uygulanmasının zorunlu olması nedeniyle bu maddedeki “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
.../....
-4-
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” düzenlemesini içermesi karşısında; davacı bakımından yaşlılık aylığı bağlanması esnasında ölüm aylığı aldığını bildirmeyen davalı hakkında 5510 sayılı Yasa’nın 96’ncı maddesinin “a” bendi hükümlerine istinaden madde hükmü çerçevesinde davalı Kurumca istirdatı mümkün olan yersiz ödeme dönemi ve miktarı belirlenerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.