10. Hukuk Dairesi 2011/273 E. , 2012/7058 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, davacının, davalı köy tüzel kişiliğinde, 07.07.1984-30.03.2004 tarihleri arasında bekçi olarak sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın, 2000 yılı öncesi sürenin hak düşürücü süreye uğradığı, sonrasına dair ise ispatlanamadığı gerekçeleriyle reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ve davalılardan ... vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalılardan ... vekilinin temyizinin hukuki yarar yokluğundan reddine,
2-01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1. maddesi uyarınca, anılan Kanunun yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre oluşturulan sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirileceği ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanunun 79.maddesi olduğu kabul edilmelidir.
Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla, sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde, Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Davaya konu çalışmaların geçtiği iddia olunan yılın sonu ile dava tarihi dikkate alındığında, hak düşürücü sürenin geçmediği anlaşılmaktadır.
Her türlü delil ile kanıtlanabilecek hizmet tespiti davalarında izlenecek yol, öncelikle iddia edilen dönemde böyle bir işyerinin faal olup olmadığının araştırılması, işveren nezdindeki çalışmayla ilgili belgelerin getirtilmesi, sigortalının imzasını içerenler yönünden imzasının kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelenmesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi aynı değerdeki yazılı delillerle kanıtlanmalı, kayıtlarda gözükmeyen çalışmaların neden kayıtlara geçmediği yöntemince araştırılmalı, yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden bordro tanıkları ile aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan işverenler ve bunların çalıştırdıkları kişilerin bilgilerine başvurulmalı, tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde işyerinin kapasitesi ve niteliği nazara alınmalıdır.
Somut olayda, davacının davalı köy tüzel kişiliği nezdinde geçtiğini iddia ettiği çalışma yönünden, yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Tanık olarak dinlenen muhtar ve azaya, köy karar defterinin 1990, 1992, 1994 yıllarında bekçilik ücreti adı altında geçen ücretin muhatabının davacı olup olmadığı sorulmamış, diğer yıllarda bu hususta kararlara neden yer verilmediği açıklattırılmamıştır. Yine, davalı köye ait gider kayıtlarında 2002 ve 2003 yıllarında davacı adına yer alan ücretlerin ne sebeple tahakkuk ettirildiği de irdelenmemiştir.
Yapılacak değerlendirmede, davacı adına düzenlenen bekçi intihap mazbatası dikkate alınmalıdır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 10.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi