5. Hukuk Dairesi 2015/25227 E. , 2016/4106 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini davası ile birleştirilen kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ve birleştirilen davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
- K A R A R –
Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini davası ile birleştirilen kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne birleştirilen davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmuş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Daire bozma kararına uyularak bilirkişiden ek rapor alınmış ise de, alınan rapor hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki;
1)6450 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 15. maddesi gereğince, bilirkişi kurulunun beş kişiden oluşturulması gerekirken, tek bilirkişinin verdiği raporla yetinilmesi,
2)Dava konusu taşınmaz arsa niteliğindedir. Kamulaştırma Kanununun 11/1-g maddesi uyarınca, arsalara değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan satışlara göre değer biçilmesi gerekir.
Dava konusu taşınmaza bozmadan önce ve sonra alınan rapor ve ek raporlarda aynı emsallerle değer biçilmesine rağmen, emsaller ile dava konusu taşınmazın karşılaştırılmasında üstünlük oranları birbirinden farklı olarak kabul edildiği gibi, hükme esas alınan raporda emsal olarak incelenen 228 ada 1 parsel sayılı taşınmazın satışının hissedarlar arasında yapılan satış olduğu anlaşıldığından rapor inandırıcı ve hüküm kurmaya elverişli bulunmamıştır.
Bu durumda; taraflara dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere olan mesafesini de gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
3)Kamulaştırılan kısmın zemin bedelinin hesaba katılmaması suretiyle eksik bedel tespiti,
4)Dairemiz bozma kararına esas ilk kararda, dava konusu taşınmazın el atılan kısmından arta kalan bölümü yönünden değer azalışı uygulanmadığı ve bu hususun bozma nedeni yapılmayarak, davalı idare lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu dikkate alınmadan kalan kısımda değer azalışı olduğunun kabulü ile fazla bedel tespiti,
5)13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanan Anayasa Mahkemesi"nin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı ile;
6487 sayılı Yasanın 21. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin on üçüncü fıkrası "09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihlerini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği" gerekçesiyle Anayasanın 2. ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Bu durumda; 04.11.1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin el atmalarda nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği düşünülmeden, birleştirilen davada, davacı lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan açıklanan nedenlerle hükmün H.U.M.K. 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davalıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 02/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.