11. Hukuk Dairesi 2016/8338 E. , 2018/1701 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07/04/2016 tarih ve 2014/160-2016/63 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili adına ... nezdinde tescilli “...+şekil” markasının ayırt edilemeyecek kadar benzerinin davalı tarafça kullanıldığını, bu durumun mahkeme aracılığıyla tespit edildiğini, davalının müvekkilinin tescilli markası, ürün kutuları ve ambalajları ile tüketici nezdinde iltibasa yol açacak şekilde benzer bir kullanım sergilediğini davalının marka hakkına tecavüz ile yetinmediğini, müvekkilinin kutu tasarımını da birebir kopyaladığını, tarafların kutularında markaların çok benzer yazı karakterleriyle yazıldığını, müvekkilinin ticaret unvanı "Saadet" ibaresi ile karşı tarafın ticaret unvanı "..." ibaresinin kutunun tam olarak aynı yerlerinde yer aldığını, müvekkilinin kutusunun yan tarafında markasının İngilizce karşılığının yazılı olduğunun karşı tarafın da aynı şekilde markanın İngilizce karşılığına yer verdiğinin davalının bu kullanımının haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek müvekkiline ait marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin men’ini, şimdilik 1.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin markasının tescili için ...’ye başvuru tarihinin davacının başvuru tarihinden önce olduğunu, müvekkilinin marka üzerinde öncelik hakkının bulunduğunu, müvekkilinin ... logusunun sadece dava konusu ürünlerde değil diğer ürettiği birçok üründe kullanıldığını, müvekkilinin markası ile davacının marka ve logosuyla hem marka hem anlam olarak hiçbir ilgisinin olmadığını, markada “...” sözcüğünün üretilen sakızların ... olduğunu gösterdiğini, benzer nitelikte ürünlerin farklı firmalar tarafından üretildiğini, ambalaj ve paketlerde de piyasada benzerlikler olabildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafa ait “... YÜZ+şekil” markası ile davalı tarafın “... GÖZ+şekil” markalarının, kullanılan sakız paketi ve ambalaj ve tasarımlar ile davacı tarafın tescilli markadaki figürünün ortalama tüketici nezdinde aynı işletmeden gelen ürün bazında algılamaya neden olunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, marka hakkına yönelik tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK"nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK"nin 298/.... maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta dava, marka hakkına yönelik tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminat talepleri ile açılmış, daha sonra davacı vekili maddi tazminat talebinin ıslahına ilişkin dilekçesinde de açıkça manevi tazminat talebinin aynen devam ettiğini belirtmiş olmasına rağmen, mahkemece davanın kabulüne ve haksız rekabetin tespiti ile maddi tazminata karar verilmiş ancak davacının manevi tazminat talepleri hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeyerek hükmün gerekçesi ile sonuç kısmı arasında çelişki yaratılmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere, denetime elverişli bir gerekçe belirtilmeden, yazılı olan gerekçe ile de hüküm ve aynı zamanda hükmün kendi içerisinde dahi çelişki yaratır şekilde karar verilmesi doğru olmadığından, tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilmek ve Yargıtay denetimine elverişli ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde gerekçeli bir karar verilmek üzere hükmün re’sen bozulması gerekmiştir.
...- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın resen BOZULMASINA, (...) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 06/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.