1. Hukuk Dairesi 2016/12519 E. , 2019/4761 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ..."ın düzenlemiş olduğu rapor okundu, açıklamaları dinlendi, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, davalı ile ortak mirasbırakan babaları...’nün 1447 parsel sayılı taşınmazını diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak intifa hakkını kendisinde bırakarak satış suretiyle davalı oğluna temlik ettiğini ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile veraset ilamındaki payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, temlikin mal kaçırma amaçlı olmadığını, mirasbırakanın başka taşınmazlarını da ihtiyaç nedeniyle satışa çıkardığını, taşınmazı satın aldığını, diğer mirasçıların ... Asliye Hukuk Mahkemesi"ni 2014/41 Esas ve 2015/51 Karar sayılı doyasında aynı parsel için aynı nedenlerle dava açtıklarını, delillerinin belirtilen dosyada mevcut olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan...’nün 20/02/2014 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı kızı, davalı oğlu ve dava dışı ... ve...nın kaldığı, mirasbırakanın maliki olduğu 1447 parsel sayılı taşınmazı 27/09/1984 tarihinde intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini davalı oğluna satış suretiyle temlik ettiği, mirasbırakanın temlik harici 10.880 m2 ve 4.767 m² yüzölçümlerinde iki adet daha taşınmazının olduğu ve ölümü ile mirasçılarına intikalinin sağlandığı, mirasbırakanın sağlığında dört parça taşınmazını da üçüncü kişilere devrettiği anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, dinlenen tanık beyanlarından, davalının bir süre yurtdışında çalıştığı, ekonomik durumunun iyi olduğu, dava konusu taşınmaz için mirasbırakana para gönderdiği, mirasbırakanın davacı kızı ile arasında husumet olmadığı anlaşılmıştır.
Belirlenen bu olgular, yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde temlikin mal kaçırma amacı ile yapılmadığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.