11. Hukuk Dairesi 2016/11136 E. , 2018/679 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/12/2015 tarih ve 2014/763-2015/902 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 23.01.2018 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen 11/11/2010, 30/11/2010 sözleşme, 11/11/2011 ve 30/11/2011 vade tarihli, beheri 1.000.000,00 CHF (İsviçre Frangı) bedelli opsiyon sözleşmelerinin davalı tarafından vadesinden önce, 03/08/2011 tarihinde sözleşmeye, hukuka ve hakkaniyete aykırı bir şekilde, re’sen ve tek taraflı olarak feshedilmesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, müvekkilinin doğrudan ve dolaylı maddi zararının tespiti ile avans faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu işlemin taraflar arasında akdedilen türev işlemleri çerçeve sözleşmesi kapsamında davacının talimatı ile gerçekleştirildiğini, o dönemde yabancı parada aşırı dalgalanma olduğunu ve böyle durumlarda yapılması gereken işlemler için sözleşmede açık hüküm olduğunu, davacının müvekkili banka nezdinde bir çok opsiyon işlemi olduğunu, müvekkilinin sözleşme ve yasaya uygun hareket ettiğinden davacının zararına sebebiyet verecek bir eylemi ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın sözleşmeden ve yasadan doğan edimlerini tam olarak yerine getirmediği, davalı banka yetkilisinin davacı ile olan görüşmelerinde davacıya alternatif sunmadığı ve doğrudan doğruya opsiyonlarını kapatmaya yönlendirdiği, teminat tamamlama seçeneğini gündeme getirmediği, 03/08/2011 tarihli görüşmede davacının kendisinden teminat istenilmediğini, istenilmesi halinde getirebileceğini ifade ettiği , banka yetkilisinin teminat istenilmediği, teminatın yeterli olduğu, zarar oranının %68 kalması nedeniyle teminata gerek olmadığı belirtilerek yerinde görülmediği, banka yetkilisi tarafından teminat tamamlama çağrısı yapılmış olması halinde davacı zararının daha az olacağı. davalının re’sen sözleşmeleri erken feshetmesi nedeniyle davacının zarara uğradığı, davalı bankanın müşterisi olan davacıya sözleşmeden doğan borçlarını ifa ederken bilgilendirme ve korumaya yönelik sorumluluklarını yerine getirmediği, davacıyı daha fazla zarar vereceği kapama işlemine yönlendirdiği ve kapama işlemi dışında hiçbir alternatif sunmadığı, bu hali ile davalının sözleşmeden ve yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği, sözleşmenin nitelik ve gereklerine uygun hareket etmeyerek davacının zararına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 701.839,16 TL’nin 100.000 TL’sinin 03/08/2012 tarihinden, 601.839,16 TL’sinin ıslah tarihi olan 27/10/2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davalı vekilinin 01/02/2016 havale tarihli dilekçesine hasren yapılan temyiz incelemesine göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 35.958,98 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 25/01/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, taraflar arasında akdedilen opsiyon sözleşmesinin vadesinden önce davalı banka tarafından feshi nedeniyle oluşan zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece evvela 02.05.2014 tarihli rapor ve bu rapora itirazlar nedeniyle 23.09.2014 tarihli ek rapor ve bilahare yeni bir bilirkişi kurulundan 28.09.2015 tarihli rapor alınmış ve bu rapora itibar edildiği belirtilerek 701.839,16 TL"nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davacı vekilinin 19.01.2016 tarihinde, lehlerine 41.473,56 TL yerine 10.400 TL vekalet ücretinin, takdir edildiğini belirterek tashih istemesi üzerine mahkemece, bila tarihli karar ile tashih talebi kabul edilmiştir. Mahkeme kararı ile ek karar davalı vekiline 01.02.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Davalı vekili süresinde verdiği 01.02.2016 tarihli temyiz dilekçesinde ".... karar, dosya kapsamındaki delillere, yasaya ve usule açıkça aykırıdır. Sayın mahkeme, tarafımızın incelenmesini talep ettiği hiçbir hukuki konuyu irdelememiş, tarafımızın itirazlarını değerlendirmeksizin karar vermiştir.... Usul ve yasaya aykırı, dosya kapsamındaki delilleri yeterince değerlendirmeyen, itirazlarımızı karşılamayan ... kararın bozulması ...." gerekçeleriyle temyiz etmiş; dilekçe temyiz defterine kaydedilmiş ve harcı alınmıştır. Davalı vekili ayrıca, "temyiz nedenlerimize ilişkin beyanlarımız" başlığı altında süresinden sonra 26.04.2016 tarihli dilekçe vermiş; raporlarda çelişki bulunduğunu bildirerek, çelişkili bulduğu yönleri açıklamış, bir tek ses kaydının esas alındığını, oysa diğer delillerin dava konusu işlemleri davacının bildiğini net şekilde ortaya koyduğunu, dosya kapsamındaki kapatma işleminden önceki ses kayıtlarının değerlendirilmediğini, eksik incelemeyle karar verildiğini, ayrıca zararın fahiş hesaplandığını ...." bildirerek mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
HMK"nın geçici 3/2 maddesi gereğince uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK"nın 428. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendi gereğince, Kanunun ve sözleşmenin yanlış tatbik edilmesi, 2. bendi gereğince ise iki taraftan birinin bildirdiği delillerin sebepsiz olarak kabul edilmemesi halinde Yargıtay kararı bozar. Aynı Yasa"nın 439/2. maddesine göre de Yargıtay iddia ve savunma ile bağlı bulunmaksızın kanunun açık maddesine aykırı bulduğu diğer sebepten (md. 428) dolayı da kararı bozabilir. Bu iki maddeden hareketle denebilir ki Yargıtay, tarafların dilekçelerinde bildirmiş oldukları temyiz sebepleri ve iddia ve savunmaları ile bağlı değildir. Kanuna (hukuka) aykırı bulduğu diğer sebeplerden dolayı da temyiz edilen kararı bozabilir. Bu nedenle de davacının temyiz dilekçesinde bozmayı gerektiren temyiz sebeplerini açıklamamış olması halinde temyiz incelemesi HUMK"nın 428. maddesinde sayılan nedenler göz önünde tutularak yapılır. (HGK 02.06.1976 T. 4/487-350)
Somut olaya gelince davalı süresi içinde verdiği ilk temyiz dilekçesinde, kararın dosya kapsamındaki delillere uygun olmadığını, incelenmesini talep ettiği hiçbir hukuki konunun irdelenmediğini ve itirazların değerlendirilmediğini bildirmiştir. Bu temyiz dilekçesi nedeniyle Dairemizce, davalının ibraz ettiği tüm delillerin (sözleşme, teyit formu, grafikler, tüm konuşma kayıtları...) mahkeme ve bilirkişilerce yeterince değerlendirilip değerlendirilmediğinin, yapılan değerlendirmenin hüküm kurmaya yeterli olup olmadığının, alınan iki asıl ve bir ek raporun sonuca gitmeye elverişli olup olmadığının, davalının rapora itirazlarının bilirkişilerce ve nihai olarak da mahkemece karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerekirken, bu hususlar hiç incelenmeden itiraz üzerine mahkemenin şeklen ek rapor almış olmasını yeterli bularak mahkeme kararının onanması nedeniyle sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. Zira davalının verdiği ilk temyiz dilekçesinin içeriği nedeniyle bu incelemenin yapılması gerektiği gibi dilekçenin içeriğinin elvermediği bir an için kabul edilse dahi HUMK"nın 428 ve 439/2 maddeleri gereğince de bu incelemenin yapılması gerekmektedir.
Ayrıca, sayın çoğunluk tarafından 26.04.2016 tarihli süresinden sonra verilen temyiz dilekçesi temyiz incelemesi esnasında hiç göz önüne alınmamış ise de bu dilekçe, davalının vermiş olduğu ilk temyiz dilekçesinin açılımından ibaret olup; ilk temyiz dilekçesinde ileri sürülmeyen hiçbir husus bu dilekçede dile getirilmemiş; yeni bir temyiz sebebi de ileri sürülmemiştir.
Açıklanan bu nedenlerle, davalının tüm delillerinin değerlendirilip değerlendirilmediği, bilirkişi raporlarının çelişkili bulunup bulunmadığı, davalının itirazlarının bilirkişi ve mahkemece karşılanıp karşılanmadığı ve mahkemenin itibar ettiğini belirttiği raporun içerik itibariyle de dosya kapsamına uygun olup hüküm kurmaya elverişli bulunup bulunmadığının değerlendirilerek temyiz incelemesi yapılması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan bu yönler hiç incelenmeksizin verilen onama kararına katılmıyoruz.