10. Hukuk Dairesi 2018/5435 E. , 2020/724 K.
"İçtihat Metni"Bölge Adliye
Mahkemesi : Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
Dava, borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üyeler ... ve...ün muhalefetine karşı Başkan ..., Üyeler ... ve ..."nın oyları ve oyçokluğuyla 05.02.2020 gününde karar verildi.
(M) (M)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, zamanaşımı nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemini ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi, yapılandırma başvurusunda bulunan davacının zamanaşımı def’inde bulunamayacağından bahisle istemin reddine karar vermiş; davacı vekilinin İstinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce kararın onanmasına ilişkin olarak verilen karara aşağıda gösterilen nedenlerle iştirak etmiyoruz.
Uyuşmazlık konusu prim borçları 1998 ve 1999 yıllarına ait olup, davacının 28.01.2015 tarihli yapılandırma talebine göre prim borçlarının 5510 ve 6552 sayılı Yasalar kapsamında yapılandırıldığı, yapılandırma kapsamında herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Daire çoğunluğu, zamanaşımına uğramış bir borçla ilgili yapılandırma talebinde bulunulması halinde, yapılandırmaya konu borç miktarı kadar borcun her iki taraf yönünden de yenilendiği ve söz konusu miktar bakımından davacının Borçlar Kanunu"nun 139. maddesine göre zamanaşımı def"inden feragat ettiğini gerekçe göstererek mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir.
1)Zamanaşımına uğramış bir borcun yapılandırılması halinde, borcun yenileneceğine ilişkin çoğunluk görüşü bakımından uyuşmazlık irdelendiğinde; borç döneminde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu"nun 114. maddesinde, borcun yenilenmesinin akitten açık bir şekilde anlaşılması gerektiği vurgulanmıştır. Öğretide belirtildiği üzere bir borcun yerine yenisinin geçmesi suretiyle eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme denir. Bunun için taraflar arasında borçlar hukukundan ve özellikle hukuki işlemden, haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden ya da aile veya miras hukukundan doğan eski ve geçerli bir borcun mevcut olması, önceki borcun hukuki sebebinden farklı olmak üzere geçerli ve yeni bir borcun kurulması, tarafların yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu sona erdirme iradelerinin açıkça belli olması gerekir. Oysa ödeme emrine konu borçlar 6183 sayılı Yasanın 1. maddesinde öngörüldüğü üzere devletin kamu hizmeti uygulamasından doğan fakat sözleşme, haksız fiil ve haksız iktisaptan kaynaklanmayan prim alacağı olup, bu alacağın niteliği itibariyle yenilemeye konu olması ve hukuki sebepleri farklı yeni bir borç yaratarak önceki borcu sona erdirmesi mümkün değildir, çünkü yapılandırmaya konu prim borcunun kaynağı, niteliği ve hukuki sebebi değişmemekte, sadece ödenecek miktar itibariyle yapılandırma yasasının lehe hükümlerinden yararlanma söz konusu olmaktadır.
2)Davacının, yenilenen miktar bakımından Borçlar Kanunu"nun 139. maddesine göre zamanaşımı def"inden feragat ettiğine yönelik çoğunluk görüşü bakımından uyuşmazlık irdelendiğinde; 6183 sayılı Yasanın 102. maddesinde, amme alacağının, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmemesi halinde zamanaşımına uğrayacağı, zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemelerin kabul edileceği hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın 103. maddesinde ise; tahsil zamanaşımını kesen haller sınırlı şekilde sayılarak, 11. bentte de; amme alacağının, özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanmasının zamanaşımını keseceği ve kesilmenin ilişkin olduğu takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Buna göre;
a) Tahsil zamanaşımını kesen haller sınırlı biçimde belirtilmiş olup, bunların yorum yoluyla genişletilmesi mümkün olmadığı gibi, Borçlar Kanunu"nda düzenlenen kesme nedenlerinin 6183 sayılı Yasa kapsamındaki alacaklara uygulanması mümkün değildir. Kaldı ki 6183 sayılı yasa da zamanaşımı def"inden feragata dair bir hüküm mevcut olmayıp bu yönde Borçlar Kanunu"nun 139. maddesinin uygulanacağına dair bir atıfta bulunmamaktadır.
b) Diğer yandan, 6183 sayılı yasanın 103. maddesinde sayılan zamanaşımını kesen sebeplerin, söz konusu alacak için öngörülen tahsil zamanaşımı süresinin geçmesinden önce gerçekleşmesi halinde zamanaşımını keseceği aksi halde zamanaşımına uğramış bir borca hayatiyet kazandırmayacağı her türlü tartışmadan uzaktır.
c) Somut olayda; borç dönemleri dikkate alındığında, yapılandırma talepi itibariyle da 5 yıllık tahsil zamanaşımı süresinin geçmesi, dolayısıyla yapılandırma taleplerinin zamanaşımı süresini kesen bir hukuki sonuç doğurmaması ve davanın da zamanaşımı nedeniyle ödeme emirlerinin iptaline yönelik bulunması ve yapılandırma kapsamında herhangi bir ödemenin de bulunmaması karşısında, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirdi.
Daire çoğunluğu tarafından, 6183 sayılı Yasa kapsamındaki bir kamu alacağının özel hukuk alacağı gibi nitelendirilip, zamanaşımının dolmasından sonraki yapılandırmayla Borçlar Kanunu anlamında borcun yenilendiğinin ve bu suretle de zamanaşımı def"inden feragat edildiğinin kabul edilmesi, 6183 sayılı Yasanın gerek niteliği, gerekse 1, 102 ve 103. maddeleriyle bağdaşır bir durum olmadığından sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.