13. Hukuk Dairesi 2016/16750 E. , 2017/3883 K.
"İçtihat Metni"... (ve kızı adına velayeten) vekili avukat ... ile 1-... ve ... AŞ vekili avukat ..., 2-... AŞ vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında ... Asliye Hukuk Mahkemesinden (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) verilen 23.12.2013 tarih ve 2012/196-2013/569 sayılı hükmün Dairemizin 28.3.2016 tarih ve 2015/11837-2016/8733 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacılar, murisleri ..."nun 27/02/2009 tarihinde davalı bankadan 85.000,00 TL tutarlı konut kredisi kullandığını, bu krediden dolayı diğer davalı banka acentesi tarafından hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, murisin vefatından sonra sigorta poliçesinin devreye alınması için Bankaya bildirimde bulunduklarında ise, poliçenin yenilenmediğinin anlaşıldığını, banka ve acentesinin gerekli bildirim yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek, 27.02.2009 tarihli kredi sözleşmesinin geri ödemesinin durdurulması yönünde karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, ayrı ayrı davanın reddine karar verilmesini dilemişlerdir.
Mahkemece, “hayat sigortalarının zorunlu sigortalardan olmayıp, tamamen sigorta ettirenin isteği ile düzenlenecek bir sigorta türü olduğu, kredi ödeme süresi sonuna kadar hayat poliçesini yenileme görevinin kredili müşteriye ait olduğu, bankanın bu konuda bir sorumluluğunun söz konusu olmadığı, kaldı ki dava konusu olayda prim tahsilatsızlığı nedeni ile sorumluluğun tamamının davacıların murislerine ait olduğu” belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiş, karar Dairemizce Onanmış bu sefer davacı yanca karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Davacıların murisinin 27.02.2009 tarihli konut kredisi sözleşmesi ile, aylık taksitler halinde geri ödeme koşuluyla davalı bankadan 85.000,00 TL konut kredisi kullandığı, diğer davalı bankanın acentesine hayat sigortası yaptırıldığı, 2010 yılında 27/02/2010 tarihinde, sigorta poliçelerinin yenilendiği ancak hesaptan prim tutarının yeterli bakiye bulunmaması nedeni ile tahsil edilememesi üzerine poliçenin 04/06/2010 da iptal edildiği, kredi borçlusu murisin 22/03/2012 tarihinde öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacılar, gerekli bildirimlerin yapılmamış olması nedeni ile bunun sorumluluğunun Bankaya ait olduğunu ileri sürmüşler, davalı Banka ise, sözleşmenin ilgili hükümleri gereğince Bankanın böyle bir sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlıkla ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde; 17.1.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “Amaç” başlıklı bölümünde, “Bu Yönetmeliğin amacı, kredi kuruluşları tarafından verilen kredilerle bağlantılı olan zorunlu ve ihtiyari sigorta ürünlerinin sunumunda birlik ve güvenilirliği sağlamak, sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerini korumak ve verilecek hizmete ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” denilmekte, “Kapsam” başlıklı bölümünde ise, “Bu Yönetmelik, Türkiye’de faaliyet gösteren her türlü kredi kuruluşunun sağladığı kredilerle bağlantılı yaptırılan ihtiyari ve zorunlu sigortaları ve bu sigortalar dahilinde verilecek teminatları kapsar.” Denildikten sonra aynı Yönetmeliğin “İhtiyari Sigortalar” başlığında düzenlenen, 6. maddesinin 2. fıkrasında da, “İhtiyari sigortalarda, kredi süresi içerisinde yenileme sorumluluğu kredi kullanana, yenilemeye ilişkin bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğu ise kredi kuruluşuna aittir.” Denilmektedir.
24/09/2013 tarihli bilirkişi raporunda, “davacının isteminin haklı olmadığı, davalı bankanın, isteğe bağlı olarak sigorta ettiren tarafından yaptırılan hayat sigortası poliçesini yenilediği ancak prim tahsilatsızlığı nedeni ile poliçesinin iptal olduğu, Bankaya başkaca yasal bir sorumluluk yüklemeyeceği” belirtilmiş, mahkemece de anılan rapor benimsenerek hüküm kurulmuştur.
Oysa ki, kredi sözleşmesi nedeniyle hayat sigortası yapılmasındaki amaç, Banka yönünden kredi borcunun teminat altına alınması olduğu kadar, belli bir prim borcu getirmekle birlikte, sigortalının da bunda menfaatinin olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde, her iki tarafın da hak ve menfaatlerinin gözetilip korunması esas alınmalıdır. Nitekim, kredi sözleşmeleriyle bağlantılı sigortaların yapılması halinde sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla çıkarılan, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”, 17.1.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Kredi süresi içerisinde sigorta poliçesini yenileme sorumluluğu kredi kullanana ait olmakla birlikte, yenilemeye ilişkin bildirim Yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun da kredi veren Bankaya ait olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda, sigortasının yenilenmesi için işlemde bulunan davalıların, tahsilatsızlık durumu da dahil olmak üzere en azından muhatabına bildirim yapmak suretiyle kredi borçlusunu konu ile ilgili bilgilendirmesi, asgari özen yükümlülüğünün bir sonucu olduğu gibi, Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarının da bir gereğidir. Bu durumda davalıların, murisi, sigortanın yenileneceği ve prim tutarı için hesapta yeterli bakiyenin bulunup bulunmadığı hususunda bilgilendirip bilgilendirmediğinin araştırılması gerekmektedir. Bilgilendirmeme durumunda bankanında kusuru olduğunun kabulü gerekir. Ancak bu kabule rağmen, sigortanın yenilenip yenilenmediğinin de, kredi borçlusu tarafından takibi gerekeceğinden, uyuşmazlık konusu davacıların uğradıkları zararlar nedeniyle tarafların müterafık kusurlu oldukları sonucuna varılmalıdır. O halde mahkemece tarafların kusur oranları takdir edilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir. Bu noktada Yerel mahkeme hükmünün yukarıda yazılı gerekçeler ile bozulmasına karar verilmesi gerekirken, zuhulen onandığı yeniden yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacıların karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının iş bu gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacıların karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 28/03/2016 tarih ve 2015/11837 Esas 2016/8733 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının iş bu gerekçe ile BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, 03/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.