
Esas No: 2020/8953
Karar No: 2022/1764
Karar Tarihi: 09.02.2022
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2020/8953 Esas 2022/1764 Karar Sayılı İlamı
5. Hukuk Dairesi 2020/8953 E. , 2022/1764 K."İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin istinaf isteminin esastan reddine dair kararı ile birlikte İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/419 E- 2019/5 K sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi’nce esastan reddine karar verilmiş olup; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Aşağıda açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 2019/477E- 2019/551K sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine ilişkin kararın kaldırılmasına karar verildikten sonra İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/419 Esas - 2019/5 Karar sayılı kararının incelenmesinde;
Dava konusu İzmir İli, Narlıdere İlçesi, Narlıdere Mahallesi 156 ada 2023 parsel (eski 137 ada 971 parsel) sayılı taşınmazda davacının 12.04.1978 tarihinde satış yoluyla hissedar olduğu; İzmir Kadastro Mahkemesi'nin 1996/83 Esas – 1998/14 Karar sayılı ilamı ile taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın 17.11.1998 tarihinde kesinleştiği ve tapuda hükmen infaz edildiği, eldeki davanın ise 09.09.2016 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı anlaşılmıştır.
Zamanaşımı, borcu kendiliğinden ve yalnız başına sona erdiren bir neden olmayıp hak düşürücü sürelerden farklı olarak, zamanaşımı süresinin dolmasıyla hak ve alacak ortadan kalkmamakta, var olan bir hakkın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırmaktadır. Bunun sonucu olarak da, mahkemece resen göz önünde tutulamayacağı gibi taraflarca yasada öngörülen süre ve usul içerisinde ileri sürülmesi zorunludur. Zamanaşımı savunması ileri sürüldüğü takdirde mahkemece işin esasına girilip inceleme yapılması mümkün olmamakla birlikte, zamanaşımı savunması ileri sürülmedikçe de istem konusu olan hak ortadan kalkmadığından işin esası hakkında inceleme yapılmasında yasal bir engel bulunmamaktadır.
Buna karşılık, 6100 sayılı HMK'nın "İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi " başlıklı 141/1. maddesinde “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.” hükmü ile 141/2. maddesinde "İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." hükümleri düzenlenmiştir.
Bu itibarla, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemeyeceğinden yahut değiştirilemeyeceğinden bu süre içerisinde zamanaşımı savunması yapılmadığı veya bu hakkın yasal süresi içinde kullanılmadığı ya da sonradan kullanılmak istenilip de davacının açık muvafakati yok ise, o hak ve alacak için yasada öngörülen zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile, dava konusu istem bakımından mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Her ne kadar ıslah yolu ile savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olarak zamanaşımı def’inde bulunabilir ise de; Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2011 gün ve 2010/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararı, 12.06.2013 gün ve 2012/10-1633 E., 2013/825 K. sayılı kararı ile 07.06.2017 gün 2016/9-1209E, 2017/1705K sayılı kararlarında belirtildiği gibi ancak süresinde davaya cevap verilmesi halinde, zamanaşımı savunmasında bulunmayan davalının bu savunmasını ıslah suretiyle sonradan ileri sürebileceği, sonradan ıslahla ileri sürmesinde usule aykırı bir yönün bulunmadığı kabul edilmiştir.
Somut olayda; dava dilekçesi davalı Hazine'ye 26.09.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, cevap dilekçesi davalı Hazine vekili tarafından 22.07.2017 tarihinde mahkemeye sunulmuştur.
Her ne kadar davalı Hazine vekilince verilen cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmüş ise de; cevap dilekçesinin HMK'nın 127.maddesinde belirtilen iki haftalık yasal süresi içerisinde verilmediği ve zamanaşımı savunmasına karşı davacı tarafça da açıkça muvafakat edilmediği anlaşıldığı gibi, davalı tarafça ıslah yoluyla zamanaşımı defi sonradan ileri sürülmüş olsaydı dahi yasal süresi geçtikten sonra verilen cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'inin ileri sürülemeyeceği de birlikte gözetildiğinde davalı Hazine vekilince iki haftalık cevap süresi geçtikten sonra yapılan zamanaşımı savunmasına itibar edilmeyerek işin esasına girilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HMK'nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca kararın bir örneğinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'ne GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 09/02/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.