13. Hukuk Dairesi 2015/39403 E. , 2017/3511 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı ... vekili avukat ..., diğer davalı ... Başkanlığı vekili avukat ... ile davacılar vekili avukat ... gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, davacılardan Mahir"in 1996 yılında 5 yaşında iken davalı ... Belediyesinin organize ettiği toplu sünnet töreni ile sünnet edildiğini, birlikte davacı olan anne babanın ilk zamanlarda çocuğun gelişiminin devam etmesi nedeniyle yapılan hatayı ve sonuçlarını anlayamadıklarını, yıllar sonra operasyonun yanlış yapıldığını anlayabildiklerini, yapılan muayenelerde sünnet operasyonu sırasında kesilmemesi gerekli bağın da kesildiğini, delik açıldığını, sünnetin bariz bir şekilde yanlış yapıldığını ve bu durumun ciddi olumsuz sonuçları olduğunun tespit edildiğini, çocuğun yanlış sünnet nedeniyle idrarını normal olarak yapamadığını, idrarını yanlışlıkla bağın kesilmesi neticesinde oluşan delik yoluyla yapabildiğini, bu problemin giderilmesi için birçok kez ameliyata maruz kaldığını ancak problemin tekrar nüksettiğini, Mahir"in ergenlik çağına girmesi ile birlikte cinsel-üreme fonksiyonlarını da olumsuz etkilediğinin anlaşıldığını, bu durumun çocuk sahibi olmasını ve cinsel yaşamını doğrudan ve olumsuz şekilde etkilediğini, sünnet operasyonunu gerçekleştiren davalı belediyenin gerekli sağlık koşullarını oluşturmaksızın, yeterli tetkikler yaptırmaksızın ve organizasyon için yeterli sayıda ehil doktor temin etmeksizin böyle bir sünnet organizasyonu gerçekleştirmesi nedeniyle kusurlu olduğunu, operasyonu gerçekleştiren doktorun ise mesleğinin gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 1.000TL maddi tazminatın, Mahir için 100.000TL, anne babanın her biri için 25.000TL"şer olmak üzere toplam 150.000TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş; 16.02.2015 tarihli dilekçeyle, gerekli yetkiye haiz vekaletnameye dayanarak, maddi tazminat isteğinden vazgeçildiğini belirtmiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacı tarafın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacı anne Kiraz için 12.500,00TL, davacı baba Hüseyin için 12.500,00TL, davacı ... için 50.000,00TL manevi tazminatın olay tarihi olan 31/08/1996 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ayrı ayrı ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı tarafın maddi tazminat talebinin vazgeçme nedeni ile reddine, karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, davalı belediyenin toplu sünnet organizasyonu sırasında yapılan sünnet işleminin hatalı yapıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat isteğine ilişkin olup, mahkemece manevi tazminat yönünden istemin kısmen kabulüne, anne ve baba için ayrı ayrı 12.500,00TL"şer, çocuk için 50.000,00TL"nin davalılardan tahsiline karar verilmişse de, 22.6.1966 tarihli 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, amacı, mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanması da değildir. Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Türk Medeni Kanunu" nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi ve yukarıda belirtilen ilkeler gözetilerek, mahkemece hükmedilen tazminat miktarının eylem ve dava tarihi itibariyle, iktisadi ve ekonomik koşullar, paranın satın alma gücü ile somut olayın özellikleri de değerlendirildiğinde, hükmedilen miktarın fahiş olduğunun kabulü gerekir. O halde yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda takdir edilecek daha makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılardan alınarak davalılara ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde davalılara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.