13. Hukuk Dairesi 2015/13560 E. , 2017/3487 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile 27.6.2006 tarihinde imzaladıkları sözleşme ile daire satın aldığını, sözleşme tarihinden itibaren 40 ay sonra daireyi teslim etmesi gerekirken teslim etmediğini, davalı müteahhidin arsa sahipleriyle imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince geç teslim halinde kira bedeli ödeneceğinin taahhüt edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak 28.10.2009-28.10.2010 tarihleri arası için 4.800,00TL kira alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olmaması nedeniyle davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizin 10.10.2013 tarihli kararı ile inşaatın bitirilmesi için gerekli makul sürenin hesaplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekçesiyle bozulmuş, bozma sonrasında; mahkemece, 4.013,30TL"nin davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Yine, 6100 sayılı HMK.nun 294.maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.nun 297/2 maddesi gereğince hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK.nun 298/2 maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Somut olayda; mahkemece kararın gerekçe kısmında davanın kabulüne karar verildiği ifade edilmiş olup, hüküm kurulurken “davanın kabulüne, 4.013,30TL alacağın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, fazlaya ilişkin talebin reddine,” denilerek hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması usul ve yasaya aykırı olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 297. maddesi gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
3- Davacı, geç teslim nedeniyle oluşan kira alacağının yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, mahkemece davacının faiz talebi hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Bu konuda bir karar verilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
4- Kabule göre de, davalı yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirmiş olup, reddedilen kısım üzerinden davalı lehinde vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonucu davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün taraflar yararına, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına, 4 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 68,55 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.