8. Hukuk Dairesi 2015/974 E. , 2015/3622 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın aidiyetinin tespiti
... ile Hazine ve... Köprü Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki 68 nolu parsel üzerindeki evin zilyetliğin (muhdesatın aidiyetinin ) tespiti davasının hukuki yarar yokluğundan reddine dair .. Asliye Hukuk Mahkemesi"nden verilen 09.01.2014 gün ve 17/5 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Köy Tüzel Kişiliği"ne ait 68 nolu parsel içindeki 1 ev ve müştemilatının zilyetliğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece evrak üzerinden yapılan inceleme ile taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi ve kamulaştırma işlemi olmadığından HMK 114/1-h ve 115/2 maddeleri gereğince hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Muhdesatın aidiyetinin tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere ve kural olarak; tespit davalarında tespit davası açanın hukuki yararının varlığı gerekir. 6100 sayılı HMK"nun 106. maddesinin 2. fıkrasında “tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı olması bulunmalıdır.” denilmektedir. Bu nedenle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
HUMK’da yer almamakla birlikte Yargıtay uygulaması gereğince “hukuki yarar ilkesi” davanın açılması bakımından dava şartı olarak kabul edilmekte ve uygulanmakta idi. 6100 sayılı HMK’nu hazırlanınca, uygulamadan esinlenerek bu hukuki yarar ilkesi kanun hükmü haline getirilmiştir. 6100 sayılı HMK’nun dava şartları başlığını taşıyan 114/1-h bendinde, “davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması", ilkesinin dava şartları arasında sayıldığı açıkca görülmektedir. Hukuki yarar ilkesinin bulunduğu durumlarda
mutlaka önce bir mahkemede davanın açılması, ondan sonra bu mahkemeden muhdesata ilişkin veya herhangi bir işin yapılması bakımından yetki alınmasına gerek olmadığı gibi önce bir şeyin icra takibine konulması belirli aşamalardan sonra icra müdüründen yetki alınması suretiyle herhangi bir davanın açılmasına da gerek bulunmamaktadır. Aksi halde hak arama yollarının kapatılması ya da sınırlandırılması söz konusu olacaktır.
Nitekim Anayasa"nın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip” olduğunu vurgulamaktadır. Hak arama yollarının açık tutulması esas olup, bunun kısıtlanması ya da tamamen kapatılması kişilerin, kurum ve kuruluşların takdirine bırakılamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de; hak arama hürriyetine ve adil yargılanma hakkına vurgu yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi"nin kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da bu doğrultudadır.
Bu konuda Anayasa’nın 90. maddesinin de göz ardı edilmesi olanaksızdır. Anayasa"nın 90/5. Fıkrasına göre; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa"ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi"ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” Görülüyor ki temel hak ve özgürlüklere ilişkin hususlar konusunda çıkabilecek farklı hükümler olduğunda Milletlerarası Andlaşma hükümlerine üstünlük tanınmaktadır. Söz konusu bu hüküm ile de hak arama yollarının sınırlandırılması veya kapatılması anılan Anayasa"nın 90. maddesine aykırılık oluşturur.
Bundan ayrı hiç kimse; bir diğerini önce şu veya bu şekilde dava açmaya, takip yapmaya veya herhangi bir biçimde hareket etmeye ya da yol göstermeye zorlayamaz. Kaldı ki bu sınırlandırmanın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Önemli olan hak ve özgürlüklerin önünün açık tutulmasıdır. Bu açıkça kişi ya da kurum ve kuruluşların hak arama özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelir.
O halde; dava konusu 68 nolu parsel hakkında yapılan araştırmada davalı taşınmazın Ilısu barajı ve... (göl) alanı kamulaştırması kapsamında kaldığı... ve ... 16. Bölge Müdürlüğü"nün 21.01.2014 tarihli yazısı ile belirlenmiştir. Söz konusu davalı 68 parsel sayılı taşınmaz Ilısu... göl alanı kamulaştırması projesi kapsamı içinde kaldığından, tespit davası açılabilmesine imkan tanıyan HUMK"nun 567 ve Kamulaştırma Kanunu"nun 19. maddesi hükmünün somut olayda uygulanması mümkündür. Davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda mahkemece, işin esasına girilerek taraflara usulüne uygun dava gün ve saatini bildirir tebligatlar yapılarak, tarafların tüm delilleri toplanarak ve gerektiğinde yerinde keşif yapılarak konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde evrak üzerinden yapılan inceleme ile hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, muhdesatın davacıya ait olduğunu kabul etmeyen tüm tapu kayıt maliklerine karşı açılması gerekmektedir. Söz konusu davada ise, diğer tapu maliklerinin beyanları alınmadan, parselde payı bulunmayan ... ve 1/11 pay sahib... Genel Müdürlüğü hasım gösterilerek açılmış olması da doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK"nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK"nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK"nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK"nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.