
Esas No: 2014/6918
Karar No: 2017/673
Yağma - suç işlemek amacıyla örgüt kurmak - suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak - suç örgütüne yardım etmek - tefecilik - gizliliğin ihlali - Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2014/6918 Esas 2017/673 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Madde İle Görevli)
SUÇ : Yağma, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, suç örgütüne yardım etmek, tefecilik, gizliliğin ihlali
HÜKÜM : Beraat-Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar ... ve ... savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Hükmolunan cezaların sürelerine göre sanıklar ... ve ... savunmanının duruşmalı temyiz isteminin REDDİNE,
I- Sanıklar ..., ... ve ... ... hakkında, mağdur ..."ye yönelik yağma; sanıklar... ve ... hakkında, tefecilik; sanık ... hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak; sanıklar ..., ...,... ve ... hakkında, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak; suçlarından kurulan mahkumiyet; sanıklar ... ve ... hakkında, tefecilik suçlarından kurulan beraat hükümlerinin incelemesinde;
Her ne kadar sanık ... hakkında mağdurlar ... ve ... ... yönelik yağma suçundan açılan dava ile ilgili karar verilmemiş ise de, zamanaşımı süresinde bu konuda bir karar verilmesi olanaklı görülmüştür.
Mağdur ..."ye yönelik yağma eyleminde silah kullanılmadığı halde TCK.nın 149/1-a maddesinin uygulanması kurulan gerekçe karşısında sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, O yer Cumhuriyet Savcısı, katılan Hazine Vekili, sanıklar ..., ..., ..., ...,... savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,
II- Sanık ... hakkında, gizliliğin ihlali suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelemesinde;
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasanın 81. maddesi ile 5275 sayılı Yasanın 106/3. maddesinde; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklinde düzenleme yapıldığı dikkate alındığında, sanık hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi durumunda, hapse çevrilemeyeceğinde yasal zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını
gerektirmediğinden, hüküm fıkrasından “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine” ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
III- Sanık ... hakkında, mağdur ..."ya yönelik yağma; sanıklar ... ve ... hakkında, suç örgütüne yardım etmek suçlarından verilen beraat; sanıklar ... ve ... hakkında, mağdur ... ... yönelik yağma; sanıklar ..., ... ve ... hakkında, tefecilik suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin incelemesine gelince;
Her ne kadar sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ..."ya yönelik yağma suçundan açılan dava ile ilgili karar verilmemiş ise de, zamanaşımı süresinde bu konuda bir karar verilmesi olanaklı görülmüştür.
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Sanık ..."in, sanık ..."yı 14.12.2009 ve 15.12.2009 tarihlerinde arayarak mağdur ..."nın zeytinlikleri ile ilgili bilgi verip, borcundan dolayı hacizli olduğundan bahsettiği, sanık ..."in mağduru da arayıp bu haczi kaldırması konusunda görüşmeler yaptığı, 31.12.2009 tarihinde ise sanık ..."in mağdura ulaşmak için çok sayıda görüşme yaptığı ve mağduru parayı getirmesi konusunda tehdit ettiği, daha sonra sanık ..."i arayıp "ben bu akşam onu aldım, arabada bana bir senet imzaladı” dediği, sanık ..."in mağdura yönelik yağma eylemini örgüt lideri sanık ..."in bilgisi dahilinde gerçekleştirdiğinin ve ayrıca sanık ..."in TCK.nın 220/5.maddesi delaletiyle de sorumluluğu olduğunun anlaşılması karşısında; sanık ... hakkında mağdur ..."e yönelik yağma suçundan mahkumiyet hükmü verilmesi yerine, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatine hükmedilmesi,
2- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında, bir kısım mağdurlara yönelik tefecilik eylemlerinin suçtan zarar görenin maliye hâzinesi olması sebebiyle tek suç kabul edilerek TCK.nın 43. maddesi uygulandığı halde bir kısım mağdurlara yönelik tefecilik eylemlerinden dolayı da eylemin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilerek hükümde karışıklığa neden olunması,
Kabule göre de,
Sanıklar ..., ... ve ... hakkında hüküm kurulurken hapis cezasının yanında adli para cezasına hükmedilmemesi,
3- a) Mağdur ... ... 15.03.2010 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği beyanında; bir dönem duygusal arkadaşlık yaşadığı sanık ..."ten 10.000 TL para aldığını, bu arkadaşlığın bozulması üzerine sanık ..."in 03.09.2009 tarihinde işlettiği anaokuluna geldiğini, masaları tekmeleyip ortalığı dağıtarak kendisinden zorla 1.000"er TL"Iik 20 adet senet aldığını, bu senetlerin 6 tanesini ödediğini, polisin ... de içinde olduğu bir gruba operasyon yaptığını öğrendikten birkaç gün sonra sanık ..."in gelip 30.02.2010 tarihli 6.senedi tahsil ettiğini ve senedi de kendisine verdiğini söylediğinin anlaşılması karşısında; sanık ..."in yağma suçuna ne şekilde iştirak ettiği açıklanıp tartışılarak hukuki durumunun buna göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
b) Sanık ..."in mağdur ... ile duygusal birliktelik yaşadıkları zaman verdiği para için gerçekleştirdiği yağma eyleminin örgütten bağımsız ferdi bir suç olduğunun gözetilmemesi, ayrıca eylemin mağdurun işlettiği anaokulunun içinde gerçekleştiği gözetilerek TCK.nın 149/1.maddesinin a,c,f,g bentleri ile değil sadece TCK.nın 149/1-d maddesi ile hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
c) Sanığın mağdura karşı yağma suçunu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlemediğinin anlaşılması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK"nın 58/9. maddesinin uygulanamayacağının dikkate alınmaması,
4- Sanık ..."nun adına kayıtlı olup sanık ... tarafından kullanılan hattın dinlemeye alındığı ve yine sanık Onur adına kayıtlı hatla sanık ... ile silah konusunda konuşulduğunun; sanık ..."ın, sanık ... ile çok sayıda telefon görüşmesi olduğu ve örgüte borç para alacak kişileri ayarladığı, tapu işlemlerinde yardımcı olduğunun anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında TCK.nın 220/7. maddesi delaletiyle 220/2. maddesi ile hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraatlerine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ..., ... yönünden O yer Cumhuriyet Savcısının aleyhe, katılan Hazine Vekili, sanıklar ..., ... ... ve ... savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla
yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.03.2017 tarihinde Üye ..."un genel usule ilişkin muhalefetiyle ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay"ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.
Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay"a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir. Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi "kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi" ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci
tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay"da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.
Şöyle ki;
1 – Özel Yetkili Mahkemeler, "Adil Yargılanma Hakkı" ve "Ağır Ceza Mahkemeleri" arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay"ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.
Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.
2- Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK"nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama
eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay"da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10; "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36; "Kanunî Hâkim Güvencesi" başlıklı 37; "Suç ve Cezalar" başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.
Görüldüğü üzere;
Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.
Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.
Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun"la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.
Şöyle ki;
Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde
eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.
Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.