13. Hukuk Dairesi 2015/17803 E. , 2017/2534 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı avukatın vekili sıfatıyla toplam 51.247,00 TL"yi tahsil ettiğini, ancak kendisine bir ödeme yapılmadığını, bu nedenle de davalı avukatı 28.09.2009 tarihinde azlettiğini ileri sürerek, davalı avukat tarafından tahsil edilen ancak kendisine ödenmeyen 51.247,00 TL"nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı eldeki dava ile, vekil sıfatıyla hareket eden davalı avukatın, kendi nam ve hesabına tahsil ettiği 51.247,00 TL"nin ödenmediğini iddia edip, bunun tahsilini istemiş, davalı ise, dosya arasında mevcut ....04.2011 tarihli yazılı beyanı ile "bu tutarı bankalardan çektiğini, avukatlık sözleşmesi gereği açılan davaların giderleri ve avukatlık ücreti olarak kendisinde bulunduğunu ve bunu da davacı asıla mektupla bildirdiğini" açıklamıştır. Taraflarca akdedilen 14.05.2008 tarihli avukatlık sözleşmesine göre "... alınan paralardan avukat ... kendi avukatlık ücretini aldıktan sonra geri kalan kısmını banka hesabına yatıracaktır." Sözleşmenin bu hükmü karşısında davalı avukatın avukatlık ürcetini alıp bakiyesini davacı avukata iade etmesi gerekeceği açıktır. Diğer yandan, davalı, vekil olarak tahsil ettiği dava konusu alacağı, ücret ve masraf alacaklarına mahsuben yedinde tuttuğunu, hukuki tanımıyla Avukatlık Kanununun 166. maddesi gereğince “hapis hakkı”nı kullandığını savunduğuna göre, davada öncelikle hapis hakkının, nasıl ve hangi şartlarda kullanılması gerektiği üzerinde durularak, daha sonra ise somut olay itibariyle bu hakkın, kanunun öngördüğü amaca uygun şekilde ve gereği gibi kullanılıp kullanılmadığı incelenmelidir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır.
Öte yandan, Avukatlık Kanununun 173/2. maddesinde, “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.” hükmü mevcut olup, bu hüküm gereğince, işin görülmesi için gerekli olan tüm masrafların iş sahibi tarafından işin başında avukata ödenmiş olduğu karine olarak kabul edilmeli, bunun aksini ileri süren, başka bir ifade ile müvekkilinden masraflar için avans almadığını iddia eden avukatın da, bu iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir.
Somut olayda, davalı avukatın, davacının vekili sıfatıyla tahsil ettiği 51.247,00 TL"yi açılan davaların giderleri ve avukatlık ücreti olarak uhdesinde tuttuğunu bildirmiş olması karşısında; yukarıdaki açıklamalar da gözetilerek, ispat yükünün davalının üzerinde olduğu gözetilmeli, avukatlık ücreti ve yargılama giderleri ile ilgili bir sonuca varılmalı, bu yapılırken de azlin haklı nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı üzerinde durulmalı, bulunacak rakam, davalının uhdesinde bulundurduğu rakamdan az olduğunun anlaşılması halinde ise bakiyesi davacıya iade edilmeli, bu kapsamda bir hüküm kurulmalıdır. Karar bu yönleri itibariyle usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.