2. Hukuk Dairesi 2015/26733 E. , 2017/4413 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, velayetler, aleyhine hükmedilen manevi tazminat, tazminatlar ve nafaka talepleri hakkında hüküm kurulmaması yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Mahkemece; boşanma kararına esas kusur belirlemesinde davalı-karşı davacı kadının tam kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; mahkemece her ne kadar davalı-karşı davacı kadının sosyal inceleme raporuna göre evlilik birliği devam ederken başka bir şahısla imam nikahlı olarak birlikte yaşaması kusur olarak kabul edilmişse de, bu durumun dava tarihinden sonra gerçekleştiği, bu sebeple bu davada davalı-karşı davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, ancak, davalı-karşı davacı kadının komşusu ... ile yolda samimi şekilde yürürken görüldüğü, yine pastaneden birlikte çıktıkları ve iş yerindeki erkeklerle çokça vakit geçirdiği ve onlardan para istediği, davacı-karşı davalı erkeğin ise, davalı-karşı davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığı, kazandığı parayı alkol alımı için kullanması sebebiyle evin ihtiyaçlarını karşılamadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, bu sonuca ulaşılmasında tarafların eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Durum böyleyken; mahkemece erkeğin davasının kabulü sonucu itibariyle doğru olup, hükmün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin değiştirilmek suretiyle onanmasına (HUMK m.438/son) karar vermek gerekmiş, davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Boşanma sebebiyle maddi-manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya diğer tarafa göre daha az kusurlu olması gerekmektedir. Eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemeyeceğinden davacı-karşı davalı erkeğin manevi tazminat (TMK m.174/2) isteğinin reddi gerekirken, yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmesi doğru bulunmamıştır.
3-Davalı-karşı davacı kadının tazminat ve nafaka talepleri hakkında olumlu-olumsuz bir hüküm kurulmaması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) ve (3.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple hükmün kusura ilişkin gerekçesinin değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 17.04.2017(Pzt.)
(Muhalif) (Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece belirlenen ve sayın çoğunluğun bozma ilamı içeriğinde de belirtilen ve kabul gören davalı-karşı davacı kadının kusurları; komşusu Nuri ile samimi şekilde yolda yürürken görülmesi, pastaneden birlikte çıkmaları ve ayrılırken öpüşmeleri, bu kişi tarafından alınan telefon ve hat ile karşılıklı telefon görüşmeleri yapmaları ve işyerindeki erkeklerle çokça vakit geçirmesi ve de onlardan para istemesi vakıaları olup; bunlar dışında mahkeme kararı gerekçesinde davalı-karşı davacı kadının çalıştığı işyerinden hırsızlık yaptığına ve komşusu Nuri ile ilişkisi olduğuna dair yaygın söylenti bulunduğu ve son olayda da komşusu ... ile yakalandığı vakıalarına yer verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde belirtilen bu olaylar davacı-karşı davalı eş tanıklarınca ayrıntılı olarak ifade edilmiş, mahkemece de bu ifadelere itibar edildiği belirtilerek diğer kusurları yanında davalı-karşı davacı kadının sadakat yükümlülüğünü de ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Davalı-karşı davacı kadının halen de başka bir erkekle imam nikahlı olarak yaşaması olgusunun davadan sonra gerçekleşmesi nedeniyle hükme esas alınamayacağı gözetilse dahi kalan ve gerçekleştiği açıklanan diğer tüm davranışlarının, değişik zamanlarda ve farklı kişilerle birden fazla olacak şekilde güven sarsıcı davranışlar teşkil ettiği ayrıca tarafların ayrılmalarına neden olan son olaya ilişkin ayrıntılı ve açık tanık anlatımları gereğince “Sadakat yükümlülüğünün” de ihlal edildiği ortada iken tüm bu eylemlerin basit şekli ile sadece bir “Güven sarsıcı hareket” boyutuna indirgenmesi ve sadakat yükümlüğünün ise ihlal edilmediği sonucuna varılmasının dosya kapsamında toplanan delillerle örtüşmediği kanaatindeyiz.
Öte yandan mahkemece davalı-karşı davacı kadın tam kusurlu olarak kabul edilmiş iken sayın çoğunluğun bozma ilamında; davacı-karşı davalı erkeğin, davalı-karşı davacı kadına süregelen fiziksel şiddet uyguladığı ve kazandığı parayı alkol alımı için kullanıp evin ihtiyaçlarını karşılamadığı belirtilerek evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davalı-karşı davacı ile eşit kusurlu olduğu ifade edilmiş ise de; yüklenen bu kusurlara ilişkin davalı-karşı
davacı kadının tanık olan annesinin beyanları dışında bir delil mevcut olmadığı gibi bu tanığın beyanları da tamamen soyut, görgü ve bilgiye dayalı olmayan ve denetime elverişli bulunmayan ifadelerden ibarettir. Evlilik süresince taraflar ...’da, davalı-karşı davacı tanığı olan annesi ise ...’da yaşamış olup, görgüye dayalı bilgisi bulunmadığı tüm beyan içeriğinden anlaşılan bu tanığın beyanına haklı ve yerinde bir şekilde mahkemece itibar edilmemiş, davacı-karşı davalı erkeğin kalan tek eyleminin ... ile yakaladığı karısını darp etmekten ibaret olduğu ve bu olayın anlık olarak gelişip oluş şekli ve sebebi gözönüne alındığında kocaya kusur olarak yüklenemeyeceği belirtilmiş, mahkemece tepkisel olduğu kabul edilen bu eylemle ilgili olarak gerekçeye ilişkin bir bozma da yapılmamış olunması karşısında, davacı-karşı davalı erkeğe yüklenecek başkaca bir kusur kalmadığı sonucuna varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece öngörülen gerekçe ve varılan sonucun, toplanan delillerle oluşan dosya kapsamına uygun olduğu ve kararın onanması gerektiği görüş ve düşüncesi ile aksi yöndeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Üye Üye