13. Hukuk Dairesi 2017/3840 E. , 2017/8459 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalılar ile dava dışı işçi arasında hizmet alım sözleşmeleri imzalandığını, davalı şirketlerin çalıştırmış olduğu işçinin iş akdinin feshedilmesi üzerine iş mahkemesinde açmış olduğu davada, dava konusu işçilik alacaklarının üst işveren sıfatıyla Maliye Bakanlığından tahsiline karar verildiğini, başlatılan takip üzerine ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, oysa ki taraflar arasındaki sözleşme ve şartnameler gereğince yüklenici şirketlerin, ihale konusu işin ifası için çalıştırdığı işçilerin her türlü hak ve alacaklarından nihai olarak sorumlu olduğunu ileri sürerek, dava dışı işçiye yapılan 21.975,07 TL ödemenin faiziyle birlikte davalılardan rücuen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüne ve 21.975,07 TL"nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı ... ..Ltd Şti,Biltem... Ltd. Şti, ... Ltd Şti tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, asıl işveren davacı ... Bakanlığının, davalı şirketler tarafından çalıştırılan işçinin açmış olduğu dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da davacı ... ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Somut olayda dava dışı işçinin 1999-2009 yılları arasında farklı alt işverenle çalıştığı, dosya kapsamında ise 2003-2007 yılları arasındaki sözleşme ve şartnamelerin bulunduğu, diğer çalışılan yıllara ait sözleşme ve şartnamelerin bulunmadığı, eldeki sözleşmelerde işçi alacakları ile ilgili sorumluluğun şartnamenin 6. maddesinde düzenlendiğinin belirtildiği, 2003 ve 2004 tarihli şartnamelerde sorumluluğun davalı yükleniciye ait olduğunun belirlendiği, 2005-2007 tarihleri arasında şartnamelerde ise sorumluluğa ilişkin düzenleme bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte feshe bağlı bir hak olan ihbar tazminatından ise diğer işverenler sorumlu olmayıp, sadece son işveren sorumludur. Başka bir ifade ile davacı üst işveren, dava dışı işçiye ödemiş olduğu ihbar tazminatını ancak son işverenden rücuen tahsilini talep edebilir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise işçiye ödenen ihbar tazminatından tüm alt işverenlerin müteselsil sorumlu tutularak hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece,öncelikle işçinin çalıştığı döneme ait dosya kapsamında bulunmayan sözleşme ve şartnameler getirtilmeli, ilgili sözleşme ve eki nitelikteki şartnamelerde sorumluluğun yükleniciye ait olduğuna ilişkin açık bir düzenleme bulunan hallerde çalışılan dönemle sınırlı olmak üzere tüm sorumluluğun alt işverene ait olduğu kabul edilmeli,açık bir düzenlemenin bulunmadığı yada ilgili şartname ve sözleşmenin bulunmadığı alt işverenlerle ilgili olarak ise sorumluluğa ait açık bir düzenleme bulunmadığı gözetilerek TBK 167 gereği tarfların yarı yarıya sorumlu olduğu kabul edilmeli ayrıca son işveren olan alt işverenin ihbar tazminatının tamamından sorumlu olduğu hususu da gözetilerek, gerekirse sorumlu olunan miktarların belirlenmesi hususunda yeniden bilirkişi raporu alınmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıdaki bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı ..Ltd Şti, davalı Biltem... Ltd. Şti, davalı ...... Ltd Şti yararına BOZULMASINA, peşin alınan 375,30 TL harcın davalı ... iadesine 25,20 TL harcında davalı Özer-aya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/09/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.