Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Maliye Hazinesi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Öncelikle belirtilmelidir ki; harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak devletin aldığı paradır. Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, İcra Hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir.
492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi ise, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğunu, bunların neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunacağını öngörmektedir.
Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine göre, ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf ödeyebilir ve ödenen bu para sonuçta ayrıca bir isteğe gerek olmaksızın hükümde nazara alınır.
Değinilen bu kanun hükümlerine göre, tahsil harcının sorumlusu daima borçludur (İcra ve İflas Kanunu, md.15). Bu harcın, Kanun (492 sayılı Harçlar Kanunu md.28/b) gereği icra dairesince alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilmesi, sorumlusunun borçlu olduğu yönündeki düzenleme bakımından sonuca etkili olmayıp, borçlunun söz konusu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Borçlunun borcu, yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam edeceğinden, alacaklının kesilen harç miktarı kadar takibe devam hakkı vardır. Yani, alacaklı, gerçekte borçlunun sorumluluğu altında bulunan ve ancak yatırılan paradan kesilen tahsil harcını borçludan alma hakkına sahiptir. Zaten alacağın tamamı karşılanana kadar tahsilata devam edilir.
Bu düzenlemelere paralel olarak; Hukuk Genel Kurulu"nun 22/09/2004 tarih ve E:2004/12-491 K:2004/413 sayılı kararında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanunu’nun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile tahsil harcının, ilerde borçludan alınmak üzere, alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir.
Harçlar Kanunu"nun 123/son maddesi gereğince konunun değerlendirilmesine gelince;
492 Sayılı Harçlar Kanunu"nun 123/son maddesinde; “Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev’i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır” hükmü yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 14.01.2010 tarih ve 2008/81-2010/8 sayılı kararının gerekçesinde, 492 Sayılı Harçlar Kanun’un 123. maddesinin son fıkrası ile harçtan istisna tutulan işlemlerin fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemler olup, yasa koyucunun, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendi portföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüş olup, maddede yer alan istisnanın, bankaların kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesi ile gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmalarının bu yasa kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.
Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, 492 Sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesinde yer alan istisnanın, bankalar ve yurtdışı kredi kuruluşlarının kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarının tahsili amacıyla icra dairelerinde yapacakları işlemler hakkında uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır (Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2010 tarih ve 2010/12-443 esas sayılı kararı). Buna göre şikayetçi banka yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca tahsil harcının ödenmesinden müstesna tutulmamıştır.
Somut olayda alacaklı banka vekili, kredi sözleşmesine dayalı olarak başlattığı ilamsız icra takibinde 186 ada, 8 parseldeki 2. kat, 4 nolu bağımsız bölüm üzerine konulan haciz baki kalmak kaydı ile borçlulardan M.Z. Konuksever adına kayıtlı 4040 ada 2 parsel ve 4055 ada 2 parseldeki 1, 14 ve 18 nolu bağımsız bölümler ile borçlu İ.H.Konuksever adına kayıtlı 4040 ada 2 parseldeki 4 adet arsa ve 1, 14 ve 18 nolu bağımsız bölümler üzerindeki hacizlerin kaldırılması için Bağlar Tapu Sicil Müdürlüğü"ne müzekkere gönderilmesini, ayrıca borçlu İ. H.Konuksever adına kayıtlı 21 DS 683 plakalı araç üzerindeki yakalama ve haciz şerhinin kaldırılmasını talep etmiş, Malatya 1. İcra Müdürlüğü"nün şikayete konu 13.04.2012 tarihli kararı ile; hacizlerin alacağın tahsiline yönelik yapıldığı, dosyaya hiç ödeme yapılmadan hacizlerin kaldırılması talebinin alacağın tahsiline emare teşkil ettiği gerekçesiyle takip miktarı üzerinden 12.763,06 TL tahsil harcının yatırılması halinde taşınmazlar ve araç üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı tüm hacizlerin değil bir kısım hacizlerin kaldırılmasını talep ettiğinden mahkemece haczin kaldırılmasının talep edildiği taşınmazlar ile araç değerleri üzerinden tahsil harcı ödenmesine karar verilmesi gerekirken, alacaklı bankanın 492 Sayılı Harçlar Kanunu"nun 123. maddesi uyarınca tahsil harcından müstesna olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulüne ve 13.04.2012 tarihli icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Maliye Hazinesi"nin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/02/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.