Abaküs Yazılım
1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2015/7022
Karar No: 2018/1037
Karar Tarihi: 20.02.2018

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/7022 Esas 2018/1037 Karar Sayılı İlamı

1. Hukuk Dairesi         2015/7022 E.  ,  2018/1037 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
    DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.02.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalılar vekili Avukat ... geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
    -KARAR-
    Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
    Davacılar, ortak mirasbırakanları ...’ün maliki olduğu 99 ada 38 sayılı parselini davalı oğlu ...’e, 40 sayılı parselini ise davalı oğlu ...’ye 08/01/1985 tarihinde satış yoluyla temlik ettiğini, yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
    Davalılar, dava konusu taşınmazların evvelinde bir bütün iken kendileri tarafından satın alındığını ancak mirasbırakan adına tescil edildiğini, daha sonra üç parçaya bölünerek mirasbırakan ile aralarında paylaştıklarını, ev inşa edip yıllardır oturduklarını, mirasbırakanın kendileri ile yaşadığını ve tüm masraflarını karşıladıklarını bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece, dava konusu taşınmazların geldisi olan kök taşınmazın davalılar tarafından satın alındığı, ancak mirasbırakan adına tescil edildiği, bu nedenle daha sonra davalılara bedelsiz olarak yapılan devrin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1915 doğumlu mirasbırakan ...’ün 19/09/1998 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı kızları ile davalı oğullarını bıraktığı, mirasbırakanın maliki olduğu 38 sayılı parselini davalı ...’e, 40 sayılı parselini ise davalı ...’ye 08/01/1985 tarih ve 25 yevmiye no’lu akitle satış yoluyla temlik ettiği kayden sabittir.
    Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
    Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
    Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
    Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazların geldisi olan kök 99 ada 5 sayılı parselin 25/09/1967 tarih ve 74 sıra no’lu eski tapu kaydına göre mirasbırakan ... adına kayıtlı iken 23/07/1981 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları ile senetliden mirasbırakan ... adına tespit ve tescil edildiği, bilahare yapılan tevhit ve ifrazlar neticesinde kök 5 sayılı parselin 99 ada 38, 39 ve 40 sayılı parselleri oluşturduğu, dava konusu 38 ve 40 sayılı parsellerin de mirasbırakan tarafından davalılara devredildiği, davalılar tarafından kök 5 sayılı parselin bedelinin kendileri tarafından ödendiği ancak mirasbırakan adına tescil ettirildiği savunmasında bulunulmuş ise de; ilk tescil olan 25/09/1967 tarihinde davalı ...’in 18, davalı ...’nin de 21 yaşında olduğu, davalılar hakkında yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasından ve davalıların da kabulünde olduğu üzere kök 5 sayılı parselin edinimi tarihinde davalıların mirasbırakan ile beraber
    yaşadıkları ve çiftçilik yaptıkları, alım güçlerinin bulunmadığı, davalıların kök 5 sayılı parselin bedelini kendilerinin ödediğini ispat edemedikleri, ayrıca davalıların temlik sırasında mirasbırakana bedel ödenmediğini de kabul ettikleri, öte yandan dava dışı 98 ve 375 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespiti sırasında mirasbırakanın kullanımında iken oğlu ...’e sattığından bahisle davalı ... adına tespit görmesi üzerine mirasbırakanın 09/01/1987 tarihli dilekçeleri ile tespitlere itiraz etttiği, ne var ki daha sonra davalılar ile beraber yaşadığı dönemde itirazlarından vazgeçtiği dosya kapsamı ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde mirasbırakan tarafından yapılan 08/01/1985 tarihli temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu anlaşılmıştır.
    Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
    Kabule göre de, eldeki davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu ve harcı tamamlanan dava değeri üzerinden haklı çıkan taraf lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, ne var ki keşfen belirlenen değer üzerinden ( taşınmazların arsa değerleri ) yargılama sırasında 194.296,58 TL’nin harcı tamamlandığı gözetilerek anılan değer üzerinden davalılar lehine 16.857,79 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken harcı tamamlanmayan 218.017,85 TL üzerinden davalılar lehine 18.280,00 TL fazla vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalıdır.
    Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20/02/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
    -KARŞI OY-
    Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
    Davalılar, taşınmazın başlangıçta taraflarından satın alındığını, ancak babaları adına tapuya tescil edildiğini, bilahare murisin iade ettiğini savunmuşlardır.
    Mahkemece, temliklerin muvazaaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Muris ... 1998 yılında öldüğü, davanın taraflarının mirasçı olarak kaldıkları 38 ve 40 sayılı parseller murise aitken 08.01.1985 tarihinde 147 m2 ev ve arsası nitelikli 38 sayılı parseli davalı ..."e, 412 m2 ev ve arsası nitelikli 40 parsel sayılı taşınmazı davalı ... satış suretiyle temlik ettiği kayden sabittir.
    Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
    Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
    Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
    Somut olaya gelince; dinlenen davacı tanıkları dahi, taşınmazın murisle birlikte davalılar tarafından satın alındığını, üzerindeki evlerin davalılar tarafından yapıldığını, murisin davacı kızları ile bir probleminin olmadığını, murisin çalışmadığını, davalılarla birlikte yaşadığını, bakımının davalılar tarafından yapıldığını davalıların gelirlerinin olduğunu bildirmişlerdir. Davacılar, dilekçelerinde murisin 100 dönüm daha taşınmazı olduğunu beyan etmişlerdir.
    Değinilen somut olgular yukardaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, davacıların murisin kendilerinden mal kaçırma amacı ile hareket ettiğini kanıtlayamadıkları, esasen mal kaçırma için bir neden olduğunu da ortaya koyamadıkları görülmektedir ve temlikin muvazaalı olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bedeller arasındaki farkın tek başına muvazaanın kanıtı olmadığı da açıktır.
    Bu açıklamalardan sonra davanın reddine ilişkin hükmün onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi