13. Hukuk Dairesi 2015/16373 E. , 2017/6993 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 2001 yılının mart ayından itibaren o dönem eşi olan davalının eczanesinde 8.2.2001 tarihinde aldığı vekaletle çalışmaya başladığını ve tüm muhasebe ve hesaplarını takip ettiğini, 2004 yılında da sigortasının yapıldığını 17.4.2007 tarihinde de azledilerek iş ve vekalet ilişkisine son verildiğini, çalıştığı dönemde ortak evin giderleri dışında tarafına ücret olarak bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek, fazla hakları saklı kalarak, ücret alacağı, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti vs. alacağından şimdilik 800,00 TL.nin faizi ile ödetilmesini istemiş, ıslah ile talebini 40.800 TL"ye çıkartmıştır.
Davalı, davacıyı 8.2.2001-17.4.2007 tarihleri arasında geniş yetki ile vekil olarak tayin ettiğini, iş ilişkisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 1.500,00 Tl alacağın 200,00 TL.sinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline, fazla isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacı, davalının eczanesinde evli oldukları dönemde aldığı vekaletle hizmet verdiğini ve kesintisiz eczanede çalıştığını ancak vekalet ve işine davacı tarafça son verilerek işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, ödetilmesi isteği ile eldeki davayı açmıştır. Davalı, davacının sadece kendisine verilen vekalet kapsamında evlilik birliği içinde kendisine yardımcı olduğunu, aralarında bir iş akdinin bulunmadığını savunmuştur. Davalının davacıya 8.2.2001 tarihinde genel vekalet verdiği ve 17.4.2007 tarihinde azlettiği, davacının iş mahkemesine açtığı davada, taraflar arasında vekalet ilişkisi bulunduğundan genel mahkemenin görevli olduğuna karar verildiği ve yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği, tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu"nun 502. maddesinde “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir “ denildikten sonra, son fıkrasında, “ Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır” düzenlemesi getirilmiştir. O halde taraflar sözleşme ile kararlaştırmışlarsa vekil ücrete hak kazanacaktır. Tarafların ücret konusunda bir sözleşme yapmamış olmaları halinde de bu hususta bir teamül yani vekalet konusu işin ücret karşılığında yapıldığına ilişkin yaygın ve yerleşmiş bir alışkanlık varsa vekil yine ücrete hak kazanacaktır. Vekile ödenecek ücret ise; yapılan işin niteliğine, gerektirdiği emek, mesai, uzmanlık derecesi ve benzer işlerde verilmekte olan ücret miktarına göre belirlenmelidir.
Mahkemece, davacı vekilin verdiği vekalet hizmetinin karşılığı olarak ücrete hak kazandığı kabul edilmiş ve bu husus davalı tarafça temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. O halde ücretin tayininde az yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek bir hesaplama yapılması gerekir. Mahkemece, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile gerekçesi açıklanmaksızın asgari ücret üzerinden hesaplama yapılarak yazılı şeklide karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
2-Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan 1. bent gereğince temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.