11. Hukuk Dairesi 2017/244 E. , 2018/6807 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... (KAPATILAN) 3. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.06.2016 tarih ve 2014/144-2016/158 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun"un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı–birleşen davada davalı vekili müvekkilinin ... nezdinde 2012/37101 sayı ile tescilli “...” ve 2012/55651 sayı ile tescilli “... ” markaları bulunduğunu, “...” ibaresini unvanda da kullanıldığını, davalı şirketin kurucularından ... "nin müvekkili şirketteki hisselerin devrettikten sonra davalı şirketi kurduğunu, davalı şirket tarafından müvekkiline ait marka ve unvanın ayırt edici unsurunun markasal olarak ve unvanında kullanıldığını, ayrıca bu ibarenin davalı şirkete ait internet sitesinde de alan adı olarak yer aldığını, bu durumun müvekkili markalarına ve unvanına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek davalı unvanından “...” ibaresinin terkinine, davalı kullanımlarının müvekkili markasına ve unvanına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün durdurulmasına karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada, müvekkilinin hissedarlarınca boşanma davasında düzenlenen protokolün müvekkili şirketi bağlamayacağını, bu nedenle müvekkilinin üstün hak sahip olduğu markasının müvekkilinin taraf olmadığı ve müvekkilini bağlamayan protokole göre iptalinin talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Asıl davada davalı–birleşen davada davacı vekili, müvekkili şirketin kurucusu olan ... "nin davacı şirketin 2006"dan 2012 yılına kadar hissedarı olduğunu, davacı şirketin diğer hissedarı olan ... ile boşandığını ve boşanma davasında 10.04.2012 tarihli protokol tanzim edildiğini, bu protokole göre de “... ” ibaresinin kullanımın ... "nin kuracağı şirkete bırakıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada, protokole göre “... ” ibaresinin müvekkili şirkete bırakıldığını, davalı tarafça kötüniyetle “... ” ibaresinin marka olarak tescil ettirildiğini ileri sürerek markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, asıl dava yönünden; dinlenen tanık beyanlarına göre dava dışı ... ve ... tarafından markaların oluşturulduğu, dava dışı ... ve ... tarafından tanzim edilen 10.04.2012 tarihli Boşanma Protokolü doğrultusunda ... tarafından asıl davalı-birleşen davalı şirketin kurulduğu, ... "nin “...” ibaresini davacı şirketin ortağı ve yetkilisi ... ile birlikte oluşturduğu ve markayı ihdas edenlerden biri olduğu, bu ibareyi şirket unvanında kullanmasının ya da protokol doğrultusunda markasal kullanmasının marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturmayacağı, yine düzenlenen protokol doğrultusunda “... ” ibaresini markasal olarak ve ticaret unvanında kullanmasına ... muvafakat ettiği bu durumda davalı şirketin kullanımının hukuka uygun bulunduğu, Birleşen Dava yönünden ise; “... ” markası üzerinde birleşen dosya davacısı şirketin öncelikli ve üstün bir hakkı olduğunun kanıtlanamadığı, hükümsüzlük koşullarının mevcut olmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, mahkemece inceleme konusu yapılan 10.04.2012 tarihli protokol, davacı şirketin protokol tarihi itibariyle ortaklarından olan ... ve ... arasında düzenlenmiştir. Her ne kadar, protokolde “... ” markasının davalı şirketçe kullanımı ve unvanında bu ibareye yer verilmesine izin verilmiş ise de, söz konusu protokol tarihinde davacı şirket tüzel kişiliğe haiz olup, ticaret unvanının ve tescilli markanın sahibi olan dava şirket Protokolün tarafı değildir. Ayrıca Boşanma Protokolü tarihi itibariyle davacı şirketin, protokolde adları geçen ortaklar dışında başkaca ortaklarının da bulunması karşısında, protokolün davacı şirket tarafından verilmiş geçerli bir izin olarak kabulü de mümkün olmadığı halde, mahkemece aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile birleşen davanın ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacıdan (birleşen davaya yönelik) alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada davacı-birleşen davada davalıya iadesine, 06/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.