11. Hukuk Dairesi 2019/2953 E. , 2020/836 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/11/2017 tarih ve 2016/281 E- 2017/383 K. sayılı kararın davalı kurum vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi"nce verilen 10/05/2019 tarih ve 2018/1105 E- 2019/563 K. sayılı kararın Yargıtay"ca incelenmesi davalı Kurum vekili ve davalı şirket vekili tarafından istenmiş dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1980"li yıllardan itibaren tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve Zorlu Grubuna dâhil köklü firmalardan biri olduğunu, “TAÇ” esas unsurlu markalarının tamamının tanınmış markalar olarak kabul edildiğini, davalı şirketin "TAÇ" ibaresi ile açıkça iltibas yaratacak şekilde “TAÇMİN” ibaresinin 14, 25 ve 26. sınıflarda tescili için 2015/09626 sayılı marka tescil başvurusunda bulunduğunu, başvurunun ilanına yapılan itirazın davalı Kurum tarafından nihai olarak reddedildiğini, oysa “TAÇMİN” ibaresinin müvekkilinin “TAÇ” markaları ile çok yakın derecede benzer olduğunu, bütünü itibariyle bıraktığı genel görünümünün de iltibas yaratacağını, "TAÇMİN" markasının, markayı gören kişilerce müvekkili markalarının serisi niteliğinde algılanacağını, marka kapsamları arasında da benzerlik bulunduğunu, "TAÇMİN" ibareli marka başvurusunun müvekkiline ait tanınmış markaların itibarına zarar vereceğini, markaların ayırt edici karakterini zedeleyeceğini veya markalardan haksız bir yarar sağlayabileceğini ileri sürerek, YİDK"nın 2016-M-5353 sayılı kararının iptaline, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı TPMK vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru konusu ibare ile itiraza mesnet markalar arasında 556 sayılı KHK"nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve iltibas tehlikesinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı vekili, "TAÇ" ibaresinin ayırt edici niteliğinin olmadığını, sektörde bir çok firma tarafından kullanılan genel bir ibare olduğunu, davacı markalarında olduğu gibi ayırt ediciliği zayıf olan ibareleri tercih eden bir kimsenin bu ibarelere bir takım farklı ilaveler yapılarak marka olarak kullanılmasına katlanmak zorunda olduğunu, müvekkili markasının "TAÇMIN" ibaresinden oluştuğunu, değerlendirme yapılırken markaların bitiş kısmındaki belirgin görsel ve işitsel farklılığın göz önüne alınması gerektiğini, başvuru konusu ibare ile davacı markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal ve bütün olarak ortaya çıkan izlenim açılarından benzerlik bulunmadığını, bu durumda müvekkili markasının davacı taraf adına tescilli markaların itibarına zarar vermesi veya ayırt edici karakterlerini zedelemesi gibi hallerinin oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, "TAÇMİN" ibareli dava konusu başvuru ile davacının "TAÇ" ibareli markalarının benzer olduğu, başvurunun kapsadığı 14, 25 ve 26. sınıflar itibariyle markaların mal/hizmet listelerinin aynı/aynı tür ve benzer emtialardan oluştuğunu, bu itibarla taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin ve davalı markası yönünden tescil engeli/hükümsüzlük nedeninin bulunduğu, davacının "TAÇ" ibareli markasının tanınmış olduğu, somut olayda 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesinin uygulanmasına yer olmamakla birlikte tanınmışlığın iltibası arttıran bir unsur niteliği taşıdığı gerekçesiyle, davanın kabulüne TPMK YİDK"nın 2016-M-5353 sayılı kararının iptaline, davalı adına tescilli 2015/09626 sayılı "TAÇMİN" markasının tescilli olduğu 14, 25, 26 sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı Kurum vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin ve davalı şirket vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- 7035 sayılı Kanun"un, 05.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 361. maddesi hükmüyle, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen temyizi kabil kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. 7035 sayılı Kanun"un geçici 1.maddesi hükmüyle, 6100 sayılı Kanun"un 361. maddesinde temyiz sürelerine ilişkin olarak yapılan değişikliklerin, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacağı hüküm altına alınmış, anılan kanunun 34. maddesi hükmünde ise kanun hükümlerinin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği düzenleme altına alınmış ve 05.08.2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, temyizen incelenmesi istenilen 29.11.2018 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı tebliğinden itibaren 2 hafta içinde temyiz kanun yoluna başvurulması gerekmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın davalı şirkete usulüne uygun olarak 13.06.2019 tarihinde tebliğ edildiği, adı geçenin dosyaya daha sonra vekaletname sunan vekilinin ise söz konusu kararı 2 haftalık yasal süre geçtikten sonra 16.07.2019 tarihinde temyiz ettiği anlaşılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 366. maddesinin yaptığı yollamayla somut olaya uygulanması gereken aynı Kanun"un 346/1. maddesi hükmüne göre, süresinde yapılmayan temyiz istemiyle ilgili olarak
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden davalı şirket vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek karar vermek gerekmiştir.
2- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK"nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, taraflar arasında görülen davadan dolayı Ankara 1. Fikri ve Sınâi Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 23.11.2017 gün, 2016/281 E.-2017/383 K. sayılı ilamına karşı davalılar vekillerince yapılan istinaf başvurularının esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 2018/1105 E.-2018/563 K. sayılı kararına karşı davalı şirket vekilince yapılan temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı Kurum vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK"nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK"nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı Kurumdan alınmasına, 03/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.