16. Hukuk Dairesi 2016/9013 E. , 2019/3878 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay"ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu ... İlçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 802 parsel sayılı 212.250,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ölü olduğu belirtilerek ... ve müşterekleri adlarına payları oranında, sazlık ve bataklık vasfıyla tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın bir kısmının bataklık ve sazlık olup 1. derece doğal sit alanında kaldığını, ayrıca tespit sırasında uygulanan tapu kaydının gayri sabit hudutlu olması nedeniyle miktarınca geçerli olacağını ileri sürerek tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Öncelikle ifade etmek gerekir ki; 5841 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 21.06.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut devlet veya diğer Kamu Tüzel Kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” cümlesi ve 5841 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile 21.06.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na eklenen Geçici 10. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 tarih, 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararında değinilen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.11.1988 tarih, 1/825-954 sayılı kararı ile 24.03.1999 tarih ve 1/170-167 sayılı kararlarında, “devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler, bu nitelikleri itibariyle yasama organının serbestçe düzenlenmesine açık yerlerden değildirler. Yasama organı çıkaracağı yasalarla, söz konusu taşınmazların bu niteliklerini koruyucu yönde düzenlemede bulunmak zorundadır; zira Anayasa hükümleri yasa koyucunun yetkilerini ve düzenleme alan ve sınırlarını belirleyici hükümlerdir. Bu itibarla 3402 sayılı Yasa"nın devletle kişiler arasındaki uyuşmazlıklara ve davalara son vermek amacıyla devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bu niteliklerini ortadan kaldıracak yönde yoruma elverişli olarak çıkarıldığını benimseme olanağı yoktur. 3402 sayılı Yasa"nın 12/3. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin, Hazinece açılan ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer iddiasına dayanan davalarda dava koşulu olarak ele alınıp değerlendirilemeyeceği, işin esasına girilip dava konusu taşınmazın gerçek niteliğinin, daha açık bir anlatımla özel mülkiyete konu olup, olmayacağının tespit edilmesinden sonra bu yönde bir karar verilmesi gerektiği; yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ortaklaşa kabul edilen bir kural haline geldiği” hususları vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında, özel mülkiyet konusu olmaması gereken devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyılar ile ormanlar yönünden, dava açmanın mevcut yasal durum itibariyle süreyle sınırlandırılmadığının kabulü zorunludur. Eldeki davada, davacı Hazinenin iddialarının yöntemince araştırılıp işin esasına girilmesi gerektiği halde, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, tapu maliklerinden ölü ... mirasçılarından ölü Emine Kökcü mirasçılarının yöntemince davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmaması da isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.