10. Hukuk Dairesi 2019/6023 E. , 2020/6951 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davalı işverenler nezdinde 1995 yılı hariç, 1994-2010 yılları arasında yılda 8 ay inşaat işinde, 2006-2007-2008 yıllarında ayrıca Narman’da bulunan ve Akdağlar Koll. Şti.’ne ait olduğu belirtilen petrol istasyonunda geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine ilişkin davada, Mahkemece, Dairemizce verilen bozma ilamı sonrası davacının 1994 yılı 8.9.10.aylarda davalılardan Akdağlar Kollektif Şirketinde çalıştığının tespitine yönelik talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine; davacının 1996 yılı ile 2010 yılları arasındaki bu yıllar dahil kayıtlara yansımayan çalışmalarının tespitine yönelik ise talebin sübut bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden bu maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz. Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak 5 yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; davacının 15.06.1999 tarihinden itibaren davalı ... Koll. Şirketinden ve dava dışı işyerlerinden Kuruma bildirilmiş çalışmalarının bulunduğu görülmüş olup, dava dışı işyerlerinin davalı işyerleri ile organik ve hukuki bağının olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamaması nedeniyle bozma ilamına konu olmuştur. Hükmüne uyulan bozma kararı kapsamında taleple örtüşen şekilde 33,84,18 sicil sayılı işyerleri ile Kollektif şirket arasında ilişki olup olmadığı ; bu sicil sayılı işyerlerinin de Kollektif şirkete ait olup olmadığı araştırılıp belirlenmeksizin karar tesis edilmesi isabetsizdir. Ancak bu bağlamda 1994 yılına ilişkin istemin hak düşürücü süreye uğradığı yönündeki kabul yerindedir.
2-Öte yandan dinlenen bordro tanıklarının ifadeleri yetersiz olmakla çalışma olgusuna vakıf diğer bordro tanıklarının dinlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizdir.
3-Bununla birlikte, davacının hizmet cetveline bakıldığında; 01.04.2010 – 17.05.2010 dönemi bildirimlerin iptal edildiği davacı talebinin bu tarihleri de içermesi nedeni ile bu yönde araştırma yapılmaksızın karar tesisi isabetsizdir. Bu bağlamda varsa müfettiş raporları ve işçilik alacağı dosyası celp edilmelidir.
4-Mahkeme hükmünün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 297. maddesinin b bendinde (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 388. maddesinde) tanımlanan unsurları taşıması ve “tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri” yönündeki hükümlerinin kararın yazımında dikkate alınması gerektiği önceki bozma ilamında belirtilmiş olup hükmüne uyulan bozma ilamına rağmen bozma sonrası verilen kararda dahi davalı şirketlerin isimi ve unvanlarının yanlış gösterilmesi de hatalıdır.
Belirtilen hususlar ışığında, öncelikle Mahkemece davacı tarafından net şekilde hangi dönemde hangi işyerinde kaç gün süre ile çalıştığının talep edildiğini belirlenmesi için davacıya talebi açıklattırılmalı; sonrasında yukarıda işaret edildiği üzere eksik hususlar giderilerek yapılacak yargılama sonucu karar verilmelidir.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmektedir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.11.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.