1. Hukuk Dairesi 2016/6564 E. , 2018/9429 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ, TESCİL-TENKİS
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil-tenkis davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Davacı; asıl davada mirasbırakanı ...’nın maliki olduğu 1650 ada 21 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 25 no’lu bağımsız bölümü mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak oğlu davalı ...’a satış yoluyla temlik ettiğini ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini birleştirilen 2011/440 esas sayılı davada mirasbırakanı ...’nın maliki olduğu 2751 ada 88 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 14 no’lu bağımsız bölümü ve 1 ada 135 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 42 no’lu bağımsız bölümü mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak oğulları olan davalılara satış yoluyla temlik ettiğini ileri sürerek taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini, birleştirilen 2012/149 esas sayılı davada ise mirasbırakanın ... Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şirketi nezdinde sahibi olduğu hisselerinin tamamını mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak davalı oğlu ...’a devrettiğini ileri sürerek devir işleminin iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, yapılan temliklerin bedeli karşılığında yapıldığını, temliklere ilişkin olarak mirasbırakan ile aralarında satış sözleşmesi akdedildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, asıl ve birleştirilen 2011/440 Esas sayılı davada tefrik edilen 14 no’lu bağımsız bölüm yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan ...’nın maliki olduğu çekişme konusu 1650 ada 21 parsel sayılı taşınmazdaki 25 nolu bağımsız bölümü 16.09.2009 tarihinde davalı ...’a, 2751 ada 88 parsel sayılı taşınmazdaki 14 nolu bağımsız bölümü 14.03.2008 tarihinde davalı ...’a, onun da 20.03.2009 tarihinde diğer davalı ...’a satış suretiyle devrettiği, 1933 doğumlu murisin 01.04.2011 tarihinde öldüğü, geride ilk eşi ...’den olma erkek çocukları davalılar ..., ... ve dava dışı kızı ... ile, ikinci eşi davacı ...’nın kaldıkları, başkaca mirasçının bulunmadığı anlaşılmaktadır..
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda; mahkemece mirasbırakanın asıl irade ve amacının duruksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması amacıyla yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Şöyle ki, davalı taraf mirasbırakanın satış bedeli ile kendisine ve davacı eşine ... ilinde taşınmazlar aldığını ve bu hususun araştırılması gerektiğini savunmuş, ancak bu konu üzerinde durulmadan sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca, davalıların savunması dikkate alınarak mirasbırakanın temlik tarihlerindeki dönemlerde kendisi ve davacı eşi adına ... ilinde taşınmaz alıp almadığının, ayrıca davacıya ait aktif ve pasif taşınmaz kayıtlarının taraflardan da sorulmak suretiyle dayanak tüm belgeleriyle birlikte tapu müdürlüğünden araştırılması, taraf delillerinin eksiksiz toplanması, temliklerin bedel karşılığı yapılıp yapılmadığı gibi hususlarda yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca araştırma yapılması, mirasbırakanın iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.