12. Ceza Dairesi 2020/10804 E. , 2021/3737 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
Hüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraat
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların beraatine ilişkin hüküm, katılan ... ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mahkemece 07/10/2015 tarihli celsede, ... vekilinin davaya katılma talebinin kabulüne karar verildiği anlaşılmakla; tebliğnamedeki (1) nolu bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
1- Katılan vekilinin Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü vekili sıfatı ile bulunduğu temyiz talebinin incelenmesinde;
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11/04/2000 gün ve 65–69, 22/10/2002 gün ve 234–366, 04/07/2006 gün ve 127–180, 03/05/2011 gün ve 155–80, 21/02/2012 gün ve 279–55, 15/04/2014 gün ve 599-190, 28/03/2017 gün ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 gün ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında;
Dava konusu taşınmazın, yapılan keşif neticesinde alınan bilirkişi raporu ile; II. derece doğal sit alanı içerisinde kaldığının tespit edildiği anlaşılmakla; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün, doğal sit alanı içerisinde kalan taşınmazlarda izin alınmaksızın gerçekleştirilen müdahaleler nedeniyle açılan davalara katılma ve tesis edilen hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmaması karşısında; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü vekilinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık ...’in beraatine ilişkin hükme yönelik, katılan vekilinin, ... vekili sıfatı ile bulunduğu temyiz talebinin incelenmesinde ise ;
Sanık ...’nin aşamalardaki savunmasında, dava konusu alanın sit alanı olduğunu bilmediğini, müteahhit olan sanık ... ile evin tadilatı için anlaştığını, müteahhitin kendisine buranın sit alanı olduğuna dair bilgi vermediğini beyan ettiği, dava konusu taşınmazın tapu kaydında sanık ...’nin annesi adına kayıtlı olduğu, tapuda dava konusu yerin sit alanı olduğuna dair herhangi bir şerh olmadığı, her ne kadar dava konusu yerin sit alanı olduğuna dair kurul kararı mahallinde ilan edilmiş ise de; sanık ...’nin UYAP sistemi üzerinden alınan adres bilgilerinde suç tarihinden önce ...’da ikamet ettiğinin görüldüğü, bu hali ile sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bildiğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmakla;
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, verilen kararın isabetsiz olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA,
3-Sanık ...’in beraatine ilişkin hükme yönelik, katılan vekilinin, ... vekili sıfatı ile bulunduğu temyiz talebinin incelenmesine gelince ise ;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete"de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanık ...’nin dava konusu alanın sit alanı olduğunu bilmediğini, müteahhit olan sanık ... ile evin tadilatı için anlaştığını beyan ettiği, sanık ...’ın ise kolluktaki beyanında, dava konusu yerin sit alanı içerisinde kaldığını bildiğini, ancak izin alınması gerektiğini bilmediğini, izin için başvurulduğu durumda da bunun 1 sene sürdüğünü belirttiği, bu beyanını mahkeme ifadesinde de doğruladığı, sanık ...’ın UYAP sistemi üzerinden alınan adres bilgilerinde 2007 yılından bu yana adresinin... olarak göründüğü, dava konusu alanın sit alanı olarak tescil edildiğine dair kurul kararının taşınmazın bulunduğu...k köyünde ve... Belediye Başkanlığında ilan edildiği, dolayısıyla müteahhit olan sanık ...’ın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, mahkemece mahallinde icra edilen keşif neticesinde alınan inşaat bilirkişi raporu ve ek raporu ile, yapılan tadilatlar ile yapının taban alanına büyüklük kazandırıldığı, eylemlerin yapı ruhsatı değişikliği gerektiren esaslı tadilat niteliğinde olduğu, basit onarım niteliğinde olmadığının tespit edildiği dosya kapsamında, sanık ...’ın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, hatalı nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 20/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.