22. Hukuk Dairesi 2017/27079 E. , 2020/1621 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılara ait deri mont dikim atölyesinde 01.08.2005-20.12.2014 tarihleri arasında ayakçı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız biçimde feshedildiğini, işyerinde sürekli fazla çalışma yapıldığını, milli bayram ve genel tatillerde de çalışıldığını, çalıştığı süre içinde hiç izin kullanmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalılar vekili, davacının 19.02.2010-10.03.2013 ve 28.05.2013-20.12.2014 tarihleri arasında çalıştığını, davalıların birbirlerinden ayrı zamanlarda ve bağımsız olarak işverenlik sıfatını haiz olduklarını, bu sebeple müşterek ve müteselsilen sorumluluğun söz konusu olamayacağını, işlerin kötü gitmesi üzerine personel azaltımına gidildiğini, davacı ile anlaşılarak kendisine kıdem tazminatına mahsuben ödeme yapıldığını, işyerinde dönüşümlü çalışma yapıldığını, fazla çalışma olmadığını ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanılan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içerisinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre; davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı ve davalı arasında davacının aylık ücretinin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçiler o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Mahkemece, Türkiye İstatistik Kurumunun resmi internet sitesindeki “kazanç bilgisi sorgulama” kısmından da faydalanılması ve emsal ücret araştırması sonucunda elde edilen verilerle birlikte, anılan Kurumun resmi internet sitesindeki bilgiler de dikkate alınarak emsal ücretin belirlenmesi mümkündür.
Somut olayda, davacı davalılara ait deri mont dikim atölyesinde ayakçı diye tabir edilen makinecinin dikimini kolaylaştırmak için yapılan hizmetleri yaptığını, parça başı ücret karşılığında çalıştığını, buna göre bir haftada ortalama 50 deri mont üretildiğini, bu üretim karşılığında alınan ücretin yarı oranında makineci ile paylaşıldığını, böylece haftalık net 500,00 TL ücret aldığını ileri sürmüş olup; davalı davacının aylık maktu ücret karşılığı çalıştığını ve ücretinin asgari ücret olduğunu savunmuştur. Dosyada yer alan Türkiye Deri Sanayicileri Derneği’nden bildirilen 23.12.2015 havale tarihli yazısında, parça başı ücret bilgisi olmamakla birlikte, deri dikim atölyesinde “usta” mesleğini icra eden personelin alabileceği ücret miktarının işyerinin ürettiği ürün kalitesine, işçinin becerisine ve çalıştığı süreye bağlı olarak -,- %10 oranında değişebilmekle birlikte 2014 yılı itibariyle 1.300,00 TL olabileceği belirtilmiş olup; Türkiye İstatistik Kurumu sorgulama raporuna göre de, giyim eşyası ve diğer sanatkarlar ile ilgili işlerde çalışanlar bakımından 2014 Kasım ayı ortalama brüt ücreti 1.497,00 TL olarak belirtilmiştir. Davacı tanıkları davacı ile aynı işi yaptıklarını ve ücretlerinin aylık net 2.000,00 TL olduğunu beyan etmişler ise de, beyanlarına göre davalı ile davalı ile aynı mahiyette davalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı tanığı ise davacının asgari ücret ile çalıştığını ifade etmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, Türkiye Deri Sanayicileri Derneği’nden gelen yazı cevabının “usta”ya ilişkin olması nedeniyle bu yazıya itibar edilemeyeceği belirtilerek; tanık beyanlarına göre davacının net 2.000,00 TL, brüt 2.797,55 TL ücret aldığı kabul edilmek suretiyle işçilik alacakları hesaplanmış ise de, taraf beyanları arasında önemli bir farkın bulunduğu böyle bir durumda salt husumetli tanık anlatımlarıyla sonuca gidilmesi doğru olmaz. Bu nedenle öncelikle davacının meslek ünvanı ve fiilen yaptığı işin net bir biçimde belirlenmesi suretiyle, davacının meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücret araştırması yapılmalı, dosya içeriğiyle birlikte değerlendirme yapılarak davacının aylık ücreti belirlenmeli ve belirlenen bu ücret üzerinden davacının hüküm altına alınan tazminat ve alacakları gerekirse yeniden hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
3-Taraflar arasında, davacının fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Aynı ilkeler, ulusal bayram ve genel tatil alacağının ispatı bakımından geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta, davacının işyerinde fazla çalışma yaptığı ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığı iddialarına ilişkin olarak işyeri kaydı mevcut olmayıp dinlenen davacı tanığının beyanına itibar edilerek fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı hüküm altına alınmıştır. Ne var ki, davacı tanıklarının davalı ile aynı mahiyette davasının bulunması sebebiyle davacı ile menfaat birliği içerisinde olduğu anlaşılmakta olup salt husumetli tanık beyanlarıyla fazla çalışma olgusunun kanıtlandığı kabul edilerek hüküm tesis edilmesi isabetli olmamıştır. Davacının fazla çalışma ücreti alacağının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Öte yadan, dosyada davalı işverence belirli bir çalışma dönemine ilişkin sunulan imzalı puantaj kayıtlarının bulunduğu anlaşılmakla, her ne kadar bu kayıtlarda çalışma saatlerine ilişkin açıklık yer almamakta olup çalışma süresinin bu kayıtlara göre belirlenmesi mümkün değil ise de, davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığının bu kayıtlar esas alınarak belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde salt husumetli tanık beyanı ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
4- Taraflar arasında işçilik alacaklarından davalıların sorumluluğunun belirlenmesi hususunda da uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda mahkemece, davacının davalıların işyerlerinde 19/02/2010 - 10/03/2013 tarih aralığında ve 28/05/2013 - 20/12/2014 tarih aralığında olmak üzere belirsiz süreli hizmet sözleşmesine dayalı olarak toplamda 1685 gün süreyle çalıştığı, davalılar ... ile ...’ın eş oldukları ve davacının çalıştığı işyerinin değişmediği, her iki davalının aralarındaki akrabalık bağı ve işleri fiilen ..."ın yürütmesi nedeniyle davalılar arasında organik bağ bulunduğu gerekçesiyle her iki davalının işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının dava konusu işyerinde 20/03/2008 – 22/12/2009, 19/02/2010 – 10/03/2013, 28/05/2013 – 20/12/2014 tarihleri arasında 3 dönem halinde çalışmasının bulunduğu, davacının davalı işyerindeki 20/03/2008 – 22/12/2009 tarihleri arasındaki çalışmasının dosyaya davalı tarafça sunulan davacı tarafça imzalı yargılama sırasında imzasına itiraz edilmeyen ibraname ve işten ayrılış bildirgesine göre “Kod -3-” Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin İşçi Tarafından Feshi nedeni ile sonlandığı ve kıdem tazminatının ödendiği, bütün ücretleri ile her türlü sosyal hakkı, hafta ve genel tatil ücretleri ile fazla mesai ücretleri yönünden davalı işverenliği ibra ettiği ve davacının 1. dönem çalışmasının tasfiye edildiği, 19/02/2010 tarihinden itibaren davacının davalı işyerinde yeni bir iş akdi ile çalışmaya başladığı ve bu nedenle önceki dönem çalışmasının sonraki dönem ile birleştirilemeyeceği belirtilerek 19/02/2010 – 10/03/2013, 28/05/2013 – 20/12/2014 tarihleri arasındaki çalışma süresi gözetilmek suretiyle işçilik alacakları hesaplanmıştır. Temyiz edenin sıfatı da dikkate alındığında, 19/02/2010 – 10/03/2013, 28/05/2013 – 20/12/2014 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından yapılan değerlendirmede, işe giriş ve ayrılış bildirgelerinin ... tarafından verildiği, bu çalışma dönemine ilişkin primlerin yine işveren ... tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuına bildirildiği, bu döneme ilişkin işyeri kayıtlarının ... adına düzenlendiği, ödemelerin ... tarafından yapıldığı hususu dikkate alındığında, her ne kadar davalılar arasında hukuki ilişki bulunduğu yönündeki mahkeme tespitleri yerinde ise de, hükme esas alınan 19/02/2010 – 10/03/2013, 28/05/2013 – 20/12/2014 tarihleri arasındaki çalışma döneminden, belirtilen gerekçe nedeni ile yalnızca ...’ın sorumlu tutulması gerekirken, diğer davalı ...’ın da işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 05.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.