1. Hukuk Dairesi 2015/7623 E. , 2018/6971 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ...ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.02.2018 ... günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekil ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ..."un tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, tapu iptali ve tescil olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan babası ...’ın maliki olduğu 2, 143 ve 37 parsel sayılı taşınmazların davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiğini, miras bırakanın bakıma muhtaç olmadığını, miras bırakanın ayrıca bankadaki 30.000,00 TL parasını ve ...ünü de davalı ve çocuklarına vasiyetname ile bıraktığını, temliklerin mirasçılardan mal kaçrıma amaçı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalı, temliklerin muvazaalı olmadığını, edimlerini yerine getirdiğini ve miras bırakanın çekişme konusu taşınmazlar haricinde on adet daha taşınmazı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının bakım borcunu yerine getirdiği, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan ... Karaman’ın 28/01/2012 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı oğlu ..., davalı oğlu ... ile dava dışı oğlu ... ve kendisinden evvel ölen oğlu Abdullah’tan olma torunları ... ve ...’un kaldığı, miras bırakanın maliki olduğu 141 ada 2 parsel ile paydaşı olduğu 106 ada 143 parsel ve 106 ada 37 parsel sayılı taşınmazlarını 24/03/2004 tarihli ölünceye kadar bakma akdi ile davalıya devrettiği, miras bırakanın ayrıca 24/03/2004 ve 07/05/2010 tarihli vasiyetnameler ile bankadaki parasını ve ...ünü davalı ile davalının oğulları olan torunlarına devrettiği, miras bırakanın çekişme konusu taşınmazlar haricinde on adet daha taşınmazı olduğu, alınan bilirkişi raporu ile temlik dışı taşınmazların toplam değerinin 73.922,59 TL; temlik edilen taşınmazların arazi değerinin 172.900,72 TL muhdesatlar ile değerinin 386.931,23 TL olduğu sabittir.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda, miras bırakan tarafından temlik edilen taşınmazlar ve vasiyet edilen menkuller ile temlik dışı bırakılan taşınmazlar karşılaştırıldığında miras bırakan tarafından yapılan temlik ile makul karşılanabilecek bir sınırda kaldığını söyleme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, hakkaniyet ilkesi ve edinimler arası denge gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.03.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
-KARŞI OY-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, temlikin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Miras bırakan 1929 doğumlu ... Karaman"ın 28.01.2012 tarihinde öldüğü, davacı-davalı ve dava dışı kişilerin mirasçı olarak kaldıkları, murisin 770 sayılı parselin tamamı ile 790 ve 330 sayılı parsellerdeki 1/2"şer payını 24.03.2004 tarihinde ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiği, yenileme suretiyle parsellerin 141/2, 106/143/ 106/37 parsel numaralarını aldığı kayden sabittir.
Bilindiği gibi; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Kural olarak, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. ( TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu"nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uyalama yeri bulur.
Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illletli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Öte yandan, TBK"nun 611 ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir mal varlığını veya bazı mal varlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Bireylerin yaşlanma ve yaşlılıkta yalnız kalma korkusu ölünceye kadar bakma sözleşmesinin doğumuna ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla gelişmesine yol açmıştır. Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı olduğu kadar yaşama süresince bakımı gerektiren ve rastlantıya (tesadüfe) bağlı sözleşmelerdendir. Öte yandan, TBK"nun 611. maddesi bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir. Bu bakımdan, bakım alacaklılarının akit anında özel bakıma muhtaç olmasını aramak, kanunda bulunmayan bir unsuru ilave etmek olacaktır.
Bir başka hususta, ölünceye kadar bakma akitleri ivazlı olduğundan tenkise de tabi değildir.
Somut olaya gelince; muris sözleşmeyi yaptığında 75 yaşında olup, eşi çok önce öldüğünden uzun yıllardır davalı ile birlikte yaşamaktadır. Sözleşmeyi yaptıktan sonra da 8 yıl yaşamış, bu süre zarfında bakım borcunun yerine getirilmediği iddiası ile bir dava da açmamıştır.
Dinlenen tanıklar, murisin mal kaçırmasını gerektirecek somut bir olgu ortaya koyamamışlardır. Diğer taraftan muris adına halen birçok taşınmaz bulunmaktadır.
Tüm bu somut olgular yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, murisin gerçek irade ve amacının mal kaçırmak olmayıp, gerçekten bakılmak olduğu, davalının da bakım borcunu yerine getirdiği tüm bu nedenlerle davanın reddine ilişkin kararın onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.