Abaküs Yazılım
20. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/8074
Karar No: 2020/1006

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2017/8074 Esas 2020/1006 Karar Sayılı İlamı

20. Hukuk Dairesi         2017/8074 E.  ,  2020/1006 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

    Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Davacılar vekili 14.01.2013 havale tarihli dilekçe ile ... ilçesi, ... köyü 1389 ve 1411 parsel sayılı taşınmazların vekil edenleri ve murisleri adına kayıtlı iken, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/1208 E. - 2006/33 K. sayılı karar ile 1389 sayılı parselden ifrazen oluşan 1644, 1645, 1646,1648 ve 1649 sayılı parseller ve 1411 sayılı parselden ifraz edilerek oluşan 1601 sayılı parselin orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği ve hükmün kesinleştiğini, mülkiyet haklarının tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın TMK"nın 1007. maddesi uyarınca tazmininin gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 10.000,00 TL"nin tapunun iptal edildiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, 04.02.2014 havale tarihli ıslah dilekçesi ile de yine fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 16.879.916,94 TL"nin taşınmazların hükmen Hazine adına tescil edildiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsilini talep etmiştir.
    Mahkemece, davanın kabulüne 16.879.916,94 TL"nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak davacılara tapu kaydındaki payları oranında ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından ve temyiz dilekçesine cevap süresi içinde de davacılardan ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmekle Dairenin 05/05/2015 gün ve 1995/2505 E. - 1995/3658 K. sayılı kararı ile özetle değerlendirme tarihinin tapu iptal kararının kesinleştiği 15/11/2017 tarihi olması ve arazi niteliğindeki taşınmaza bu tarihteki ilçe tarım müdürlüğü verilerine göre net gelir metodu ile değer belirlenmesi gerekirken 2012 tarihinin değerlendirme tarihi olarak dikkate alınması ve ayrıca ıslah edilen kısma ilişkin nisbi harç yatırılmadığı halde, davanın tamamının kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozma kararı sonrasında mahkemece verilen ilk kararı temyiz etmeyen davacılar ... ve diğerlerinin tarafları açısından yargılamanın uzamaması amacıyla tefrik talebi üzerine bu davacılara ilişkin dava dosyası tefrik edilerek mahkemenin 2015/465 Esasına kaydedilmiş ve bu dosya davacıları tarafından 01/12/2015 tarihinde ayrıca ek dava açılarak, şimdilik 8.434.958,47 TL"nin tapu iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsilini istemişler, açılan bu ek dava mahkemenin 2015/518 Esasını almış ve kısmi davayla birleştirilmesine karar verilmiştir.
    Mahkemece verilen ilk kararı temyiz eden davacılar tarafından ise bozma kararı sonrası 01/04/2016 tarihinde ek dava açılarak, şimdilik 7.984.080,48 TL"nin tapu iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsilini istemişler, açılan bu ek dava mahkemenin 2016/212 Esasını almış ve kısmi davayla birleştirilmesine karar verilmiştir.
    Dairenin 05/05/2015 tarihli bozma kararı sonrasında mahkemece bozma kararına uyulmuş ve yukarda bahsedilen asıl ve ek davalar bu dosyayla birleştirildikten sonra yargılamaya 2016/95 Esas sayılı dosya üzerinden devam edilmiş ve yapılan yargılama sonunda 2016/95 ve 2015/465 Esas sayılı dava dosyalarında açılan davanın kabulü ile 10.000,00 TL"nin tapu iptal kararının kesinleştiği 15.11.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, birleşen 2015/518 ve 2016/212 Esas sayılı dava dosyalarında açılan davaların kısmen kabulü ile her bir dava dosyası için ayrı ayrı 7.243.704,61 TL"nin tapu iptal kararının kesinleştiği 15.11.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi uyarınca tazmini isteğine ilişkindir.
    Tazminat istemine dayanak ... ilçesi, ... mahallesi 1389 parsel sayılı taşınmaz ile 1411 sayılı parselden ifrazen oluşan 1601 parsel sayılı taşınmaz davacılar ve murisleri adına tapuda kayıtlı iken 1995 tarihinde taşınmazların tapu kaydına orman şerhi konulmuş ve Orman Yönetimi tarafından açılan dava sonucu ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/1208 E. - 2006/33 K. sayılı kararı ile 1601 sayılı parselin tamamının (72.061,00 m²), 1389 sayılı parselin ise toplam 417.690,76 m²"sinin tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, verilen karar Yargıtay denetiminden de geçerek 15/11/2007 tarihinde kesinleşmiştir.
    İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, davacıların, adlarına kayıtlı bulunan taşınmazlarının tapu kayıtlarının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde eldeki davayı açmasında ve arazi niteliğindeki taşınmazlara net gelir metodu ile tapu iptal kararının kesinleştiği tarih esas alınarak değer biçilmesinde ve taşınmazların gerçek bedelinin TMK"nın 1007. maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA 26/02/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.

    KARŞI OY YAZISI
    Dava, kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman sınırları içerisinde kalan davacılara ait taşınmazın tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminat (TMK md.1007) istemine ilişkindir.
    Davacılar vekili, dava dilekçesinde ... ili, ... ilçesi, ... köyünde bir kısım müvekkillerinin adına, bir kısım müvekkillerinin de murislerinden intikal eden taşınmazların orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptal edildiğini ve bu şekilde mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek TMK"nın 1007. maddesi gereğince tazminat talebinde bulunmuştur.
    Taşınmazın bulunduğu yerde 1946 yılında yapılıp 28.06.1947 yılında kesinleşen 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan orman kadastrosunda dava konusu yerler orman sınırları içerisinde
    yer almıştır. Daha sonra aynı bölgede 1969 yılında yapılan tapulama sırasında, orman tahdit sınırları içerisinde bulunan davaya konu bu taşınmazlar bir kısım davacıların kendi, bir kısım davacıların da murisleri adına tespit edilmiş, itiraz edilmediği için de kesinleşerek tespit gibi tapu kaydı oluşmuştur.
    Bir yerde tapulama çalışması (arazi kadastrosu) yapılırken, daha önceden yapılmış olan ve kesinleşen orman kadastrosu var ise bu sınırlara riayet edilerek tapulama çalışmasının yapılması gerekir. Tazminata konu olan taşınmaz 1946 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında orman olarak ilan edilip 1947 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalan bir yer olduğu ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/1208 E. - 2006/33 K. sayılı kararı ile sabittir. Ancak, buna rağmen aynı yerle ilgili ikinci bir kadastro işlemi (arazi kadastrosu) yapılmıştır.
    Anayasamızın 169. maddesinde; "... Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz..." hükmü yer almaktadır. Bu hükümde de açıkça yer aldığı üzere ormanların özel mülkiyete konu olması mümkün değildir.
    Davaya konu olan taşınmaz, daha önceden ilan edilip ve kesinleşen orman kadastrosuna göre orman niteliğinde olduğundan, özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasamızın hükmü gereğidir. Hem Anayasamızın hükmü ve hem de yapılan arazi kadastrosunun ikinci kadastro niteliğinde olması nedeniyle davacı adına yapılan tespit ve tescil, yolsuz tescil niteliğindedir. Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ve Dairemizin yerleşik uygulamasında bu tür tesciller yok hükmünde kabul edilmektedir.
    Her ne kadar şeklen bir tapu kaydı oluşmuş ise de bu tapu kaydı mülkiyeti kazandıran bir belge niteliğinde değildir.
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapu kaydını tereddütsüz bir mülkiyet belgesi olarak kabul etmekte ise de, Türk Hukukundaki uygulama farklı yöndedir.
    AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları gözeterek bir sonuca varmaktadır. Buna göre, orman veya mera gibi alanların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılamayacağına dair Türk Hukukundaki düzenlemeler nedeniyle, başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentilerinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmektedir . (Sarısoy ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 21303/07, 14.10.2014; Usta/Türkiye, B.No: 32212/11, 27.11.2012)
    Hukuk Genel Kurulunun 19.02.2003 gün 2003/20-102 esas 2013/90 karar sayılı ilamında; "Türk Medeni Kanunun kabul ettiği sisteme göre tapuya tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tesciller, yolsuz tescil niteliğinde olup sahibine mülkiyet hakkı kazandırmaz... Yolsuz tescille, kamu malı niteliğinde olan taşınmazların özel mülkiyete dönüştürülerek hukuksal niteliklerinin değiştirilmesi hukuken mümkün değildir..." yönünde karar verilmiştir. Aksinin kabulü, Anayasamızın 169. maddesi hükmünün yok sayılması ve dolanılması anlamına gelecektir. Dava konusu taşınmaz yolsuz tescil olduğundan tapu kaydının mülkiyet hakkını temsil etmediği, başka bir deyişle, mülkiyet kazanılmadığı için davacı adına oluşan tapu kaydının iptal edilmesi ile de mülkiyet hakkının ihlal edilmesi söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle mülkiyet hakkından yoksun bırakılma iddiası, dosya kapsamı ile uyuşmadığından mülkiyet hakkından bedelsiz yoksun bırakıldığına ilişkin iddia ve buna mukabil taşınmazın rayiç bedeli kadar tazminat verilmesi uygulaması ve bu yöndeki bozma hükmü yerinde değildir.
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapunun orman olduğu gerekçesi ile iptal edilmesi durumunda hiçbir bedel ödenmemesini hak ihlali kabul etmiş, makul bir tazminat ödenmesi gereğine değinmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, makul tazminat miktarını, taşınmazın rayiç bedeli olarak kabul etmektedir (29.09.2010 tarih 2010/ 14-386 Esas 2010/427 Kararı). Ancak; öncelikle orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği yerlerde sonradan tesis(arazi) kadastrosu yapılması ve hukuken orman olduğu kesinleşen bir yerin ikinci kadastro olarak yapılan arazi kadastrosu ile mülkiyeti kazanılamayacağı için kanaatimce makul tazminat miktarı taşınmazın rayiç bedeli değil, bu kayda güvenerek tapu sahibinin imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olmalıdır.
    Bu durumda mülkiyet hakkını geçerli bir hukuksal nedene dayanmadığı için iktisap edemeyen tespit maliki veya mirasçılarının kadastro tespiti sırasında yapılan hatalardan dolayı TMK 1007. maddesindeki tapuya güven ilkesinden doğan tazminat hakkından yararlanmaları mümkün değildir.
    Bu açıklamalar ışığında, davacıların tapusunun iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı iddiası, mülkiyet hakkının hiç doğmaması nedeniyle hukukî gerçeği yansıtmadığından, tapunun iptalinden dolayı Hazineyi TMK’ nın 1007. maddesi gereğince sorumlu tutmanın mümkün olmadığı, bir an için sorumlu tutulması gerektiği kabul edilse dahi, hükmedilmesi gereken tazminat miktarının taşınmazın rayiç bedeli değil, tapu malikinin bu kayda güvenerek, imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olması gerektiği kanaatinde olduğumdan, taşınmazın rayiç bedeli olarak belirlenen ilk derece mahkemesinin tazminat miktarının onanması yönündeki karara katılmıyorum.
    Kabule göre de; yerel mahkeme kararında tazminat miktarını belirleyip davacıdan alınarak davalılara verilmesine karar vermiş, hangi davacının ne miktarda tazminata hak kazandığına ilişkin HMK 297/2. maddesine göre ayrıntılı hüküm kurmadığından kararın bu haliyle usule ve infaza elverişli olmadığı,
    Yine ilk verilen kararda faizin başlangıç tarihi dava tarihi olarak belirlenmiş iken, temyiz etmeyen davacılar için faiz başlangıç tarihinin tapu iptal kararından deiğil, Hazine nin bu konudaki kazanılmış hakkı dikkate alınarak lehine olan dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan kararın bu nedenlerle bozulması yerine onanması yönündeki Sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi