13. Hukuk Dairesi 2015/21621 E. , 2017/9396 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalı kardeşinin 562 ada 10 parselde 2, 3 ve 5 nolu taşınmazların satışını 27.11.1998 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satmayı vaad ettiğini, taşınmazların 2000 yılında fiilen teslim edilmesine karşın tapuda ferağ verilmediğini, 3 nolu bağımsız bölümün 20.5.2004 tarihinde 5 nolu taşınmazın da 1.4.2004 tarihinde başka bir şahsa satıldığını kısa bir süre önce öğrendiğini ileri sürerek; 3 ve 5 nolu taşınmazların 3. şahsa satış tarihindeki rayiç değerinin tespiti ile bu değerden şimdilik 10.000,00TL"nin en yüksek faiziyle birlikte tahsiline, satış bedeline denkleştirici adalet ilkesi uygulanarak dava tarihine kadar oluşacak munzam zarardan şimdilik 5.000,00 TL"nin tahsiline karar verilmesini istemiş, 25.4.2014 tarihli dilekçe ile, taşınmazların rayiç değerine ilişkin talebini 135.711,00 TL"ye yükseltmiştir.Davalı, davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davanın kabulü ile 135.711,00 TL"nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, munzam zarar talebinin ise reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Savunma hakkı Anayasanın 36.maddesinde güvence altına alındığı gibi, karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK.nun 27.maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. HMK."nın 320/1.maddesinde "mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği" belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve "mümkün olan hallerde" olduğu belirtilmek suretiyle yasanın uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir.HMK"nın 27.maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Hukuki dinlenilme hakkının usul hukukundaki bir diğer yansıması ise, HMK madde 297/ 1-c bendinde yer almış olup buna göre, mahkemelerin gerekçeli kararlarında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.Eldeki davada; mahkemece davalıya davacının ıslah dilekçesi tebliğ edilmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. Islah dilekçesi geçerli şekilde davalıya tebliğ edilmeden yargılama yapılarak hüküm verilmesi davalının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. O halde ıslah dilekçesinin usulüne uygun şekilde davalıya tebliği ile savunma hakkı tanındıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, bu yönün gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
3-Davalının zamanaşımı itirazı yönünden yapılan incelemede; davacının 27.11.1998 tarihli noter satış vaadi sözleşmesi gereğince satışı vaad edilen taşınmazların tapuda devredilmediğini iddia ederek rayiç değerlerinin tazmini isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şekilde düzenlenen sözleşme ile taşınmaz mal satışları 10 yıllık genel zamanaşımı hükümlerine bağlı olup zamanaşımı süresinin başlangıcı tapuda ferağ verilmeyeceğinin anlaşıldığı tarihtir. Mahkemece davalının zamanaşımı itirazı yönünden bu açıklamalar dikkate alınarak bir değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken sözleşme tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
4-Kabul şekli bakımından ise, hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın değerleri hatalı tarihlere göre tespit edilmiştir. Dosya arasında bulunan tapu kayıtlarının incelenmesinden, 3 nolu bağımsız bölümün 17.5.2002 tarihinde, 5 nolu bağımsız bölümün ise 6.10.2003 tarihinde dava dışı şahıslara devredildiği anlaşılmaktadır. Oysa bilirkişi raporunda 3 nolu taşınmazın 2004 yılındaki, 5 nolu taşınmazın ise 2013 yılındaki değerleri hesaplanmış mahkemece de bu rapor hükme esas alınmıştır. Bu durumda bu rapor hükme esas alınamaz. Mahkemece eksik incelemeye dayalı hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2, 3 ve 4 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 31,40 TL onama harcının davacıdan alınmasına, peşin alınan 2.317,60 TL harcın istek halinde davalıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.