12. Ceza Dairesi 2018/5602 E. , 2019/5923 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık, İmar kirliliğine neden olma
Hüküm : Her iki suçtan; 5271 sayılı CMK"nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat
2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olma suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılanlar vekilleri ile mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Hüküm duruşmasına katılan mahalli Cumhuriyet savcısının, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK"un 310/1. maddesinde öngörülen yasal bir haftalık süre içinde, 17/04/2014 tarihinde yaptığı temyiz isteminin süresinde olduğu değerlendirilerek, tebliğnamedeki (I) numaralı ret görüşüne iştirak edilmemiştir.
1-Katılan Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü vekilinin imar kirliliğine neden olma; katılan ... Belediye Başkanlığı vekilinin, 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
“Mağdur” kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan “suçtan zarar görme” kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında, “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11/04/2000 gün ve 65-69, 22/10/2002 gün ve 234-366, 04/07/2006 gün ve 127-180, 03/05/2011 gün ve 155-80, 21/02/2012 gün ve 279-55, 15/04/2014 gün ve 599-190, 28/03/2017 gün ve 214-206 sayılı kararlarında, “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 gün ve 41-54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edildiği anlaşılmakla;
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan zarar gördüğünden davaya katılmasına karar verilen Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün, imar kirliliğine neden olma suçu yönünden sanık hakkında tesis edilen hükmü ve imar kirliliğine neden olma suçundan zarar gördüğünden davaya katılmasına karar verilen Mudanya Belediye Başkanlığının, 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçu yönünden sanık hakkında tesis edilen hükmü temyiz etme hak ve yetkilerinin bulunmaması karşısında, katılanlar vekillerinin belirtilen kapsamdaki temyiz istemlerinin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak ayrı ayrı REDDİNE,
2-Katılan Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü vekilinin, 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan; katılan ... Belediye Başkanlığı vekilinin, imar kirliliğine neden olma suçundan; mahalli Cumhuriyet savcısının, her iki suçtan sanığın beraatine ilişkin hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince;
2863 sayılı Kanunun 65. maddesinin, 20/08/2016 tarihinde kabul edilip, 07/09/2016 tarihli Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6745 sayılı Kanunun 25. maddesi ile değiştirildiği ve anılan değişikliğin, “izinsiz inşai ve fiziki müdahale” fiili yönünden, 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65. maddesine göre aleyhe bir düzenleme getirdiği dikkate alınarak yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, katılanlar vekilleri ile mahalli Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete"de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 09/05/1992 tarih ve 2454 sayılı kararı ile onaylanan Mudanya kentsel sit alanı koruma amaçlı imar planı kapsamında yer alıp, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun 02/07/1987 tarih ve 3439 sayılı kararı ile sivil mimarlık örneği olarak tescil edilen taşınmazda izinsiz tadilat yaptığının iddia olunduğu, olay yeri keşfinden sonra sanat tarihçi bilirkişi tarafından düzenlenen 27/02/2014 tarihli raporda, yapının balkonları ile pencerelerinin pimapen doğramalı olup, Amerikan kapılarının, merdivenlerin, tırabzanların, zeminlerin, duvar sıvalarının ve tavanının yenilendiğinin veya bugünkü şekliyle izinsiz yapıldığının; inşaat mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 16/03/2014 tarihli raporda da, üç katlı, tamamen bitmiş, içinde ikamet olunan yapıda, dış cephe görünümü bozulmadan, iç kısımda tadilat gerçekleştirildiğinin belirtildiği, dosya kapsamında mevcut 25/05/1992 tarihli ilan tutanağına göre, “Yüksek Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulu” nun 09/05/1992 tarih ve 2454 sayılı yazısında belirtilen “koruma amaçlı imar planı ilanı” nın ... tarafından mahallinde yapılmış olduğu, sanığın da kolluk kuvvetlerine verip kovuşturma aşamasında içeriğini aynen tekrar ettiği ifadesinde, bahse konu evin kültür ve tabiat varlığı olduğunu bildiğini, binanın dışına dokunmadan, sadece kullandığı iç kısımlarda tadilat yaptığını söylediği, Uyap sisteminde yapılan incelemede, Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca suça konu taşınmaza ilişkin olarak 31/12/2016 tarih ve 6537 sayılı kararın alındığının görüldüğü anlaşılmakla;
Yapılan inşai faaliyet ile ilgili Koruma Bölge Kurulunca sonradan proje onayı kararı alınıp alınmadığının, bu kapsamda yukarıda değinilen 31/12/2016 tarih ve 6537 sayılı kurul kararının hangi konuya yönelik olduğunun belirlenmesi, olay yerinde yeniden keşif icra edilerek, kentsel sit alanı içerisindeki tescilli binanın iç kısmında yapılan tadilatların neler olduğunun ve niteliklerinin (ruhsata tabi esaslı müdahale ya da 3194 sayılı İmar Kanununun 21/3. maddesi kapsamında ruhsata tabi olmayan tadilat ve tamirat), ayrıca, varlığı tespit edilen müdahalelerin tescilli kültür varlığında zarar oluşumuna, varlığın özgünlüğünü kaybetmesine sebebiyet verip vermediğinin, Koruma Bölge Kurulu onaylı projelerin mevcudiyeti halinde, tescilli binanın son durumunun, anılan projelere uygun olup olmadığının tereddütsüz şekilde belirlenmesi, suç tarihi itibariyle yetki ve sorumluluk alanı, suça konu taşınmazın yer aldığı bölgeyi de kapsayan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunup bulunmadığının araştırılması, sonucuna göre;
a-Tescilli binanın son durumunun, varlığı saptanan Koruma Bölge Kurulu onaylı proje ya da projelere uygun olduğunun belirlenmesi halinde, atılı suçun manevi unsuru oluşmayacağından sanığın beraatine,
b-Koruma Bölge Kurulu onaylı proje bulunmadığının ya da tescilli binanın son durumunun, kurul onaylı proje ya da projelere uygun olmadığının belirlenmesi halinde, suça konu taşınmaz izinsiz müdahaleler nedeniyle zarar görmüş ise, 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/1. maddesi,
c-Suça konu taşınmazda izinsiz müdahalelerden dolayı zarar meydana gelmemiş ve yapılan müdahaleler 3194 sayılı İmar Kanununun 21/3. maddesi kapsamında ruhsata tabi olmayan tadilat ve tamirat niteliğinde ya da ruhsata tabi esaslı müdahale olmakla birlikte, suç tarihi itibariyle taşınmazın bulunduğu yerin bağlı olduğu idari birimin bünyesinde koruma uygulama ve denetim bürosu faaliyet gösteriyor ise, 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/4. maddesi,
d-Suça konu taşınmazda izinsiz müdahalelerden dolayı zarar meydana gelmemiş ve yapılan müdahaleler ruhsata tabi esaslı müdahale olmakla birlikte, suç tarihi itibariyle taşınmazın bulunduğu yerin bağlı olduğu idari birimin bünyesinde koruma uygulama ve denetim bürosu faaliyet göstermiyor ise, yine, 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/1. maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü tesis edilirken, anılan Kanunun 65. maddesinin, 5237 sayılı TCK"nın 184. maddesine göre özel norm niteliği taşıması karşısında, “özel normun önceliği” ilkesi gereği sübut bulan eylem 2863 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek, imar kirliliğine neden olma suçundan sanık hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi, (a) bendinde açıklanan şekilde 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçunun unsurlarının oluşmaması halinde, imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin değerlendirme yapılması gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ve 6498 sayılı Kanun değişikliğine yönelik hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilleri ile mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince, sanığın 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olma suçlarından beraatine ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak BOZULMASINA, 09/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.