10. Hukuk Dairesi 2016/18898 E. , 2019/3884 K.
"İçtihat Metni"......
Dava, 24.09.2011 tarihli trafik kazası sonucu vefat eden 5510 sayılı Kanunun 4/1-c maddesi kapsamında sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımların tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılardan .... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Kanunun 4. maddesi ile bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının uygulaması bakımından sigortalılar, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar ve kamu idarelerinde, Kanunda belirtilen şartlara tabi olarak çalışanlar olarak üç sınıfa ayrılmıştır.
Anılan Kanunun üçüncü bölümünde (13 ile 24. maddeler arası) hizmet akdiyle veya kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalıların tabi olduğu kısa vadeli sigorta hükümlerine yer verilmiş, kamu idarelerinde, Kanunda belirtilen şartlara tabi olarak çalışanlar bu bölümde düzenlenen kısa vadeli sigorta hükümleri kapsamına alınmamıştır.
Bu bölümde yer alan 13. maddede iş kazası tanımlandıktan sonra, 21. maddede iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluk halleri hüküm altına alınarak, iş kazası, meslek hastalığı veya hastalığa maruz kalan sigortalıya yada iş kazası, meslek hastalığı veya hastalık sonucu sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine Kurumca yapılan yardımların sorumlulardan rücu şartları belirlenmiştir.
5510 sayılı Kanunun 39. maddesinde ise, Kanunun 4. bölümünde düzenlenen uzun vadeli sigorta hükümleri çerçevesinde sigortalı yada hak sahiplerine yapılan yardımların, bir başka deyişle sadece 5510 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yapılan yardımları, bu yardımların yapılmasına sebep olan üçüncü kişilerden rücu şartları düzenlenmiştir. Buna göre;"Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir.
Malûllük, vazife malûllüğü veya ölüm hali, kamu görevlilerinin veya er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan aylıklar için Kurumca, kurumuna veya ilgililere rücû edilmez."
Bu düzenlemenin 5510 sayılı Kanunun 21/4. maddesinden en belirgin farkı, 21/4. maddede rücû alacağından sorumluluk kusura dayalı iken 39/1. maddede kasıt koşulu söz konusudur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Kast" başlıklı 21. maddesi; "Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." düzenlemesini içermektedir. Buna göre, Kanunun suç saydığı bir eylem dolayısıyla kişinin cezalandırılabilmesi için, kural olarak eylemin kasten işlenmiş olması gerekir. Kastın unsurları ise:
1)Öngörme Unsuru; Failin kasten hareket etmiş sayılabilmesi için, sonuç alt unsuru da dahil olmak üzere yasal tanımda yer alan tüm unsurları öngörmüş, yani onları bilmiş olması gerekir.
2)İsteme (irade) Unsuru; Bir şeyin bilinmiş olması, o şeyin aynı zamanda istenmiş olduğunu göstermez. Yani, öngörme, aynı zamanda isteme anlamına gelmez. Bu nedenle, failin kasten hareket ettiğini söyleyebilmek için, başta kanunda tanımlanan sonuç alt unsuru olmak üzere, öngördüğü tüm hususları aynı zamanda istemiş olması gerekir.
Failin öngördüğü ile istediği arasında uygunluk varsa, yani öngördüğü sonuca ulaşmak için iradesini harekete geçirmişse, kastı oluşmuş sayılır ve bundan sorumlu tutulur.(Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:6 Sayı:12 s.61-70)
5510 sayılı Kanunun 39. maddesine göre; Kurumun rücu hakkı, üçüncü kişinin sadece kasıtlı fiili haline özgülenmiştir.
Diğer taraftan, 04.06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı üzere, bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuki olarak nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini belirlemek ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hakimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu "HUMK." madde 76, Hukuk Muhakemeleri Kanunu "HMK." madde 33).
Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, trafik kazasında vefat eden sigortalının 5510 sayılı Kanunun 4/1-c maddesi kapsamında sigortalı olması nedeni ile kısa vadeli sigorta hükümleri kapsamına alınmadığından zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası olmadığı, dolayısıyla davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun 21/4. maddesi değil, 39. maddesi olduğu gözetilerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılardan .... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ...."ye iadesine, 25.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.......