1. Hukuk Dairesi 2020/1100 E. , 2021/2653 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - BEDEL - TAZMİNAT - ELATMANIN ÖNLENMESİ -
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine dair kararın davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tazminat, birleştirilen dava ise elatmanın önlenmesi isteklerine ilişkindir.
Asıl davada davacı, maliki olduğu 2513 parsel sayılı taşınmazdaki 9 ve 10 nolu bağımsız bölümlerini aralarında düzenlenen inanç sözleşmesi gereği, kredi kullanabilmesi amacıyla davalı ...’e temlik ettiğini, davalı ..."nın ise kötüniyetli ve muvazaalı olarak çekişme konusu taşınmazları diğer davalı ..."e devrettiğini, davalı ..."in taşınmazlar için bedel ödemediğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde tespit edilecek bedelin davalı ...’den tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı ..., çekişme konusu taşınmazları diğer davalı ..."den, iyiniyetli olarak satın aldığını, davacının taşınmazlarda işgalci konumunda olduğunu, bu nedenle kendisine karşı Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2012/397 E sayılı dosyası ile meni müdahale davası açtığını, diğer davalı ..., davacının dosyaya sunduğu inanç sözleşmesindeki imzaların sahte olduğunu, bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırdıklarını, dava konusu taşınmazları dava dışı... isimli şahıstan satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Birleştirilen davada davacı, 2513 parsel sayılı taşınmazdaki 9 ve 10 nolu bağımsız bölümlerin maliki olduğunu, davalının bağımsız bölümleri haklı bir neden olmaksızın tasarruf ettiğini ileri sürerek müdahalenin menine karar verilmesini istemiş, davalı, dava konusu taşınmazların inançlı işlem ile dava dışı ..."e teslim ettiğini, ..."in kredi kullanmak istediği için geçici süreliğine taşınmazları iktisap ettiğini, hangi sebeple taşınmazların davacıya devredildiğini anlamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesi ile asıl davanın reddine, ...’ın dava konusu taşınmazları kullanımının haklı bir nedene dayanmadığı gerekçesi ile birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı istinaf talebinde bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince, asıl davada davacı tarafından sunulan belge fotokopi niteliğinde bir belge olsa da, yapılacak imza incelemesi sonucu imzanın davalıya ait olduğunun tespiti halinde belgenin delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün olduğu, ancak mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadığı gerekçesi ile asıl dava yönünden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, birleştirilen dava yönünden verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile bu yönde yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, yerel mahkemece istinaf kararı doğrultusunda yapılan inceleme neticesinde, asıl davanın reddine, birleştirilen dava yönünden verilen karar kesinleşmiş olduğundan yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, verilen karara karşı istinaf talebinde bulunulması üzerine, davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2513 parsel sayılı taşınmazdaki 9 ve 10 nolu bağımsız bölümler, davacı ... adına kayıtlı iken 16.12.2008 tarihli satış işlemi ile dava dışı ...’a, ondan da 7.1.2009 tarihinde satış yolu ile asıl davada davalı ...’e temlik edildiği, davalı ... tarafından ise 14.08.2012 tarihinde birleştirilen davada davalı ...’a satıldığı, davacı ... tarafından sunulan 7.1.2009 tarihli fotokopi niteliğindeki yazılı belgede iki tanık ile davacı ... ve davalı ...’nın imzalarının yer aldığı, sözleşme konusu taşınmazların (dava konusu olan) 2513 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 9 ve 10 nolu bağımsız bölümler olduğu, sözleşme ile alıcı ...’nın banka kredisi karşılığı taşınmazları devralacağı, borçlu satıcı ...’in ise kredi borcunu ödeyeceği, borçlu satıcının taşınmazları kullanacağı, banka kredisi bitince taşınmazların borçlu satıcı ...’e iade edileceği, alıcı ...’nın kendi üzerinde kayıtlı olduğu müddetçe taşınmazı kimseye devretmeyeceği, borçlu satıcının kredi borcunu bitirmesiyle taşınmazların devrinin gerçekleşeceği, tarafların yükümlülüklerine uymamaları halinde cezai şart uygulanacağı hususlarının düzenlendiği, sunulan söz konusu belgedeki imzanın davalı ... tarafından inkarı üzerine Adli Tıp Kurumundan alınan 12.10.2018 tarihli raporda; sözleşme altındaki imzanın davalı ...’nın eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi konusunda ileri bir tespite gidilemediğinin bildirildiği, davacı tanıklarının ve davacının beyanlarında sözleşme aslının davalı ...’da olduğunu belirttikleri, davacının yemin deliline dayanmayacağını beyan ettiği, söz konusu olayla ilgili olarak Dairenin 2018/312 E-2020/5013 K sayılı ve 13.10.2020 tarihli bozma ilamında; “...tapu-iptal tescil davası bakımından verilecek karara göre elatmanın önlenmesi davasının sonuçlandırılması gerekirken, anılan husus göz ardı edilerek birleştirilen davada yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığına ...” işaret edildiği, dosyaya geri çevirme yolu ile celp edilen belgelerden, söz konusu bozma ilamı sonrasında elatmanın önlenmesine ilişkin davanın yerel mahkemede 2021/137 E numarasını aldığı ve dosyanın halen derdest olduğu, eldeki dosyada sadece tapu iptali ve tescil davasının temyize konu olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi taraflarca hazırlanma ilkesinin uygulandığı davalarda deliller kural olarak taraflarca ikame edilir. Bu usuli yük belgelerin ibrazında önemli bir rol oynar. Zira, bir vakıadan kendi lehine sonuç çıkaran tarafın o vakıayı ispatlayabilmek için ihtiyaç duyduğu belge karşı tarafın elinde ise, bu belgenin ibrazında hukuki yarar mevcut olacaktır. Ancak dayanılan belgenin karşı tarafın elinde olduğunun inandırıcı şekilde ortaya konulması gerekir. Belgenin karşı tarafın elinde olduğu iddia ve ispat edilmeden ibraz talebinin karşı tarafa yöneltilmesi ve onun cevabının değerlendirilmesi mümkün değildir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 219. maddesinde;
“ (1) Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar...” yine 220. maddesinde;
“ (1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.
(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.
(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Somut olayda; davacı 7.1.2009 tarihli fotokopi belgenin aslının davalıda olduğunu ileri sürmüş, davalı ise bunu inkar etmiştir. Mahkemece dinlenen davacı tanıkları ifadelerinde, davacı ... ile davalı ... arasında imzalanan 07.01.2009 tarihli fotokopi niteliğindeki belgenin aslının davalı ...’da bulunduğunu beyan etmişlerdir.
Hal böyle olunca; taraflar arasında imzalanan 07.1.2009 tarihli belgenin aslının davalı ...’da bulunup bulunmadığı hususunda mahkemece HMK"nun 219 ve 220. maddeleri gereğince toplanan ve toplanacak delillerin değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
Davacının açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun′un 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.