Abaküs Yazılım
3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2014/21877
Karar No: 2015/2447
Karar Tarihi: 18.02.2015

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/21877 Esas 2015/2447 Karar Sayılı İlamı

3. Hukuk Dairesi         2014/21877 E.  ,  2015/2447 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : VAN 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
    TARİHİ : 07/11/2013
    NUMARASI : 2013/214-2013/586

    Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

    Y A R G I T A Y K A R A R I

    Davacı vekili dilekçesinde; 23/10/2011 tarihinde Van İlinde meydana gelen depremde, davalı N.. B..’ın mülkiyetinde bulunan ve davacının eşine kiraya verilen dairenin bulunduğu ............ Apartmanının tamamen çöktüğünü; müvekkilinin, sakat kalarak maddi ve manevi zarara uğradığını, olay nedeniyle bina maliki olan davalının tamamen kusurlu olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000 TL maddi tazminat ile 250.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı vekili dilekçesinde; davalıya ait davaya konu binanın, 23/10/2011 tarihinde meydana gelen depremde yıkıldığını; davacının, depremde bu binada bulunduğunu ispat etmesi gerektiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece; ""...davacının deprem sonrasında ilk olarak tedavi olduğu Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinden gelen cevapta davacının hastanede tedavi olmadığının bildirildiği, bunun üzerine davacı vekilinin davacının halk arasında bilinen Ş. I. ismi ile tedavi olduğunu bildirmesi üzerine Ş. I. isimli şahsa ait tedavi evrakları celbedilmiş, gelen tedavi evraklarında adı geçen Şiir Ilgıtlı ile davacının doğum tarihi, doğum yeri, anne ve baba isimlerinin farklı olduğu; hastanın TC kimlik numarasının bulunmadığı dikkate alınarak, davacı vekilinin, davacının, halk arasında tanındığı isimle tedavi olduğuna ilişkin beyanlarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu; TMK.nun 6. maddesi gereğince, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlü olup gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği
    üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düştüğü; davacı vekiline, 09.05.2013 tarihli celse de delil ve tanıklarını bildirmek üzere kesin mehil verilmesine rağmen, bu yönde herhangi bir delil bildirmediği, bu şekilde davanın ispat edilemediği anlaşıldığı..."" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
    Davalardan biri hakkında verilecek kararın, diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde iki dava arasında bağlantı varsayılır ve biri diğeri için bekletici mesele yapılır.
    Dosyanın incelenmesinde; davacının, olay nedeniyle, davalı hakkında yürütülen Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/11174 Soruşturma sayılı dosyasında şikayetçi olduğuna dair bir bilgi ve belge bulunmadığı; ancak, davalı hakkında açılan Van 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/12 Esas sayılı dosyasında suçtan zarar görme ihtimaline binaen katılan olarak davaya kabulüne karar verildiği ve söz konusu dosyanın derdest olduğu anlaşılmaktadır.
    Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda (Mülga) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde düzenlenmiştir.
    Borçlar Kanunu"nun 53. maddesine göre,
    “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hâkimini takyit etmez.”
    Öte yandan, 818 sayılı Borçlar Kanunu"nu yürürlükten kaldıran ve 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Ceza hukuku ile ilişkisinde” başlıklı 74. maddesi de aynı hususu düzenlemektedir.
    6098 sayılı Kanunun 74. maddesine göre,
    “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
    Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”
    Görüldüğü üzere, gerek 818 sayılı Kanunun 53, gerekse 6098 sayılı Kanunun 74. maddeleri uyarınca hukuk hakimi ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas hukuku bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
    B.K.nun 53. maddesiyle Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk arasındaki ilişkiye yer verilmiştir. Madde irdelenirken Ceza Mahkemesinin “delil yetersizliğine dayanan beraat kararının” hukuk hâkimini bağlamayacağı; ancak, beraat kararı bir maddi olguyu tespit ediyorsa, bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı; beraat kararı suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayanıyorsa, bu kararın hukuk hakimini de bağlayacağı; bundan başka, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı hüküm altına alınmıştır
    Bu durumda, ceza mahkemesi kararının, kusurun varlığı ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda, hukuk hâkimini bağlamayacağı kuşkusuzdur.
    Ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
    Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hâkiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir.
    Borçlar Kanununun 53. maddesinin uygulanmasında, ceza hâkiminin, suçun sanık tarafından işlenmediğinin tespit olunması ya da suçun sübut bulmamış olması nedeniyle beraat kararı vermesi ile, sanığın kendisine yüklenen suçu işlediği yolunda kesin delil bulunmaması sebebiyle beraat kararı vermesi farklı sonuçlar doğurur.
    Ayrıca, kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararın, diğer söyleyişle fiilin işlendiği sabit olduğu halde, kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptamanın tek başına hukuk hâkimini bağlayacağını kabule olanak bulunmamaktadır.
    Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Bu nedenle, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hâkiminin, hukuk hâkiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.
    Hal böyle olunca, Mahkemece; Ceza Mahkemesinde saptanan maddî olguların Hukuk Hâkimini bağlayacağı düşünülerek, ceza davasının sonuçlanmasının bekletici sorun yapılması; o davada belirlenen maddî olgularla dava konusu uyuşmazlıkta yer alan unsurlar karşılaştırılmalı, davacının deprem sırasında davalının malik olduğu taşınmazda bulunup bulunmadığı da araştırılarak, tarafların tüm delilleri usulüne uygun toplanmalı ve buna göre, gerekli inceleme araştırma yapılmak suretiyle, oluşacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekmektedir. Yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi