19. Hukuk Dairesi 2016/1101 E. , 2016/6672 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. ... ile davalılar vek. Av. ..."in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, 18.09.2010 tarihli bayilik sözleşmesini imzalayan davalı bayinin Büyükçekmece 7. Noterliği"nin 17.12.2012 tarihli ihtarnamesi ile bayilik sözleşmesini ve bağlantılı sözleşmeleri tek taraflı olarak ve haksız surette feshetmiş olması sebebiyle davalı tarafa ödenmiş olan 1.068.600,00 TL prim alacağının KDV"si ile birlikte ödeme tarihinden; mahrum kalınan kar kaybı tutarı 934.739,63 TL nin KDV si ile birlikte ve son olarak protokolün 5. maddesine göre 500.000,00 TL cezai şart alacağının yine temerrüt tarihinden itibaren işleyecek TCMB"nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz ile birlikte taraflar arasındaki protokolü müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzalayan davalı ... ile davalı firmadan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının cezai şart ve prim ödemelerinin tahsilinin talep edebilmesi için protokolün 5. maddesine göre sözleşmenin davacı tarafından feshedilmiş olması gerektiğini, oysa sözleşmenin müvekkili tarafından feshedildiğini, kaldı ki talep edilen cezai şartın, kuruluşundan beri büyük zarar eden müvekkili yönünden iktisadi yönden mahvına neden olabilecek ölçüde fahiş olduğunu, sözleşme ve protokolün müvekkili aleyhine hükümler içermesinin yanı sıra prim tutarlarının hesaplanması konusunda davacının müvekkiline tatmin edici bilgi vermekten kaçınması sebebiyle feshedildiğini, sözleşmede ve protokolde davacının kar mahrumiyeti talep edebileceğine ilişkin hüküm bulunmadığını, sözleşmenin feshi halinde menfi zarar talep edilebileceğini, protokol ve sözleşmede müvekkili davalının kefil olduğuna dair bilgi bulunmadığı gibi kefalet limitinin de gösterilmediğini, kefaletname başlıklı belgenin ise sözleşme veya protokolün eki olduğunun belirtilmediğini, sözleşme ve protokolle bağlantısının kurulmadığını dolayısıyla bu belgenin geçerli olmadığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılamada toplanan delillere ve benimsenen 22.01.2014 tarihli bilirkişi kök ve 15.04.2014 tarihli ek bilirkişi heyet raporlarına göre; taraflar arasında 18.09.2010 tarihli 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi ve aynı tarihli protokol imzalandığı, davalı ... tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalanan protokolün 5. maddesi uyarınca adı geçen davalının 500.000,00 TL cezai şart alacağından sorumlu olduğu, bunun dışındaki yükümlülükler açısından protokolde belirli bir limit bulunmadığından davacının cezai şartı aşan talepleri yönünden davalının müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı, taraflar arasında imzalanan 5 yıl süreli bayilik sözleşmesinin davalının ihtarı ile tek taraflı olarak BK"nın 106. maddesine aykırı bir biçimde davacıya ifa için süre verilmeksizin onu temerrüde düşürmeden doğrudan feshedildiği, davalı tarafından süre tayini olmadan yapılan olağanüstü feshin haklı sayılmayacağı, 18.09.2010 tarihli protokolün 3/c bendinde promosyon kampanyalarında organizasyon ve üretim maliyetinin tamamının bayi tarafından karşılanacağının kabul edildiği, bu nedenle ileri sürülen fesih nedeninin yerinde olmadığı, taraflar arasında imzalanan protokol davalı şirketin özel özel durumu göz önüne alınarak hazırlanmış olup, 6101 sayılı Yasa"nın 2. ve 7. maddeleri uyarınca TBK"nın 20. maddesinde düzenlenen genel işlem koşulu olarak değerlendirilemeyeceği, davalı tacirin basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğu, davalı tarafça bayilik sözleşmesi ve protokol haksız olarak feshedildiğinden, davalı şirkete ödendiği çekişmesiz bulunan 1.068.600,00 TL tutarındaki prim alacağının davacıya ödenmesi gerektiği, davacı prim alacağı için KDV isteminde bulunmuş ise de, davalı tarafından düzenlenen faturaların KDV beyannamelerinde indirime konu edilmesi ve söz konusu iade bedeli için davacı tarafından herhangi bir faturanın düzenlenmemesi nedeniyle KDV isteminin yerinde görülmediği, davacının bu sözleşmenin feshi sonrasında aynı bölgede 6 aylık makul bir süre süre sonucunda yeni bayilik anlaşması yapabileceği, bu durumda mahrum kalınan kar tutarının 191.703,20 TL olduğu, davacı bu kalem alacak yönünden KDV alacağı talebinde bulunmuş ise de davacı tarafından davalı hakkında fatura düzenlenmediği gözetilerek bu yöndeki istemin reddi gerektiği, protokolün 5. maddesi hükmü uyarınca davacının cezai şart talebinde bulunabileceği, ancak anılan maddede öngörülen 500.000,00 TL cezai şart tutarı davalının ekonomik yönden mahvına sebebiyet verebilecek nitelikte olduğu, davalının dosyaya yansıyan mali durumu gözetilerek hesaplanan 100.000,00 TL cezai şart alacağının makul olduğu, bu tutardan protokolü müteselsil kefil olarak imzalayan davalı ..."nun da sorumlu olduğu, davalıların davacının 25.12.2012 tarihli ihtarnamesinin tebliği ile verilen süreye göre 04.01.2013 tarihinde temerrüde düştükleri tespit edilmiş olduğundan bu tarihten itibaren avans faizi yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.068.600,00 TL prim alacağının temerrüt tarihi 04.01.2013 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davacı yararına davalı şirketten tahsiline, KDV isteminin reddine, 191.703,20 TL kar kaybı alacağının 4.1.2013 temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalı şirketin tahsiline, fazlaya ilişkin ve KDV isteminin reddine, protokolün 5.maddesi gereğince takdiren 100.000,00.-TL ceza koşulu alacağın 4.1.2013 temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte her iki davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin prim alacağı ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava konusu prim alacağının sözleşmenin haksız feshi halinde iade edileceği taraflar arasındaki protokolün 5. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu talep yönünden davacının davalıya ne kadar prim alacağı ödediğinin yazılı delillerle ispatı gerekmektedir. Bu durumda mahkemece bu husus bakımından taraf defterleri üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılıp davacı tarafından davalıya prim ödemesi yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa miktarının hesaplanması konusunda rapor alınması ya da bu iddiayı kanıtlamaya elverişli yazılı delili varsa sunması için davacıya mehil verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no"lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının reddine, (2) no"lu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalılar yararına takdir edilen 1100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 14/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.