Abaküs Yazılım
10. Hukuk Dairesi
Esas No: 2019/553
Karar No: 2019/9147
Karar Tarihi: 27.11.2019

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2019/553 Esas 2019/9147 Karar Sayılı İlamı

10. Hukuk Dairesi         2019/553 E.  ,  2019/9147 K.

    "İçtihat Metni"


    ... adına Av. ... ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı adına Av. ... arasındaki dava hakkında ... İş Mahkemesinden verilen 15/05/2014 gün 2014/193 E. - 2014/237 K. sayılı hükmün, Dairemizin 28.10.2014 gün ve 2014/16810 E. - 2014/21131 K. sayılı ilamı ile BOZULMASINA karar verilmiştir. Bozma sonrası, Mahkemenin verdiği 16.01.2015 gün ve 2014/868 E. - 2015/14 K. sayılı karar ile önceki kararında 6100 sayılı HMK’nın 373/(5). maddesi uyarınca direndiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2018 gün ve 2015/10 -2881-2018/1599 Karar sayılı karar ile direnme kararının yerinde olduğu, ne var ki, bozma nedenine göre Özel Dairece işin esası incelenmediğinden davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmakla, Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
    Davalı Kurum tarafından; asıl borçlusu ... Gençlerbirliği Spor Kulubü olan prim ve gecikme zammı borcunun ödenmemesi nedeniyle, kulüp yönetim kurulu üyesi olduğundan bahisle davacı aleyhine, 2009/6.-2012/5. dönemleri ve arasına ait prim, işsizlik primi ve gecikme zammı alacağı talebiyle davacıya, aynı dönem borçları için, iki kere ödeme emri tebliğ edilmiş olup bu ödeme emirlerinden ilki 03.02.2014 tarihinde, diğeri ise 25.02.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
    Davacı, iş bu davasını 03.02.2014 tarihinde tebliğ edilen ilk ödeme emrinin iptali için açmıştır.
    6183 sayılı Kanunun “Ödeme emri” başlıklı 55. maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; “Ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58. maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.
    Görüldüğü gibi; “menfi tespit” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının yedi günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması zorunlu olduğu gibi, kendisine ödeme emri gönderilen borçlunun itirazları da üç nedenle sınırlandırılmıştır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Kanunun 58. maddesine göre; kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi (7) gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtiraz etmezse borç kesinleşmiş olur.
    Diğer taraftan, borçluların nereye ve hangi sürede itiraz edebileceğinin ödeme emrinde bulunması gerekir. Anayasanın 40/2. maddesinde “(Ek fıkra: 03/10/2001 - 4709 S.K./16. md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” düzenlemesine göre bu husus zorunludur. Aksi halde, borçlulara dava açma süresi yönünden yasal süreler uygulanamayacaktır.
    Dava açılması yerine Kuruma itiraz edilmesi durumunda Kurum, itirazı değerlendirerek bir cevap verebilir veya sessiz kalabilir. Yargıtay uygulamasına göre borçlunun ödeme emri aldıktan sonra dava açma yerine Kuruma itiraz etmesi mercide hata olarak değerlendirilmektedir.
    Hukuk Genel Kurulu kararında belirtildiği gibi “Davacı tarafından doğrudan iş mahkemesine dava açılmamış ise de, Kurumun davacıya gönderilen ödeme emrinde itiraz yolu olarak iş mahkemelerine dava açılabileceği ihtarında bulunulmayıp, aksine sadece vergi itiraz komisyonundan bahseden 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı ihtarında bulunması; Kurumun davacının itirazını usul yönünden reddederek itiraz merciinin iş mahkemeleri olması gerektiği yönünde kanun yollarını açıkça gösterici işlem tesis etmeyip, bir anlamda davacıyı yanıltıcı şekilde itirazını esastan inceleyerek reddine karar vermesi karşısında, davacının hak arama özgürlüğünün zedelendiğinin ve Kuruma ödeme emrinin tebliğini takiben yaptığı başvurunun hatalı merciye (görevli olmayan yere) yapılan başvuru olarak, yedi günlük dava açma süresini kestiğinin kabulü zorunludur.” (Y. HGK 2.11.2011, 2011/21-571-680).
    6183 sayılı Yasaya göre Kurumca ödeme emri gönderilen borçlu, 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde İş Mahkemesinde dava açma yerine yanılgı ile idare mahkemesine dava açarsa idare mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra 10 günlük süre içerisinde iş mahkemesinde dava açılabileceği Yargıtay’ca benimsenmiştir. Bu durumda da dava süresinde açılmış kabul edilir.
    Hatalı yargı yolunda (idari yargıda) görevsizlik kararı ile sonuçlanan davanın ne şekilde ve hangi sürede adli yargıda (hukuk mahkemesinde) ikame edileceği konusunda HUMK’da bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, Hukuk Genel Kurulu, ortada bir kanun boşluğu bulunduğunun kabulü ile sorunun çözümlenmesi yoluna gitmiştir.
    Adli yargı mahkemeleri arasındaki göreve ilişkin uyuşmazlıklarda başvurulan; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine, davacının, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren on gün içinde yeniden dilekçe vermesinin gerektiği, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine ilişkin HUMK m. 193 hükmünün, somut olaya kıyasen uygulamıştır. Sonradan görevli mahkemede açılan dava, görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı niteliğinde kabul edilerek, görevsiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş olacağından, hak düşürücü süre de, hatalı yargı düzenine bağlı mahkemede davanın açıldığı tarihe göre belirlenecektir.
    Sonuç olarak Hukuk Genel Kurulunca idari yargı kararını takiben adli yargıda (hukuk mahkemesinde) yeni bir dava açabilmenin koşulları şu şekilde belirlenmiştir.
    1-Davanın görevsiz yargı yerinde açılmış olması;
    2-Görevsiz yargı yerinde açılan davanın, adli yargı düzeni içinde öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması;
    3-İdari yargı yerince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmeyerek ya da temyiz edildiği takdirde onanmak suretiyle kesinleşmiş olması, kesinleşen kararı takiben 10 günlük süre içerisinde görevli adli yargı yerinde yeni bir davanın açılmış olması;
    4-İdari yargıda açılan dava ile adli yargıda açılan davanın aynı nitelikte olması.
    Belirtilen bu koşulların varlığı halinde, adli yargıda açılmış dava, hatalı yargı yolunda açılmış davanın devamı niteliğinde bulunacak, hak düşürücü süre de korunmuş olacaktır. (HGK 27.02.2008, 2008/21-140-205)
    Öte yandan, HMK"nın yürürlüğe girmesiyle birlikte söz konusu sürelerde değişikliğe gidilerek, “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 20. maddesinde; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerektiği, aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
    Eldeki davada, Mahkemece, bozma öncesinde verdiği kararda, “...Ödeme emrinin kendisine tebliğ tarihi olan 25/02/2014 tarihinden itibaren 7 günlük hak düşürücü süreden sonra 13/03/2014 tarihinde dava açıldığından davanın süre yönünden reddine karar vermek gerekmiş” denmek suretiyle dava reddedilmiş, Dairemizce söz konusu mahkeme kararı, 6552 sayılı Yasa kapsamında davacının borçlarını yapılandırıp yapılandırmadığının araştırılması hususunda bozulmuş bu defa Mahkemece verilen ikinci kararda “...6552 sayılı Yasadan yararlanmak isteyenlerin, açılmış davadan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şart hükmüde göz önüne alınarak, davacı vekilinin bu konuda beyanda bulunmak için süre verilmesi yönündeki taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir...” gerekçesiyle ilk kararda direnilmiştir.
    Dosyada mevcut belgelere göre, davacının dava dışı ... Gençlerbirliği Spor Kulübü yönetim kurulu üyeliği ve başkan yardımcılığı görevinden istifa ettiğini, Spor Kulübüne, .... Noterliğinin 19.04.2010 tarihli ihtarnamesi ile bildirdiği, Spor Kulübü de 26.04.2010 tarihli yönetim kurulu kararı ile bu istifayı kabul ettiğine dair karar aldığı anlaşılmaktadır.
    28.01.2014 düzenleme tarihli davacı adına düzenlenen ödeme emri, davacıya 03.02.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, davacının söz konusu ödeme emrine karşı Kuruma yaptığı 10.02.2014 tarihli itiraz ile istifasını belgelendirmesi nedeniyle borcu tekrar hesaplanarak bu defa 13.02.2014 tarnzim tarihli ödeme emri davacıya 25.02.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
    Davacı ise kendisine ilk tebliğ edilen ödeme emrine 10.03.2014 tarihinde Kuruma itirazının yanı sıra bu ödeme emrinin ve ilgili idari işlemin iptali talebiyle aynı gün yani 10.03.2014 tarihinde ... İdare Mahkemesinin E. 2014/145 esasa kayıtlı dosyası üzerinden dava açmış, mahkemece idari yargının görevli olmadığı, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine, davacı 13.03.2014"te işbu Mahkemedeki davayı açmıştır.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu davada, Mahkemece, ...İdare Mahkemesinde açılan davaların hangi tarihlerde kesinleştiği araştırılarak işbu davanın süresinde dava açılıp açılmadığı tespit edilmeli, süresinde açıldığının tespiti halinde davalı Kurumdan halen bu ödeme emri ile ilgili ihtilafın devam etmediği, Kurumun halen bu ödeme emri ile istediği meblağı talep etmeye devam edip etmediğinin sorulması, Kurumca bu ödeme emrinin iptal edilmeyip alacağını talep etmeye devam ettiğinin anlaşılması halinde davacının dava dışı Spor Kulübünde temsil ve ilzama yetkili olduğu dönem araştırılmak suretiyle davacının sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespiti gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 27/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi