22. Hukuk Dairesi 2017/11767 E. , 2018/7863 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili, tekstil alanında faaliyet gösteren davalıya ait işyerinde 22.01.2010 tarihinde çalışmaya başladığını, 01.04.2011 tarihinde emekli olmasına rağmen işyerindeki çalışmasını kesintisiz olarak sürdürdüğünü, son ücretinin 2.066,00 TL olduğunu, ayrıca ayda 300,00 TL yol ve 200,00 TL yemek yardımı yapıldığını, çalıştığı süre içinde dokuz gün dışında yıllık izin kullanmadığını, iş sözleşmesinin işverence haklı bir sebep olmadan feshedildiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının 22.01.2010-09.03.2011 tarihleri arasında işyerinde çalıştığını, ilk dönem çalışmasının emeklilik sebebiyle sona erdiğini, bu döneme ait kıdem tazminatının banka yolu ile davacıya ödendiğini, davacının 02.12.2011 tarihinde yeniden çalışmaya başlayarak, bu çalışmasını iş sözleşmesinin devamsızlık sebebiyle sona erdiği 17.12.2012 tarihine kadar sürdürdüğünü, davacının ikinci dönem çalışması yönünden tazminata hak kazanmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Karar, yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup; bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, mahkemece davacının 22.01.2010-17.12.2012 tarihleri arasında iki dönem halinde toplam 596 gün süre ile davalıya ait işyerinde çalıştığı, son günlük brüt ücretinin 107,57 TL olduğu, davalının iş sözleşmesini kıdem tazminatına hak kazanmayacak şekilde feshettiğini ispatlayamadığı ifade edilerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacakları yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ise de, gerekçenin yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece hüküm altına alınan alacakların hangi delile dayanılarak hangi gerekçe ile kabul edildiği tespit edilemediği gibi, hükmedilen alacak miktarlarının hesaplanma biçimi de denetlenememektedir. Yukarıda açıklanan usul kurallarına aykırı şekilde karar verilmesi bozma sebebidir.
3-1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2 maddesinde, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceği hükme bağlanmıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında, işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi, hizmet birleştirmesi için şarttır. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Yine, istifa etmek suretiyle işyerinden ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanmayacağından, istifa yoluyla sona eren önceki dönem çalışmaları kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Ancak aynı işverene ait bir ya da değişik işyerlerinde çalışılan süre için kıdem tazminatı ödenmemişse, bu süre aynı işverende geçen sonraki hizmet süresine eklenerek son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanmalıdır. Zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde, önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem on yılı aşmışsa önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz.
Somut uyuşmazlıkta, davacı 22.01.2010-17.12.2013 tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz olarak çalıştığını ileri sürmüş, davalı vekili ise, davacının; 22.01.2010-09.03.2011 ve 02.12.2011-17.12.2013 tarihleri arasında iki dönem şeklinde çalıştığını savunmuştur.
Dosya arasında bulunan davacıya ait Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre de, davacının davalıya ait işyerinde geçen çalışmalarının iki dönem halinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, işverence davacının ilk dönem çalışmasının emeklilik sebebiyle sona erdiği ve karşılığında kıdem tazminatı ödendiği ileri sürüldüğüne göre, bu dönemin gerçekten kıdem tazminatı ödenerek tasfiye edilip edilmediği hususu açıklığa kavuşturulmalıdır. İşverence dosyaya sunulan 21.04.2011 tarihli banka ödeme dekontu ile davacıya 1.882,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmakta olup, davalı işveren bu ödemenin kıdem tazminatı ödemesi olduğunu, davacı işçi ise ücret ödemesi olduğunu ileri sürmüştür. Her ne kadar, dosya içinde işveren tarafından düzenlenen 1.876,90 TL tutarında kıdem tazminatı bordrosu bulunmakta ise de, bu bordroda davacının imzasının bulunmadığı göz önüne alınmalıdır. Bu itibarla, gerekirse davacının özellikle ilk dönem dahil olmak üzere tüm çalışma dönemini kapsayan banka kayıtları da getirtilmek suretiyle, 1.882,00 TL tutarındaki ödemenin kıdem tazminatı ödemesi mi, yoksa ücret ödemesi mi olduğu hususu netleştirilmelidir. Anılan ödemenin davacının ilk dönem çalışmasının karşılığı olan kıdem tazminatı ödemesi olduğu sonucuna varıldığı takdirde, davacının ilk dönem çalışmasının tasfiye ile sonuçlandığı kabul edilerek değerlendirme yapılmalı, aksi takdirde davacının iki döneme ait çalışma süresi toplanarak, fesih tarihindeki son brüt ücreti üzerinden hesaplanan kıdem tazminatı alacağı ve ihbar tazminatı alacağı hüküm altına alınmalıdır.
Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.03.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.