10. Hukuk Dairesi 2018/6626 E. , 2019/7133 K.
"İçtihat Metni"Bölge Adliye
Mahkemesi : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No : 2018/1267-2018/1399
İlk Derece
Mahkemesi : Akhisar Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
No : 2017/531-2018/156
Dava, sigorta başlangıç tarihinin vergi mükellefiyet başladığı tarih olan 18.12.1989 tarihinden itibaren başlatılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı kurumun sigortalısı olduğunu, Akhisar Vergi Dairesi Müdürlüğünden alınan yazı ile sabit olduğu üzere 18.12.1989 tarihinde işe başlamasının yapıldığını, mükellef olarak tescil edildiğini, Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Memurluğunca da düzenlenen belgede müvekkilinin sicil kaydının mevcut olduğunu, müvekkilinin 18.12.1989 tarihinde vergi kaydının açılmış olmasına rağmen davalı Kurum tarafından Bağkur kaydının yapılmadığını, mülga 1479 sayılı Kanunun gereğince zorunlu sigortalılık kapsamına alınan esnaf ve sanatkârları ile diğer bağımsız çalışanlara kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacı taşıdığını belirterek müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarihinin vergi kaydı başlangıç tarihi olan 18.12.1989 olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı Kurum vekili, Davacının 08.01.2002 tarihli Bağkura giriş bildirgesine istinaden 12.10.2001 tarihli vergi kaydına göre sigortalılık tescilinin yapıldığını daha sonradan davacının 30.04.2008 tarihi itibarı ile 60 ay ve üzeri borcu bulunduğundan 31.10.2001 tarihi itibariyle 5510 sayılı Yasanın geçici 17. maddesine istinaden sigortalılık durumunun durdurulup dondurulduğunu, 30.04.2015 tarihi itibarı ile de bu defa 12 aydan fazla prim porcu bulunması nedeniyle 01.05.2008 tarihi itibariyle 5510 sayılı Yasanın geçici 63. maddesine göre sigortalılığının dondurulduğunu, 4956 sayılı Yasanın 15. maddesi ile 5510 sayılı Yasanın geçici 8. maddesinde yapılan değişikliklere istinaden davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 04.10.2000 tarihinden öncesine çekilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi, davacının 18.12.1989 tarihinden itibaren vergi mükellefi olduğu, 08.01.2002 tarihli bildirgesi üzerine o tarihteki mevzuatlara göre 12.10.2001 tarihinden itibaren sigortalılık başlangıcının yapıldığını, yürürlükte bulunan düzenlemelere bakıldığında, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin 04.10.2000 tarihinde başlatılmasına ilişkin 4956 sayılı Kanunun 47. maddesi ile 1479 sayılı Kanuna eklenen ve 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 18. madde Kuruma başvuru tarihinde yürürlükte olup, anılan hüküm uyarınca 04.10.2000 tarihinden önce Kuruma kayıt ve tescili bulunmayan sigortalıların sigortalılıklarının 04.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağından, bu kapsamda 04.10.2000 tarihinden önce Kuruma kayıt ve tescilli bulunmayan davacının sigortalılığının vergi kaydı olsa dahi 18.12.1989 tarihinden itibaren başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine dair karar vermiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili, davacının 18.12.1989 tarihinde vergi kaydı açılmış olmasına rağmen Kurum tarafından Bağ-Kur kaydı yapılmadığını, sigortalı sayılanların 3 ay içerisinde Kuruma başvurarak kayıt yaptırmalarını aksi halde Kurum tarafından resen tescil işleminin yapılması gerektiğini, tüm deliller toplanmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu beyanla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, Geçici 18. maddenin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 gününe kadar (bu tarih hariç) 1479 sayılı Yasa kapsamında Kurum işlemiyle tescil işlemi gerçekleşmediği gibi, bu tarihe dek Kuruma yönelik tescil başvurusu veya prim ödeme olgusu da bulunmayan davacının, söz konusu Geçici 18. madde hükmü karşısında, 04.10.2000 tarihi öncesine yönelik sigortalılık süresinin tespitine yönelik isteminin kabulüne olanak bulunmadığı konusundaki hukuksal gerçeğin; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 12.04.2017 t., 2017/10-955 E., 2017/722 K. sayılı ilamındaki, "...Geçici 18. maddede öngörülen ve 04.10.2000 tarihi öncesi döneme ait vergi kaydı bulunan dönemler için borçlanma imkanı sağlayan hükmünden yararlanmak için, maddede belirtilen süre içinde Kuruma müracaatı veya borçlanma iradesini ortaya koyacak şekilde herhangi bir prim ödemesi bulunmadığından, süresinde borçlanma talebinde bulunmayan davacının geriye dönük olarak vergiye kayıtlı olduğu süreleri borçlanması ve buna dayalı olarak sigortalılığının tespitine yasal olanak bulunmamaktadır...." irdelemeyle de ortaya konulmuş bulunduğu gözetilerek; istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verilen itirazların, sıralanan gerekçeler karşısında yerinde olmadığı, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan REDDİNE dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili, müvekkilinin 18.12.1989 tarihinde vergi kaydının açılmış olmasına rağmen davalı Kurum tarafından Bağ-Kur kaydının yapılmadığını, mülga 1479 sayılı Kanunun gereğince zorunlu sigortalılık kapsamına alınan esnaf ve sanatkârları ile diğer bağımsız çalışanlara kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacı taşıdığını belirterek, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ:
Davanın yasal dayanağı; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği 1479 sayılı Yasanın 24 ve 25 maddeleridir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkârlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkârlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır.
Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.
Eldeki davada ise, öncelikle, uyuşmazlığa konu dönemin tespiti bakımından, Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" başlıklı 31"inci maddesi ile "Tarafların Dinlenilmesi" başlıklı 144 üncü maddesi kapsamında, davacı tarafa talebinin hangi tarihler arasındaki sürelere ilişkin olduğu açıklattırılarak, uyuşmazlık konusu kesin olarak belirlendikten sonra, ayrıntıları Hukuk Genel Kurulu’nun 31.05.2017 günlü ve 2015/21-840 E, 2017/1042 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere, 1479 sayılı Kanuna dayalı sigortalılık tespit davalarında; sigorta başlangıcının belirlenmesinde hukuki yarar bulunmadığı gözetilerek, 08.01.2002 tarihli Bağ-Kur"a giriş bildirgesine istinaden tescilinin yapıldığı anlaşılan davacı hakkında 1479 sayılı Yasanın geçici 18. maddesi hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı dikkate alınmalı ve 1479 sayılı Yasanın 3165 sayılı Kanun ile değişik 24 ve 25. maddeleri hükümleri çerçevesinde kendi nam ve hesabına çalışmasının varlığına ilişkin kayıt ve diğer delillerin varlığı araştırılarak, çalışmanın geçtiği tarihler net olarak belirlenmeli, elde edilecek sonuca ve davacının talebine uygun şekilde, infaza elverişli bir karar verilmesi gerekir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.10.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.