22. Hukuk Dairesi 2015/32070 E. , 2018/11933 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili davacının 2005 yılından önce geçici olarak çalıştığını, 03.04.2006 tarihinde eski hükümlü kadrosunda işe başladığını, müvekkilinin işe başladıktan sonra 1/B skalasına göre ücretlendirildiğini ve bu skala üzerinden ücretlendirilmeye devam edildiğini oysaki müvekkili ile aynı işi yapan işçilere 1/A skalasına göre ücret ödendiğini, davalı idare ile aynı statüde olan diğer İl Özel İdarelerinin bu eşitsizliği giderdiği halde davalı idarenin halen müvekkilini 1/B skalasından ücretlendirdiğini, aynı taleple müvekkilinin daha önce Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/52 esas sayılı dosyası ile açmış olduğu davanın, davalı idarenin müvekkilinin haklarını vereceğini taahhüt etmesi sebebi ile takipsiz bırakıldığını, söz konusu davada dava dilekçesinin 13.02.2012 tarihinde davalı idareye tebliğ edildiğini ve davalı idarenin bu vesile ile temerrüdünün gerçekleştiğini ve müvekkilinin yasal haklarının söz konusu tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini beyanla; müvekkilinin 1/A skalası üzerinden ücretlendirilmesi gerektiğinin tespiti ile ücret farkı, fazla mesai, yıpranma prim farkı, yasal ilave tediye farkı ve akdi ilave farkı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, idarenin imzalamış olduğu toplu iş sözleşmesi ekinde çalışanların alacaklarının belirlenmesinde esas alınacak tabloların belirtildiğini, buna göre 01.03.2005 tarihinden önce işe girenlere EK 1/A tablosuna göre 01.03.2005 tarihinden sonra işe girenlere ise ek 1/B tablosuna göre ücret ödendiğini, davacının işe başladığı tarihte hangi tabloda ücret alması gerekiyorsa o tabloya göre işlem tesis edildiğini, müvekkili kurum tarafından yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ve dava konusu alacakların zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde yer almaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def"i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Medeni usul hukukunda maddi hukuk açısından, davanın açılması ile doğan en önemli sonuçlardan biri zamanasımının kesilmesidir (BK.md.154/1). Zamanaşımının kesilmesi için, bir hakkın dava ikamesi yoluyla mahkeme önüne getirilmesi yeterlidir. Bu şekilde dava açılmasıyla kesilmiş olan zamanaşımı (BK.md.154/1) dava süresince tarafların yargılama ile ilgili olarak yapmış oldukları her işlemden ve hakimin her emir ve kararından sonra yeniden işlemeye başlamaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanununn 150/7 nci maddesi; "Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır." hükmü uyarınca, Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine dava ikamesi ile kesilen zamanaşımı süresi de tekrar işlemeye başlayacaktır.
Davanın açılmamış sayılması kararı temyizi kabil niteliktedir. Ancak, derdestlik yönünden kararının temyiz edilmeyerek veya temyiz aşamasından geçerek kesinleşmesini aramaya gerek yoktur. Burada davaların takipsiz bırakılmasını önlemek amacı güdülmüştür. Bu itibarla, davanın taraflarca takip edilmemesi sebebiyle dosyanın işlemden kaldırılması tarihinden itibaren 3 ay içinde dava yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına ilişkin oluşan tüm yasal hüküm ve sonuçlar başkaca bir işleme bağlı olmadan doğrudan doğruya yürürlük kazanır. Derdestlik, dosyanın işlemden kaldırılması tarihinden 3 aylık süre ile sınırlı olmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Ancak bu hükümler davanın açılmamış sayılmasını gerektiren şartların salt doğumu ile kendiliğinden ortadan kalkar ve derdest olmaktan çıkar. Zamanaşımını kesme etkisi dahi sona erer. (Hukuk Genel Kurulu"nun 18.09.1996 tarih E:1996/19-461 - K:1996/607 sayılı kararı).
Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda tercihli olarak (A,B,C), 13.02.2012 tarihinde açılan 2015/52 esas sayılı davanın açılmamış sayılmasına dair hüküm kurulan dava, 08.12.2014 tarihinde açılan 2014/1084 sayılı belirsiz alacak davası açılamayacağından davanın reddine karar verilip temyiz edilmeksizin kesinleşen dava ve işbu dava tarihinden geriye doğru zamanaşımı süreleri göz önünde bulundurularak hesaplama yapılmıştır. Mahkemece davacının 2012/52 esas sayılı açılmamış sayılmasına dair hüküm kurulan ilk dava ile davalıyı temerrüde düşürdüğünün kabulü ile raporun A bendindeki hesaplama dikkate alınarak hüküm kurulmuştur.
İlke kararında belirtildiği üzere açılmamış sayılmasına karar verilen davada maddi ve usul hukukuna dair tüm sonuçlar ortadan kalkacağından zamanaşımı süresi de işlemeye devam edecektir. Bu nedenle bu dava tarihinden geriye doğru 03.04.2010 tarihi öncesi alacağın zamanaşımına uğradığı kabul edilerek Raporun C bendindeki hesaplamalara itibar edilerek hüküm kurulması gerekirken A bendine göre hüküm kurulması hatalıdır.
Ayrıca kabule göre de davacı davasını ıslah etmediği halde toplam 86.051.45 alacağın 80.000.00 TL"sının dava, bakiyesinin ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline dair hüküm kurulması da hatalı olmuştur.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 15.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.