20. Hukuk Dairesi 2019/3586 E. , 2020/440 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 04/02/2020 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden ve duruşma talebinde bulunan davalı Hazine vekili Av. ... ile karşı taraftan ... vekili Av. ... geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ... tarafından 1991-1992 yılları arasında ... ilçesi, ... mah. ... adası mevkii, 35 ada 1 ve 2 (yeni 555/1 ve 552/1) parsel sayılı taşınmazların gerçek kişi maliklerden satın aldıklarını, satın alma işleminden sonra davalı Hazine ve ... Belediye Başkanlığı tarafından taşınmazların tahdit içine alınmasından dolayı orman vasfını haiz olmadığı gerekçesi ile kadastro tespitinin iptali istemi ile ... Kadastro Mahkemesine dava açıldığını, ... Kadastro Mahkemesinin 2005/6 Esas ve 2005/7 Esas sayılı dosyalarının yapılan yargılaması sonunda davaların reddedildiğini, Yargıtay incelemesinden onama ile geçen kararların 23/11/2007 tarihinde kesinleştiğini, mahkeme ilamları gereğince müvekkilinin tapuya güvenerek takyidatsız olarak satın aldığı dava konusu taşınmazların tapularının hukuki değerini yitirdiğini, müvekkil birliğin taşınmazlar üzerinde tasarruf yetkisinin ortadan kalktığını, malik sıfatının bir anlamının kalmadığını ve bu sebeple müvekkilinin büyük zarara uğradığını, tapu kütüğünün oluşumu esnasındaki yapılan hatalardan Devletin sorumlu olduğunu, Yargıtay Genel Kurulu kararlarına göre gerçek zararın tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalma olduğunu, davaya konu taşınmazların değerinin TMK"nın 1007. maddesi gereğince davalı idare tarafından müvekkil lehine tazmini gerektiğinin de hukuken gerektiğini, taşınmazların rayiç değerlerinin belirlenerek davalı idareden, müvekkilinin uğradığı zararın tahsiline karar verilmesini, aynı zamanda müvekkil kurumun tapuya güvenerek mülk edindiği tarihten beri yüksek miktarlarda emlak vergisi ödediğini ve böylelikle ayrıca zarara uğradıklarını ileri sürerek şimdilik 20.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazminini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 02.03.2017 tarihli harçlandırılmış ıslah dilekçesi ile talebini 17.116.921,00 TL"ye yükseltmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazlar için kadastro mahkemesi kararlarının tapu iptali ve tescile dair hüküm bulunmadığını, taşınmazlarda davacıya ait hisselerin halen tapuda kendi adlarına kayıtlı olduğunu ve tapunun iptaline dair karar
verilinceye kadar tapu geçerliliğini sürdürdüğünden fiiliyatta davacının talebini haklı kılacak bir durumun olmadığını, davacı talebinin TMK"nın 1007 maddesine uymadığını, ayrıca dava açmada 10 yıldan fazla süre geçtiğinden hak düşürücü süreler ile zamanaşımı sürelerin tüketildiğini, davacının hisse alım tarihi itibariyle taşınmazların ormanla nizasının bulunduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını açıklanan nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde,1-Davanın kısmen kabulü ile; dava konusu ... ilçesi, ... mah. 13 pafta 35 ada 1 parsel (yeni 555/1 parsel) sayılı taşınmazda dava tarihi itibariyle davacıya ait payın değeri olan 16.578.600,00 TL, dava konusu 13 pafta 35 ada 2 parsel (yeni 552/1 parsel) sayılı taşınmazda dava tarihi itibariyle davacıya ait payın değeri olan 150.000,00 TL olmak üzere toplam 16.728.600,00 TL"nin davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Dava konusu taşınmazlardaki davacıya ait payların iptali ile Hazine adına tesciline, karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince, taraf vekillerinin istinaf istemlerinin kararda belirtilen gerekçelerle kabulü ile; HMK’nın 353/1-a maddesi gereğince ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/355 Esas ve 2018/305 Karar sayılı kararının kaldırılmasına,
Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/03/2019 günü kesin olarak karar verilmiş, davalı Hazine vekilinin kararı temyizi üzerine ise bölge adliye mahkemesince 02.05.2019 tarihli karar ile, kararın kesin olarak verilmiş olduğu görüldüğünden davalı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiş, davalı Hazine vekili tarafından bu karar süresinde temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun duruşma yapılmadan verilecek kararlar başlıklı 353. maddesinin 6. fıkrasında “Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması” durumunda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği düzenlenmiştir.
Bir başka deyişle; ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, bölge adliye mahkemesince duruşma açılmaksızın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kesin olarak kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilebilecektir. Bu düzenleme gereğince istinaf başvurusunun kabulü istisnai bir haldir. Bu hal, ilk derece mahkemesince hiç delil toplanmaması veya deliller toplanmış olsa bile hiçbir değerlendirme yapılmadan karar verilmesine özgüdür. Nitekim ilk derece mahkemesi yetersiz bir şekilde delil toplamış ya da topladığı delilleri gerekçesinde yetersiz de olsa değerlendirmişse bu kapsamda karar verilmesi mümkün olmayıp, duruşma açılması zorunludur. Burada kanun koyucu ilk derece mahkemelerinin bir delili hiç toplamaması ve delil toplanmış olsa bile bu delillerle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmamasını, bir başka deyişle, işin doğrudan bölge adliye mahkemesine havale edilmesini istememiş, bunun önüne geçmek istemiştir. Bu halde, davanın taraflarının ilk derecede yargılanma hakkının elinden alınmasını kanun koyucu istememiştir. Gerçekten de bir dava açıldığında tarafların ilk derece yargılanma hak ve yetkisi ortaya çıkar ki bu hakkın tarafların elinden alınmadan usulünce yerine getirilmesi ve bundan sonra taraflar ister ve koşulları var ise istinaf yargılamasının yapılması gerekmektedir. İlk derece mahkemesinin ilk derece yargılamasının ilkelerine aykırı şekilde delilleri toplamamış veya değerlendirmemiş olması halinde aslında ortada hukuki denetim ya da maddi vakıa denetimine yarayacak dava malzemesi de olmayacaktır. Genel olarak istinaf kanun yolunun ruhuna uygun olanı da delillerin öncelikle ilk derece mahkemelerinde toplanıp değerlendirilmesi ve bundan sonra başvuru olursa bölge adliye mahkemesi tarafından bir değerlendirme yapılmasıdır.
Yukarıda belirtilen ilke ve esaslar çerçevesinde temyize konu karar incelendiğinde; davacılar vekili 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat talebinde bulunmuş, ilk derece mahkemesince taşınmaz başında keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış, tapu kayıt ve tedavülleri getirtilerek davanın kabulüne karar verilmiş, ilk derece mahkemesi kararını istinaf incelemesine tabi tutan bölge adliye mahkemesi ise dosyanın esasına değinerek, davacıların zararının oluştuğu ve bilirkişi incelemesi sonucu alınan raporlar ve yapılan incelemenin hüküm kurmaya elverişli olmadığı, dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihi olan gününde arsa olarak kabulü doğru ise de, mahkemece emsal alınan dava konusu taşınmazların emlak ve satış kayıtlarının celbedilmediği, yeterli emsal araştırması yapılmadığı,, bilirkişiler tarafından emsal satışlar incelenmesine rağmen herhangi bir somut emsal alınmadan emsal karşılaştırması yapılmaksızın bölgede teşekkül etmiş serbest piyasa rayiçleri dikkate alınarak 600 TL/m² değer takdir edildiği bu durumda taşınmazın değerinin doğru şekilde tespit edildiği söylenemeyeceği gerekçeleriyle aslında araştırmanın yetersizliğine değinmiş sonuç kısmında ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine 353/1-a maddesi uyarınca kesin olarak karar vermiştir.
Bölge adliye mahkemesince bilirkişi incelemesi sonucu alınan raporlar ve yapılan incelemenin hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirtilerek eksik incelemenin varlığından bahsedildikten sonra delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olduğundan ilk derece mahkemesine dosyanın gönderilmesine karar verilmesi kendi içerisinde çelişkili bir durumdur. Tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olduğunun kabulü halinde kararın esasının incelenmesi mümkün değildir. Aynı şekilde hükmün gerekçe kısmında dosyanın esasına değinilmesi delillerin değerlendirecek ölçüde toplandığına delalet edeceğinden tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olduğu gerekçesi ile dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi kendi içerisinde çelişkili bir durum yaratmıştır. Zaten kanun koyucu, bu iki halin bir araya gelmeyeceğini öngördüğünden esastan verilecek kararı belli koşullar altında temyizi kabil olarak düzenlemiş iken diğer hali kesin olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Kararın düzenlenen kanun yolu açısından da bakıldığında da çelişkili durum yarattığı gözden kaçırılmamalıdır.
Tüm bu bilgiler ışığında dosya kapsamına bakıldığında, bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının esastan incelenip araştırmaya yönelik eksikliklerden bahsederek karara bağlanması halinde HMK"nın 353/1-a-6 madde hükmü gereğince tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verildiğinden bahisle dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilemeyecek olup bu yönde verilen karar temyizi kabil olacaktır.
Açıklanan sebeplerle, eldeki dosyada bölge adliye mahkemesince verilen karar HMK"nın 353/1-a-6. madde kapsamında olmayıp temyizi kabildir. İstinaf mahkemesince, kararın kesin olduğundan bahisle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine dair verilen ek karar yerinde olmayıp ek karar kaldırılarak yapılan incelemede, istinaf mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda usul hükümleri çerçevesinde yargılama yapılıp deliller toplanıp eksiklikler giderilerek oluşacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece anılan gerekçe ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının HMK"nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına, HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahalli mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 02/05/2019 tarih ve 2018/2987 E. - 2019/770 K. sayılı ek kararının kaldırılarak, temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple HMK"nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı Hazine vekilinin temyiz
itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz isteminin duruşmalı yapılması nedeni ile Yargıtaydaki duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir edilen 2.540,00.- TL. vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalı Hazineye verilmesine, dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesine gönderilmesine 04/02/2020 günü oy birliğiyle karar verildi.