Abaküs Yazılım
3. Ceza Dairesi
Esas No: 2021/7932
Karar No: 2021/9939
Karar Tarihi: 15.05.2018

işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler - bu suç açısından aynen uygulanır - Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/7932 Esas 2021/9939 Karar Sayılı İlamı

3. Ceza Dairesi         2021/7932 E.  ,  2021/9939 K.

    "İçtihat Metni"


    I- TALEP:
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.04.2021 tarih ve ... sayılı yazısı ile Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan sanık ..."nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 314/2, 62 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun 5. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/01/2018 tarihli ve 2017/329 esas, 2018/59 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında yer alan, “(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.” şeklindeki düzenleme ile,
    Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 06/07/2020 tarihli ve 2019/9578 esas, 2020/3338 karar sayılı ilamında yer alan, "5237 sayılı TCK"nın 314/2. maddesinde düzenlenen ve 3713 sayılı TMK"nın 3. maddesinde tadat olunan mutlak terör suçlarından olması nedeniyle aynı Kanunun 5. maddesinin zorunlu olarak uygulanmasını gerektiren silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu-(ları)nda cezanın alt sınırının beş yıldan fazla (7 yıl 6 ay hapis cezası) olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK"nın 150/3 maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, sanığın 23/01/2019 tarihli oturumda haklarını anladığını, süre ve müdafii talep etmediğini beyan etmesi üzerine, müdafiisi bulunmaksızın savunmasının alındığının anlaşılması karşısında; sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun cezasının alt sınırı itibariyle zorunlu müdafii tayinini gerektirdiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
    5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 01/04/2021 gün ve 94660652-105-72-19260-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine

    müsteniden gönderilen ihbar ile mevcut evrak, 23.06.2021 tarih ve 31520 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararının II/1-a maddesi gereğince Yargıtay 16. Ceza Dairesi numarasının 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesine müteakip Dairemizce devralınmıştır.
    II-OLAY ;
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiası ile 2016/13816 sayılı soruşturma evrakına kayden başlatılan ancak; 12.10.2017 tarih, 2017/1077 karar sayılı ayırma kararı ile de tefrikine müteakip, 2016/13816 soruşturma sayısına kaydedilerek yürütülen soruşturmada 10.10.2016 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan sanık ..."nın, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2017 tarih, 2017/15236 soruşturma ve 2017/773 numaralı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK"nın 314/2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı TMK"nın 5 maddeleri uyarınca cezalandırılması istenilmiştir.
    Uzatma kararlarının verildiği gözaltı sürecinde 11.10.2016 tarihinde müdafii ile saat 18.45 ile 18.55 saatleri arasında görüştürülen sanık, aynı gün 18.55 ile 20.00 saatleri arasında kollukta; 13.10.2016 tarihinde ise Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli sıfatı ile müdafiinin hukuki yardımından yararlanarak ifadelerini vermiştir.
    Kollukta verdiği ifadesine dair zabıtta, avukatının olmadığını beyan etmesi üzerine barodan müdafii talep edildiği belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesine dair zabıtta ise "Şüpheliye atılı suçun cezasının alt sınırının 5 yıldan fazla olması nedeniyle ... Barosu avukatlarından Av.Seyfettin Taş zorunlu olarak tayin edilen müdafiinin huzurunda" şüphelinin savunma ve delillerinin tespitine geçildiğinin ayrıca ayırma kararının başlığında ve iddianame başlığında da soruşturmada görev alan müdafiin ad ve soyadının, sanık müdafii olarak belirtildiği görülmüştür.
    Savcılık ve kolluk ifadelerinde atılı suçlamayı kabul etmeyen sanık, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.... 1. Sulh Ceza Hakimliğinin, 13.10.2016 tarih ve 2016/271 sayılı tevkif müzekkeresi dosya içeriğinde bulunmakta ise de tutuklama kararı ve sorgu zaptı dosya içeriğinde bulunmamaktadır. Ayrıca süreçte verilen itiraz ve tahliye istemli dilekçelerin sanık ve eşi Şennur Koca tarafından tanzim edilerek ibraz edildiği görülmüştür.
    ... 3 Ağır Ceza Mahkemesinin 30.10.2017 tarihli kararı ile iddianamenin kabul edilmesine müteakip, mahkemenin 2017/329 esas sayılı dosyasına kayden sanık hakkında atılı suçtan kovuşturmaya başlanılmıştır.
    30.10.2017 tarihli tensiple sanığın tutukluluk halinin devamına ve müdafii bildirmesi halinde adına duruşma günü ve saatini bildirir davetiye tebliğine, talep etmesi halinde Baro Başkanlığına müzekkere yazılarak müdafii görevlendirmesinin istenmesine karar verildiği; bu kapsamda iddianame ve duruşma günü ile tutukluluk halinin devamına dair kararın da tebliğine dair düzenlenen Ceza İnfaz Kurumunun 13.11.2017 tarihli tebliğ tebellüğ belgesine göre duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı, savunma ve başka bir diyeceğinin olup olmadığı, müdafisi olup olmadığının sorulduğunda sanığın "avukatım yoktur" dediğinin belirtildiği görülmüştür.
    Kovuşturma sürecinde ayrıca aynı suçtan ... Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı ile gönderilen soruşturma dosyası kapsamında hazırlanan birleştirme talepli, 07.12.2017 tarih, 2017/21545 soruşturma ve 20217/1012 numaralı ... Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile de sanığın, 5237 sayılı TCK"nın 314/2, 53, 58/9 ve 3713 sayılı TMK"nın 5 maddelerinden cezalandırılması istenilmiştir. 11.12.2017 tarihinde kabul edilen iddianameye istinaden, aynı mahkemenin 2017/450 esasına kaydedilen dava dosyası, 11.12.2017 tarihli tensiple aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu, her iki dosyada da sanığın ve atılı suçların aynı olduğu, dava dosyalarının yargılamasının birlikte yapılmasında hukuki yarar bulunduğu gerekçesi ile mahkemenin 2017/329 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.12.2017 tarih, 2017/450 esas ve 2017/102 karar sayılı birleştirme kararı, 19.12.2017 tarihinde tutuklu sanığa tebliğ edilmiştir. 02.01.2018 tarihli kesinleşme şerhine göre karar, 28.12.2017 tarihinde kesinleşmiştir.
    Tutuklu sanığın 23.01.2018 tarihli duruşmada hazır edildiği, duruşma zaptından anlaşılacağı üzere müdafii seçme hakkının bulunduğu ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafii sorguda hazır bulunabileceği, müdafii seçecek durumda olmadığı ve bir müdafii yardımından faydalanmak istediği takdirde kendisine Baro tarafından bir müdafii görevlendirileceğine dair haklarının sorgudan önce kendisine hatırlatıldığı ve anlatıldığı; sanığın haklarını anladığını, süre ve müdafii talep etmediğini, savunmasını şimdi yapacağını beyanla savunmasını yaptığı, tanık ..."un dinlenildiği ve sanığın tutukluluk halinin devamı ile eşi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilerek duruşmanın 29.01.2018 tarihine bırakıldığı görülmüştür.
    Ceza İnfaz Kurumuna mahkemeye gönderilmek üzere sunulan ve mahkemeye de 26.01.2018 tarihli yazı ekinde UYAP sisteminden gönderilen, aynı tarihli dilekçesi ile sanık, 29.01.2018 tarihli duruşmaya kadar dosyadan ayrıntısı bildirdiği belgelerle, ilgili tüm evrakların birer nüshasının tarafına gönderilmesini, ayrıca mahkemece ... Barosundan şahsı için avukat talep edilmesini istemiştir.
    Tutuklu sanığın hazır edildiği 29.01.2018 tarihli duruşmada ise özetle, dijital materyallere yönelik inceleme neticesinin beklenmesinden vazgeçilmesine karar verildiği, soruşturmanın genişletilmesi talebi olup olmadığı sorulduğunda sanığın "yoktur" dediği, iddia makamca sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK"nın 314/2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı TMK’nın 5 maddelerince cezalandırılmasına, delil mahiyetinde olan birleşen dava dosyasından açılan kamu davasından hakkında karar verilmesine yer olmadığına, gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği süreye nazaran adli kontrol şartıyla hükmen tahliyesine karar verilmesine dair mütalaada bulunulduğu; sanığın mütalaaya karşı beyanında ve esas hakkında savunmasında suçlamayı kabul etmeyerek beraatine ve tahliyesine karar verilmesini istediği ve sanığa son sözünün sorulduğu, duruşma sonunda tefhim olunan hükümle de sanığın, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK"nın 314/2, 62, 58/9, 63 ve 3713 sayılı TMK"nın 5. maddelerince mahkumiyetine, gözaltında ve tutuklulukta

    geçirmiş olduğu süre, hakkında hükmolunan sonuç cezanın türü ve miktarı nazara alınarak tahliyesine, CMK’nın 109/3-a maddesince karar kesinleşinceye kadar hakkında yurt dışına çıkamama tedbirinin uygulanmasına; birleşen dosya yönünden ise karar verilmesine yer olmadığına dair oy birliği ile mütalaaya uygun ve istinaf yolu açık olmak üzere karar verildiği görülmüştür.
    Mahkemenin 29.01.2018 tarih, 2017/329 esas ve 2018/59 karar sayılı gerekçeli kararının görüldüsü 05.03.2018 tarihinde, Cumhuriyet savcısınca yapılmıştır.
    Gerekçeli karar başlığında, sanık müdafii olarak soruşturma aşamasında görev alan müdafiinin adı belirtilmiştir. Gerekçeli karar 27.02.2018 tarihinde sanığa; 22.02.2018 tarihinde ise karar başlığında ad ve soyadı belirtilen müdafiine tebliğ edilmiştir.

    Bafra Ağır Ceza Mahkemesi aracılığı ile gönderdiği 08.02.2018 tarihli dilekçesi ile sanık, tahliye olmasına müteakip bilet bulamadığından aktarmalı olarak memleketine otobüs ile gittiğini, uzun süren otobüs yolculuğu nedeni ile daha öncesinden varolan bel fıtığı rahatsızlığının nüksettiğini, hareket edememesi ve ağrılarından kaynaklı yaşadığı sağlık sorunları sebepleri ile yatarak istirahat ettiğinden ayrıca bulunduğu 19 Mayıs ilçesinde adliyenin olmaması ve avukatının da bulunmaması nedeni ile süresinde istinaf başvurusunu yapamadığını belirterek eski hale getirme talebinde bulunmuştur. Dilekçesi ekinde ... 19 Mayıs Aile Sağlık Merkezinin, 02.02.2018 tarihli, 02.02.2018 ve 08.02.2018 tarihleri arasında lumbar ve diğer intervertebral disk bozuklukları, miyelopati tanısı ile istirahatli olduğu, 09.02.2018 tarihinde ise çalışır, eğitim ve öğretimine devam edebileceğinin belirtildiği, aile hekimi imzalı, istirahat raporunu sunduğu görülmüştür. Aynı tarihli bir diğer dilekçesi ile de süre tutum isteminde bulunmuştur.
    21.02.2018 tarihinde karar başlığında adı belirtilmeyen, özel olarak tayin ettiği müdafii Av.Abdullah Akkuş tarafından dosyaya vekaletname ibraz edilmiş ve 27.02.2018 tarihli özetle, yargılama öncesinde ve esnasında müvekkilinin savunma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği, gözaltına alındığında avukatla görüşme hakkının kısıtlandığı, sadece ifadesi öncesinde ve sınırlı süreli olarak müvekkiline avukatla görüşme imkanının tanındığı, tutukluluğun gözden geçirilmesi kararlarının da duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden gerçekleştirildiği, bu yönleri ile CMK"da belirtilen usullere uyulmadığından adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, sanığa isnat edilen suçun alt sınırı ve tutuklu oluşu nazara alındığında zorunlu müdafii atanması gerekir iken atanmadan yargılamaya devamla mahkumiyet kararı verildiğinden savunma ve adil yargılanma hakkının kısıtlandığına dair nedenlerle birlikte esasa dair itiraz nedenlerini de belirtir ayrıntılı dilekçesi ile kararı istinaf edilmiştir.
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 15.05.2018 tarih, 2018/493 esas ve 2018/1292 karar sayılı kararı ile yapılan inceleme neticesinde sanık ve müdafiinin istinaf başvurusu reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı belirtildiği şekli ile şöyledir;
    "...Sanığın rahatsızlığı nedeniyle istinaf süresini kaçırdığından eski hale getirme talebinde bulunduğu anlaşılmış ise de, 5271 sayılı CMK"nın 40/1. maddesine göre

    istinaf kanun yoluna başvuru süresini kendi kusuru ile geçirmiş olmakla CMK"nın 42/2. maddesi gereğince eski hale getirme talebi yerinde görülmeyerek yapılan incelemede;
    Mahkumiyet kararının sanığın yüzüne karşı 29.01.2018 tarihinde tefhim olunduğu, sanığın ve karardan sonra vekaletname ibraz eden sanık müdafiinin CMK"nın 273/1. maddesinde öngörülen (7) günlük yasal süre geçtikten sonra 08.02.2018 ve 27/02/2018 tarihlerinde istinaf kanun yoluna başvurduklarından süresi içinde olmayan istinaf başvurularının reddine, ...itiraz kanun yolu açık olmak üzere 15.05.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi. "
    24.05.2018 tarihli dilekçesi ile sanık müdafii, sanığın sunduğu rapordan anlaşılacağı üzere sağlık sorunları nedeni ile elinde olmayan sebeplerle ilçede adliye de bulunmadığından istinaf süresini kaçırdığını, ayrıca yerel mahkeme ve istinaf mahkemesi ilamlarında sanık müdafiinin adının yazılı olduğu, kararın bu müdafiinin yokluğunda verildiğini, 22.02.2018 tarihinde gerekçeli kararın bu müdafiiye tebliğ edildiği dikkate alındığında süresinde istinaf dilekçesinin tarafından ibraz edildiğini belirterek, emsal yönde bildirdiği yargı kararları ile doktrin görüşlerine istinaden kararın kaldırılmasına yönelik itirazda bulunmuştur.
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 30.05.2018 tarihli ek kararı ile verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden dosyanın itirazı incelemek üzere merciiye gönderilmesine karar verilmiştir.
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 31.05.2018 tarih 2018/27 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.Kararın gerekçesi şöyledir;
    "Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 15.05.2018 tarih ve 2018/943-1292 sayılı kararı ile sanık ... yönünden süresi içinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir, sanığın mahkumiyetine ilişkin ilk derece kararının 29.01.2018 tarihinde sanığın yüzüne karşı tefhim edildiği, sanık tarafından 08.02.2018 tarihli dilekçe ile istinaf talebinde bulunmuş olduğu anlaşılmakla Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden itirazın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 05.06.2018 tarihli kesinleşme şerhinde 31.05.2018 tarihinde kararın itirazın reddi ile kesinleştiği belirtilmiştir. ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.06.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinde ise kararın istinaf kararı ile 31.05.2018 tarihinde kesinleştiği belirtilmiş ve ilam infaza gönderilmiştir.
    Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere sunduğu 07.06.2018 tarihli dilekçesi ile sanık müdafii bu kez olağan kanun yolları tükendiğini de belirtilerek, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararının daha önce süreçte ibraz ettiği istinaf ve itiraz nedenleri kapsamında bozulması ve adına temyiz başvurusu yapılması için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair istemde bulunmuştur.


    Eski hale getirme talebine yönelik temyiz istemine dair düzenlenen 20.06.2018 tarihli dosya gönderme formu ile süreçte temin edilen dosya Bölge Adliye Mahkemesince, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
    Bu süreçte ayrıca;
    Sanık hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2018 tarih, 2018/16487 soruşturma sayılı yazısı ekinde Ayhan Kertis"in ifadesi ve teşhisi dosyaya gönderilmiştir.
    20.02.2019 tarihli dilekçe ile özel olarak tayin edilen bir başka müdafii Av Tahir Eren, dosyaya vekaletname ibraz edilmiştir.
    02.05.2019 tarihli dilekçesi ile ... T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan sanık, istinaf mahkemesinden kesinleşen cezayı infaz ettiğini, olağan kanun yolunun tükenmesi nedeni ile yapılan başvuru kapsamında dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini, bu nedenle dosya incelenene kadar tahliyesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 16.05.2019 tarih 2018/54383 sayılı tebliğname ile sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının CMK"nın 279/1-b. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, sanık müdafiinin itiraz inceleme isteği hakkında merciince verilen ret kararının ise CMK"nın 271/4. maddesi gereğince kesin nitelikte olduğu ve temyizi mümkün olmadığı anlaşılmakla birlikte sanık müdafiinin dilekçesinde belirttiği kanun yararına bozma isteminin mahallinde değerlendirilmesi mümkün görülmekle, dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine karar verilmesi istenmiştir.
    Yargıtay 16 Ceza Dairesi, 04.07.2019 tarih, 2019/5702 esas, 2019/4734 karar sayılı kararı ile özetle; İlk Derece Mahkemesinin yüze karşı verilen kararına yönelik sanık ve müdafiinin eski hale getirme talebinin yerinde görülmeyerek süre yönünden istinaf başvurularının reddine dair karara karşı CMK’nın 279/1-b maddesi gereğince itiraz kanun yolu açık olup temyizi mümkün olmadığından ve bu konuda merciince bir karar verilmiş olduğundan CMK"nın 296/1 maddesi gereğince sanık müdafiinin temyiz talebinin reddine, dosyanın ... 3. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, oy birliği ile karar verilmiştir.
    İnfaz Kurumu aracılığı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne sunduğu 11.11.2019 tarihli dilekçesi ile sanık, süreçte dilekçeyi sunan avukatının tutuklanması nedeni ile bilgi edinemediğini belirterek, 07.08.2018 tarihinde avukatınca sunulan dilekçenin ve dosyasının akibeti hakkında bilgi verilmesini istemiştir.
    Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, 23.12.2019 tarihli yazı ile Cumhuriyet Başsavcılığından 11.11.2019 tarihli kanun yararına bozma talebini içeren dilekçe ve eklerinin incelenerek, ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/329 esas ve 2018/159 sayılı kararına karşı kanun yararına bozma yoluna gidilmesini gerektirir neden bulunup bulunmadığı hususundaki düşüncenin bildirilmesi ve dosyanın eksiklikleri varsa giderildikten sonra kanun yararına bozma yönünden incelenmek üzere gönderilmesi istenmiştir.
    Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2020 tarihli yazısı ile özetle; sanığın 08.02.2018 havale tarihli dilekçesinde tahliye olduktan sonra tutuklu olduğu cezaevinin bulunduğu ... ilinden, ikamet ettiği ... iline 24 saatten fazla süren otobüs yolculuğu yapmış olması sebebiyle önceden var olan bel fıtığı rahatsızlığının nüksettiğini, şiddetli ağrılar ve hareket edememesi, ikamet ettiği 19 Mayıs ilçesinde adliyenin bulunmaması ve müdafiinin bulunmaması nedeniyle istinaf başvurusunu elinde olmayan sebeplerle süresinde yapamadığını beyan ederek eski hale getirme ve süre tutum talebinin kabulünü talep ettiği, dilekçe ekinde ... 19 Mayıs Merkez Aile Sağlığı Merkezince düzenlenen ve "Lumbar ve diğer intervertebral disk bozuklukları, miyelopati ile" tanısıyla 02.02.2018 tarihinden 08.02.2018 tarihine kadar istirahatli olduğunu belirten istirahat raporunu sunduğunu, mahkemece sanığın talebi hakkında ek karar verilmesi gerekirken 12.02.2018 tarihli "eski hale getirme talebi ve istinaf başvurusu yönünden istinafa gönderilmesine" ibareli havale ile dosyanın Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verildiği, yine ... 4. Noterliğince tanzim edilen 21.02.2018 tarihli vekaletname ile sanıkla arasında vekalet ilişkisi kurulduğu anlaşılan sanık müdafii Av. Abdullah Akkuş"un hükmün esas ve usul yönünden bozulmasına ilişkin talebini içerir 27.02.2018 havale tarihli istinaf dilekçesini dosyaya sunduğu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen 15.05.2018 tarih, 2018/943 Esas, 2018/1292 Karar sayılı kararla süresi içinde olmayan istinaf başvurularının reddine karar verildiği ve sanık müdafiinin 24.05.2018 tarihli itirazının da ek kararla reddedilerek dosyanın itiraz merciine gönderildiği, mercii Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 31.05.2018 tarih, 2018/427 Değişik iş sayılı kararla itirazın reddine kesin olarak karar verildiği, bu şekilde sanık hakkındaki hapis cezasının kesinleştiği ve sanığın cezasının infazına başlanıldığı, sanık müdafiinin 07.06.2018 tarihli dilekçesiyle Gaziantep 4. Ceza Dairesinin mezkur kararına karşı kanun yararına bozma yoluna gidilmesini talep ettiği ancak dilekçenin temyiz talebi olarak değerlendirilerek dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucunda temyiz talebinin reddedildiği, bu kapsamda sanığın ... 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada müdafii yardımından yararlanmadığı; ilk celse duruşma zaptında sanığa istemi halinde müdafii görevlendirilebileceğinin anlatıldığı ancak sanığın müdafii talep etmediğini belirtildiği, karar duruşması olan ikinci celsede de müdafiinin bulunmadığı, sanığın yargılama süresince savunmasını müdafii yardımından yararlanmaksızın yaptığı, Yargıtayın 03.03.2020 tarih, 2020/118 Esas, 2020/1649 Karar sayılı kararı ile benzer mahiyetteki birçok kararında belirtildiği üzere, sanığın üzerine atılı suçun mahiyeti ve suçun kanunda belirtilen ceza miktarı göz önüne alındığında yargılama aşamasında Mahkemece re"sen müdafii görevlendirilmemiş olmasının sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğu, sanığın tefhim edilen hükümle birlikte tahliyesi üzerine ... ilinden ikamet ettiği ... iline

    gittiği esnada uzun süren otobüs yolculuğu sonucunda bel fıtığının nüksettiği, bu sebeple süresinde istinaf talebinde bulunamadığına yönelik eski hale getirme ve süre tutum talebini havi dilekçe ve ekindeki istirahatli olduğunu belirten istirahat raporununun Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince ve itiraz mercii olan 5. Ceza Dairesince değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği halde bu hususa ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın süresinde yapılmadığından bahisle istinaf talebinin reddine karar verilmesinin adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceği, nitekim yargılama aşamasında sanığın savunmasını müdafii huzurunda yapmış olması gerektiği halde müdafii görevlendirilmeksizin verilen mahkumiyet hükmünün sanığa tefhim edilmesi işleminin geçerli bir tefhim olarak değerlendirilemeyeceği, tebligat bilgileri incelendiğinde ... 3. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın soruşturma aşamasındaki müdafiine, yargılamaya dahil olmamış olmasına rağmen verilen mahkumiyet hükmünün 22.02.2018 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, tebligat tarihi göz önüne alındığında sanıkla 21.02.2018 tarihi itibariyle vekalet ilişkisi kurulduğu anlaşılan sanığın diğer müdafiinin 27.02.2018 tarihindeki istinaf talebinin süresinde olduğu, bu noktada sanığın hükümden sonra vekalet ilişkisi kurduğu müdafiine ayrıca tebligat yapılmamış olmasının istinaf talebinin süresi içinde yapılıp yapılmadığı hususunda sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde değerlendirilmemesi gerektiği, sanığın vekalet ilişkisini istediği vekil ile istediği zaman başlatabilmesinin adil yargılanma ilkesinin bir gereği olduğu ve bu yönüyle Dairece istinaf talebinin süre yönünden reddinin usul ve kanuna uygun olmadığı, gerekçeleri ile sanık müdafiinin kanun yararına bozma yönündeki talebinin yerinde olduğu, uygulama ve öğretide istinaf başvurusunun süre yönünden reddedildiği hallerde inceleme esas yönünden yapılmadığından karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulabileceği, bu durumun CMK"nın 309/4-b maddesinde de ifade edildiği, anılan sebeplerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 15.05.2018 tarih, 2018/943 Esas, 2018/1292 Karar sayılı kararının kanun yararına bozulması hususunda ihbar ve isteminde bulunulmuştur.
    III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
    Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olarak yargılanan ve hakkında verilen mahkumiyet hükmü, süresinde istinaf edilmediği gerekçesi ile istinaf başvurusunun reddi kararı ile kesinleşen sanığın CMK"nın 150. maddesi uyarınca müdafii atanmadan yargılanmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.
    IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME;
    Karar tarihinde yürürlükte olan mevzuat şöyledir;
    5271 sayılı Kanun;
    Müdafiin görevlendirilmesi
    Madde 150 – (Değişik: 6/12/2006 – 5560/21 md.)
    (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafii seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.


    (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendirilir.
    (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
    (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
    5237 sayılı Kanun
    Silahlı örgüt
    Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
    (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
    İhtilafa konu mes"ele, kanun yararına bozma kanun yoluna konu olup olamayacağı yönünden değerlendirilecek sonucuna göre de zorunlu müdafiilik bağlamında tartışılacaktır.
    A- Kanun Yararına Bozmaya Konu olup olamayacağı yönünden;
    Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 06.04.2010 gün ve 76/77, 15.11.2005 gün ve 132/128 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde, verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, sonradan gerçekleşen kanun değişikliklerine dayanılarak bu olağanüstü kanun yoluna başvurulamayacağı gibi, Yargıtayca da, sonraki kanun değişiklikleri kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağı, 23.11.2004 gün, 11-174/202 sayılı kararında da kanun yararına bozma müessesinin daha önce Yargıtayca ortaya konulan bir görüşün geçersizliğini savunma ya da bu görüşün aksi bir neticeye ulaşma doğrultusunda kullanılamayacağı belirtilmiştir.
    İçtihat, yargılama makamlarının yargılanmak üzere kendilerine sunulan müşahhas olayla ilgili uyuşmazlığı çözen kararlarında mücerret olan hukuki sorun açısından benimsedikleri görüştür...15.6.1949 tarihli içtihat birleştirme kararında da (15.6.1949 No. 4/11 -Düstur III 30 s. 1567) "Tevhidi içtihat kararlarına dayanılarak daha önce müstakar bir surette tatbik olunan içtihatlar dairesinde muhkem kaziye teşkil etmiş olan kararlar aleyhine karşı tashihi karar yoluna gidilemez". " Zamanın ihtiyaçlarına ve şartlarına göre değişmeye mahkum olan hukuk telakkilerine müvazi olarak kazai içtihatlarda tebeddüller vaki olur. Fakat bu içtihat tebeddülleri kaide olarak makable şamil olmazlar. Mahkeme içtihadının değişmiş olması kanun yaranına bozmaya mahal vermez." ( Prof. Dr. Nurullah KUNTER -İçtihat Değişmesi Nedeniyle Ceza Muhakemesinin Yenilenebilmesi Sorunu- 42-64 sayfa, Ocak 1975 Yargıtay Dergisi,İsmail Malkoç-İçtihat değişikliği nedeniyle karar düzeltme ve yargılamanın yenilenmesi, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m1988-19883-1068 )
    Dairenin uygulaması bir usul hükmünün yorumuna ilişkindir. Ceza Hukukunda kabul edilen "suçta ve cezada kanunilik" prensibinin bir yansıması olan "failin lehine yeni ceza kanunun geçmişe etkili olması" kuralı, Ceza Yargılaması Hukukunda tatbik edilemez. Yeni Ceza Yargılaması Kanunu bireyin lehine olup olmadığına bakılmaksızın derhal uygulanır, geçmişte yapılan ve o dönemin kanununa göre geçerli olan yargı işlemleri ile tasarruflarının sıhhatini etkilemez. Aynı durumun usul kanunlarının yorumuna ilişkin içtihat değişiklikleri için de geçerli olduğunda kuşku duyulmamalıdır. Bu itibarla, 15.6.1949 gün ve 1948/4 esas 1949/II karar sayılı tevhidi içtihat kararı da gözetildiğinde, kazai içtihat değişiklikleri kaide olarak makable şamil olmayacağından Daire kanunun yorumundan kaynaklı uygulamasının değişmiş olmasının kanun yaranına bozmaya mahal vermeyeceği cihetle, verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılık taşımayan hükmün, bu nedenle kanun yararına bozma isteğine konu olamayacağında kuşku bulunmamakta ise de içtihad değişikliğinden sonra verilen kararların diğer şartları taşıması durumunda kanun yararına bozma kanun yolunun konusu olabileceği de açıktır.
    Öte yandan yasal süreden sonra istinaf ve temyiz edilmesi nedeniyle kanun yolu talebi süre yönünden reddedilen kesinleşmiş hükümlerin istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleştiği tartışmadan varestedir.
    Şu hale göre, incelemeye konu kararın verildiği tarih itibariyle kanun yararına bozma kanun yolunun konusu olabileceğinde kuşku yoktur.
    B-) Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olarak yargılanan sanığa CMK"nın 150/3. maddesi uyarınca müdafii atanmasının zorunlu olup olmadığı yönünden:
    Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de; “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar

    verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..” denilerek teminat altına alınmıştır.
    Adil yargılanma hakkının muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, re"sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafii yardımından yararlanma ve bir müdafii tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafii yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafii yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B.No: 8398/78, 25.04.1983).
    Gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmaması ile ilgili olarak, AİHM, her sanığın, gerekiyorsa resmi olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılamanın temel özelliklerinden birisi olduğunu hatırlatmaktadır (Salduz, Poitrimol-Fransa, 23 Kasım 1993 ve Demebukov- Bulgaristan, başvuru no: 68020/01, 28 Şubat 2008).
    Kural olarak, sanığa, polis tarafından ifadesinin alındığı veya tutuklu olarak yargılandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye davası, başvuru no:7377/03).
    Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye Davası, B. No: 36391/02, 27.11.2008; Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007). Ne var ki; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Talat Tunç/Türkiye Davası, B. No: 32432/96, 27.03.2007).
    Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re"sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı CMK"da tahdidi olarak düzenlemiştir.
    Savunma, toplumun suçtan sorumlu olması nedeniyle muhakemenin vazgeçilmez unsuru olduğu için, en azından ağır suçlarda müdafii bulunmasını gerektirir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu önce sadece küçükler bakımından (CMK. 150/2) ve gözlem altına almada (CMK. 74/2) kabul edilmiş olan mecburi müdafiiliği yerinde bir şekilde genişletmiştir.
    CMK"nın 150/3 maddesine göre; şüpheli veya sanığın talebi olup olmadığına bakılmaksızın, özel avukatı olup olmadığı da ayrıca araştırılmaksızın alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafii görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı istemese ve reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafiilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir.
    Acaba CMK"nın 150/3 maddesinde düzenlenen ve zorunlu müdafiinin atanması için gerekli olan beş yıllık hapis cezasının tespitinde sadece suçun temel şekline mi bakılacak yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenleri de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak mıdır?
    Suç genel teorisinde suça etki eden nedenler, suçun temel şeklini düzenleyen suç tipindeki kanuni unsurların dışında kalan ve ona eklenen özel fiili nedenler veya şahsi nedenlerdir. Bu bağlamda suça etki eden nedenler, doktrinde çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır: Ağırlatıcı-hafifletici nedenler, genel-özel nedenler, kanuni-takdiri nedenler, fiili-şahsi nedenler gibi. Suça etki eden nedenlerden cezanın artırılmasını gerektiren nedenler ağırlatıcı nedenler iken; indirilmesini gerektirenler hafifletici nedenlerdir.
    Ceza adalet sistemimizde "bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı" ilkesini benimsemiştir (TCK md. 43/1, 3. cümle). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin CMK"nın 150/3 maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim Dairemiz; 16.01.2018 tarihli ve 2017/3415 E. - 2018/495 K. sayılı kararında, özellikle Bölge Adliye Mahkemelerinin hangi kararlarının temyize tabi olduğu veya kesin olduğunu gösteren 5271 sayılı CMK"nın 286. maddesinin 2/a-b bentleri kapsamında “temyiz edilebilirlik sınırını” belirlerken, suçun sadece temel şeklini esas almamış nitelikli hal ve ağırlaştırıcı nedenleri de gözönüne almıştır.
    5271 sayılı CMK"nın zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi, özellikle Dairemizin 16.01.2018 tarih ve 2017/3415 E. – 2018/495 K. sayılı ilamında “temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken suçun temel şeklinde belirlenen cezanın değil nitelik hal ve ağırlaştırıcı nedenlerde gözönünde bulundurularak istenilen sonuç cezanın esas alınması” gerektiğine yönelik gerekçesi,


    gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, CMK"nın 150/3 maddesinde düzenlenen “beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafilik atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır.
    Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı TMK"nın 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı Kanunun 5. maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı TMK"nın 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK"nın 150/3 maddesi gereğince isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Gerek mahkumiyet hükmüne konu ve 3713 sayılı TMK"nın 3. maddesinde tadat olunan mutlak terör suçlarından olması nedeni ile aynı Kanunun 5/1 maddesinin zorunlu olarak uygulanması gereken silahlı terör örgütüne üye olma suçu için öngörülen cezanın asgari haddi, gerek bu suçun ayrıca doğurduğu hukuki sonuçlar itibariyle nitelik ve ağırlığı gerekse duruşmada okunup değerlendirilmeyen 26.01.2018 tarihli dilekçesi ile tarafına avukat atanmasını istemesine rağmen bir müdafii görevlendirilmemesi ve nihayet tutuklu olarak yargılanan ve hükümle tahliyesine karar verilen sanığın süresinde kanun yolu başvurusunda bulunamaması nazara alındığında, savunma hakkı kısıtlanarak icra olunan yargılama sonunda verilen ve verildiği tarih itibariyle kanun yararına bozma kanun yolunun konusu olabileceğinde kuşku bulunmayan kararın usul ve kanuna uygun olmadığından istemin kabulüne karar verilmiştir.
    V-SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
    Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.01.2018 tarihli ve 2017/329 esas, 2018/59 sayılı kararının CMK"nın 309/4-b maddesi uyarınca BOZULMASINA, aleyhe tesir etmemek üzere yeniden yargılama yapılmasına yönelik müteakip işlemlerin icrasını teminen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.11.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.



















    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi