
Esas No: 2017/473
Karar No: 2017/664
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü 2017/473 Esas 2017/664 Karar Sayılı İlamı
T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 2017 / 473 KARAR NO : 2017 / 664 KARAR TR : 27.11.2017 |
ÖZET : 5754 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu görevlisi olan davacı tarafından, sağlık kurulu raporu ile kullanımı tavsiye edilen " Kapalı Loop İnsülin Tedavi Sistemi" için ödediği tutarın ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yoksun kalınan tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI yerinde görülmesi gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı : N. Ö.
Vekili : Av. A.Ç. B.
Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. A.Y.K., Av.E.S.
O L A Y : 1-Davacı vekili dilekçesinde; davalı kurumda Makine Mühendisi olarak çalışan müvekkilinin şeker/ Tip 1 Diabetes Mellitus (Oynak diyabet) hastası olduğunu; kan şekerinin daha iyi regülasyonu için ve hasta için hayati önem taşıyan tedavi aracı Kapalı Loop İnsülin Tedavi Sistemi kullanması gerektiği yönünde sağlık kurulu raporu bulunduğunu; Kapalı Loop İnsülin Tedavi Sistemi setinin (pompası, pompanın seti, pompa rezervuarı, glikoz sensörü) M. M.Sistemler Özel Eğitim Hizm. San.Tic. Ltd. Şti."den 28.01.2008 ve 07.10.2008 tarihli faturalar ile, sağlık kurul raporuna uygun olarak satın alındığını; müvekkillinin, faturalarını ve eklerini, bedelinin ödenmesi için davalı idareye verdiğini, 14.10.2008 tarihinde kendisine ödeme yapılmayacağı cevabı verildiğini; bu cihazın müvekkili için hayati önem taşıdığını, cihaz sayesinde hastanın normal hayatına devam edebildiğini, oynak diyabet nedeni ile oluşabilecek organ bozukluklarından korunabildiğini; Sağlık Bakanlığı"nın 8.8.1995 gün,14114 ve 1.11.1995 gün, 20206 sayılı yazılarında ve Ulusal Diyabet Danışma Kurulu kararında, insüline bağlı diabetes mellitus (şeker hastası) olan kişilerin ayakta ya da meskende tedavilerinde kan şekeri ölçüm cihazı ve çubukları kullanmalarının hastalıklarının iyi tedavisi ve izlenmesi açısından gerekli olduğunun belirtildiğini ifade ederek; müvekkiline heyet raporu ile verilen Kapalı Loop İnsülin Tedavi Sistemi için harcamış olduğu 10.307.00 YTL"nın ödenmesi yolundaki 08.10.2008 tarihli, 06468 sayılı başvurusunun, davalı idarece reddedilmesine ilişkin işlemin iptali ile dava tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile 10.307,00. YTL alacağın tahsili istemiyle 2.12.2008 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
2-ANKARA 3.İDARE MAHKEMESİ; 9.3.2010 gün ve E:2008/1906, K:2010/418 sayı ile, “(…) 5510 sayılı Yasa"nın 101. maddesinde anılan Yasa"nın uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların inceleneceği yargı yeri belirtilmiş, buna göre davaya konu işlem/eylem dayanağını 5510 sayılı Yasa"dan almakta ve bu Yasa"nın uygulanmasına ilişkin ise, açılacak davalar iş mahkemelerince incelenip karara bağlanacaktır.
Dosyanın incelenmesinden, bakılmakta olan davayı doğuran uyuşmazlığın neticesi itibariyle, davacının tedavisi amacıyla kullanımı tavsiye edilen tıbbî cihazın piyasadan ücreti ödenmek suretiyle temin edilmesi üzerine, davacının ödediği bu bedelin davalı idarece karşılanıp-karşılanamayacağına ilişkin olduğu, bu hususun ise 5510 sayılı Yasa"nın 3. kısmının 2. bölümünde 63. ve devam eden maddelerde düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davalı idareye sağlık giderinin ödenmesi için yapılan başvuru ve buna verilen cevap tarihleri de dikkate alındığında 5510 sayılı Yasa"nın uygulanmasından kaynaklandığı açık olan işbu davanın esasının incelenmesi görevi iş mahkemelerine ait bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine…” karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
3-Davacı vekili bu kez, aynı istemle, 21.5.2010 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
4-Ankara 9.İş Mahkemesi; 21.12.2011 gün ve E:2010/485, K:2011/1503 sayı ile, uyuşmazlığın esasını inceleyerek davanın kabulüne karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21.Hukuk Dairesi; 4.12.2014 gün ve E:2014/13419, K:2014/26299 sayı ile “(…)Somut olayda; 5434 sayılı Yasa kapsamında iştirakçi olan davacının, davaya konu tedavisinin, sağlık sigortası açısından Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredildiği 01/10/2008 tarihinden önce 28.01.2008 tarihinde başladığı ve böylece sağlık giderinin Kurumdan tahsiline dair uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gözetilerek 6100 sayılı HMK"nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan “yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
5-ANKARA 9.İŞ MAHKEMESİ: 7.9.2015 gün ve E:2015/385, K:2015/1018 sayı ile, “(…) Dava, 5434 sayılı Yasa kapsamında iştirakçi olan davacının sağlık giderlerinin davalı Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkememizce, davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay 21. HD nin 04.12.2014 tarih ve 2014/13419-26299 E-K sayılı kararı ile “Uyuşmazlık, görevli yargı yolunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı HMK"nın 114/1-b maddesine göre "yargı yolunun caiz olması" dava şartı olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe girmiş olup Yasa"nın 101. maddesine göre bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.
5510 sayılı Yasa"nın "5434 sayılı Kanuna İlişkin Geçiş Hükümleri" başlıklı Geçici 4. maddesinin 4. fıkrasına göre "Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır."
5510 sayılı Yasa"nın 3. maddesinin 8. bendinde "Kişilerin öncelikle sağlıklarının korunmasını, sağlık riskleri ile karşılaşmaları halinde ise oluşan harcamaların finansmanını sağlayan sigorta" olarak tanımlanan "genel sağlık sigortasından" yararlanacak kişiler ve sağlanacak haklar, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemleri Yasa"nın 60-78.maddelerinde düzenlenmiştir.
5510 sayılı Yasa"nın "Genel Sağlık Sigortası Geçiş Hükümleri" başlıklı Geçici 12. maddesinde kamu idarelerinin sağlık hizmetlerinin sağlanmasına ilişkin görevleri, yürürlükten kaldırılan kanunlardaki hak ve yükümlülükler çerçevesinde ilgili kayıt ve işlemler Kurum tarafından devralınan tarihe kadar devam edeceği ifade edilmiştir. Yasa koyucu iştirakçilik sıfatını 5510 sayılı Yasa"nın yürürlük tarihinden önce kazanmış olsa dahi tüm sigortalıların "genel sağlık sigortası" kapsamına alınmasını kararlaştırmış ancak Sosyal Güvenlik Kurumunca devir işlemleri tamamlanana kadar kamu idarelerinin sağlık hizmetlerinin sağlanmasına ilişkin görevlerinin, yürürlükten kaldırılan kanunlardaki hak ve yükümlülükler çerçevesinde devamını uygun görmüştür.
18/12/2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan "Kamu Personelinin Genel Sağlık Sigortası Alınması Hakkında Tebliğ; yine, 09/10/2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görev Yapan Askeri Ve Sivil Personelin Genel Sağlık Sigortası Kapsamına Alınması Hakkındaki Tebliğ hükümleri gözetildiğinde, (5510 sayılı Yasanın geçici 12. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamına girenler hariç) kamu personelinin 15/01/2010 tarihinden itibaren; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan (ilgili tebliğin 5. maddesinde belirtilenler hariç) asker ve sivil personel ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin 15/10/2010 tarihinden itibaren Sosyal Güvenlik Kurumuna devredildikleri ve 5510 sayılı Yasa hükümlerine göre genel sağlık sigortalısı sayılacağı belirtilmiştir.
Devir öncesinde kamu çalışanı olup, aktif çalışması devam edenler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sağlık yardımlarının, devir öncesi dönem için, yürürlükten kaldırılan kanun hükümlerine göre çalıştıkları Kurum tarafından karşılanırken, devir sonrasında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı; pasif sigortalılar ile bunların hak sahiplerinin sağlık yardımlarının ise Emekli Sandığı tarafından karşılandığı gözetildiğinde, devir hükümlerinin, aktif kamu çalışanlarını kapsadığı kanaatine varılmıştır.
Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetildiğinde; Emekli Sandığı iştirakçileri açısından görevli mahkemenin belirlenmesinde, tedavinin başladığı tarih esas alınarak; pasif sigortalılar için tedavisi 01/10/2008 tarihinden önce başlayan sigortalılar ile bunların hak sahipleri yönünden idari yargının, tedavisi anılan tarihten sonra başlayanlar yönünden adli yargının (iş mahkemelerinin) görevli olduğu; aktif olarak çalışmasına devam edenler yönünden ise, sağlık sigortası açısından Sosyal Güvenlik Kurumu’na devir tarihlerine göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan asker ve sivil personel ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerden tedavisi 15/10/2010 tarihinden, diğer kamu görevlileri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler yönünden tedavisi 15/01/2010 tarihinden önce başlayan sigortalılar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler yönünden idari yargının, tedavisi anılan devir tarihlerinden sonra başlayanlar yönünden adli yargının (iş mahkemelerinin) görevli olduğu sonucuna varılmaktadır.
Somut olayda; 5434 sayılı Yasa kapsamında iştirakçi olan davacının, davaya konu tedavisinin, sağlık sigortası açısından Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredildiği 01/10/2008 tarihinden önce 28.01.2008 tarihinde başladığı ve böylece sağlık giderinin Kurumdan tahsiline dair uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gözetilerek 6100 sayılı HMK"nın 114/1 -b maddesine göre dava şartı olan "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesi ile bozularak mahkememize gönderilmiş olup yeni esasa alındıktan sonra bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuştur.
Mahkememizce de uyulmasına karar verilen bozma ilamı gerekçesinde de ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, davanın çözümü taraflar arasındaki ilişkinin idare hukuku alanına girmesi nedeni ile idari yargıda görülmesi gerektiğinden mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi gerekmiş olup, aynı konuda Ankara 3. İdare Mahkemesinin 2008/1906E, 2010/418 K sayılı kararı ile Görevsizlik karar verildiğinden yargı kolları arasında oluşmuş olan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderimesine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Yukarıda gerekçesi yazılı olduğu üzere;
1-Yargı yolu bakımından mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-Görevli mahkemenin Ankara İdari Mahkemesi OLDUĞUNA,
3-Ankara 3. İdare Mahkemesinin 09/03/2010 tarih 2008/1906 E, 2010/418 K, sayılı kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğundan Yargı Kolları arasında meydana gelen olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine…” karar vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
6- Davacı vekili 14.9.2015 tarihi dilekçesi ile ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini Ankara 9.İş Mahkemesinden talep etmiş; ancak Mahkeme’ce dosya Ankara Bölge İdare Mahkemesine gönderilmiştir.
7-Dosyanın tevzi edildiği Ankara 17.İdare Mahkemesi; 31.1.2017 gün ve E:2017/88, K:2017/179 sayı ile, dosyanın mahkemelerine hatalı tevzi edilmiş olduğu gerekçesiyle, esas kaydının kapatılarak, ilk görevsizlik kararını veren Ankara 3.İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
8- ANKARA 3.İDARE MAHKEMESİ: 24.3.2017 gün ve E:2017/630 sayı ile, “(…) 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun"un "Olumsuz görev uyuşmazlığı" başlıklı 14. Maddesinde, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir." ve "Yargı merciince yapılacak işlemler" başlıklı 15. maddesinde ise, "Olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyaları, son görevsizlik kararını veren yargı merciince, bu kararın kesinleşmesinden sonra, ceza davalarında doğrudan doğruya diğer davalarda ise taraflardan birinin istemi üzerine, ilk görevsizlik kararını veren yargı merciine ait dava dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin belirlenmesi istenir." kurallarına yer verilmiştir.
Bu durumda, her ne kadar; ilk görevsizlik kararını veren yargı merciine ait dava dosyası mahkememize ait olup, son görevsizlik kararı veren yargı merciince dava dosyalarının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekmekte ise de, usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyiş Hakkında Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için, Mahkememizin 2017/630 sayılı dava dosyasının, içinde ilk görevsizlik kararının da yer aldığı E:2008/1906 sayılı dosyayla) ve Ankara 9. İş Mahkemesinin E:2010/485 (bozma sonrası E:2015/385) esas sayılı dava dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar ertelenmesine…” karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Şükrü BOZER, Mehmet AKSU, Ahmet Tevfik ERGİNBAY, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN ve Turgay Tuncay VARLI’nın katılımlarıyla yapılan 27.11.2017 günlü toplantısında:
I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararından sonra davayı inceleyen adli yargı yerinin, bilahare ilk kararı veren idari yargı yerinin verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararından sonra adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş, görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verildikten sonra, davacı vekilinin talebinin aksine dosyayı idari yargı yerine göndermiş; bunun üzerine, ilk görevsizlik kararını veren idare mahkemesince 2247 sayılı Yasanın 19.maddesi kapsamında başvuru yapılmıştır.
Bu haliyle, gerek Ankara 9.İş Mahkemesinin hem görevsizlik hem de gönderme içeren kararı ile, ilk görevsizlik kararı veren Ankara 3.İdare Mahkemesinin daha sonra doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine yaptığı başvuru, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamaktadır.
Ancak, adli ve idari yargı yerleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, yargılamada usul ekonomisinin uygulanması kapsamında, davacı vekilinin görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemine ilişkin dilekçesi de dahil olmak üzere, dava dosyalarının idare mahkemesi tarafından Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davalı idare emrinde memur olarak görev yapan Emekli Sandığı iştirakçisi olan davacıya, sağlık kurulu raporu ile kullanımı tavsiye edilen " Kapalı Loop İnsülin Tedavi Sistemi" için ödediği 10.307,00-TL"nin ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yoksun kalınan tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Dava dosyalarının incelenmesinden, davacının Karayolları Genel Müdürlüğünde 657 sayılı Kanuna tabi Memur/Mühendis Kadrosunda çalıştığı; 2000 yılında bir bankada sözleşmeli personel olarak göreve başladığı, 2002 yılından itibaren de davalı İdarede Teknik Hizmetler Sınıfında Emekli Sandığına tabi olarak görevini sürdürdüğü anlaşılmıştır.
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar, (Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redle sonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeye dayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlik kurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir. Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yeni sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkeme olması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceği açıktır…”
Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümlerinin uygulanmsına devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanun’un değil 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.
Kaldı ki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki “…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır ” hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bu uyuşmazlığın çözümünde esas alınacağı tartışmasızdır.
Bu durumda, 5510 sayılı Kanun"un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, 5754 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu görevlisi olan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 3. İdare Mahkemesinin 24.3.2017 gün ve E:2017/630 sayılı başvurusunun reddi ile aynı Mahkemece daha önce verilen 9.3.2010 gün ve E:2008/1906, K:2010/418 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
S O N U Ç : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3. İdare Mahkemesinin 24.3.2017 gün ve E:2017/630 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece daha önce verilen 9.3.2010 gün ve E:2008/1906, K:2010/418 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 27.11.2017 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan Nuri NECİPOĞLU
|
Üye Şükrü BOZER
Üye Alaittin Ali ÖĞÜŞ |
Üye Mehmet AKSU
Üye Süleyman Hilmi AYDIN |
Üye Ahmet Tevfik ERGİNBAY
Üye Turgay Tuncay VARLI
|
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.