1. Hukuk Dairesi 2014/3901 E. , 2015/3349 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : BODRUM 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/09/2013
NUMARASI : 2004/92-2013/815
Taraflar arasında birleştirilerek görülen elatmanın önlenmesi, yıkım ve eski hale getirme davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili ile davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve eski hale getirme, birleşen dava; çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, yıkım ve eski hale getirme isteklerine ilişkindir.
Davacı, kayden maliki olduğu 712 ve 713 parsel sayılı taşınmazların bir bölümünün Mayıs 2003 yılında kesinleşen imar planına göre yolda kaldığını, ancak yola isabet eden bölümün belediye tarafından istimlak ve yola terk işlemleri yapılmadığı ve rızaen terk işlemi de gerçekleştirilmediği halde, komşu parsel maliki olan ve otel inşa eden davalının, yol inşaatı yaparak, ağaçlar ile istinat duvarını yıkarak taşınmazlarına haksız yere müdahale ettiğini, bu hususun Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2004/6 Değişik İş sayılı tespit dosyasından alınan bilirkişi raporları ile sabit olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesine, tecavüzlü kısımdaki muhdesatın yıkımına, taşınmazın eski hale getirilmesine ve tespit dosya masraflarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, birleşen davası ile de; siteyi oluşturan ve mülkiyeti kendisine ait 712, 713, 717 ve 735 parsel sayılı taşınmazlar üzerine yazlık konut inşa edildiğini, imar uygulaması gereği yollara ve yeşil alanlara isabet eden bölümlerin ayrılıp, giderleri tarafından karşılanarak gerekli düzenlemelerin yapıldığını, ancak komşu parsel maliki olan turizm tesisleri ve tatil köyü inşa eden davalının arkeolojik sit alanında kalmasına rağmen koruma kurulundan ve gerekli yerlerden izin almadan, herkesin serbestçe ve eşit oranda yararlanma hakkının bulunduğu site içi yeşil alanına LPG deposu inşa ederek ve etrafını tel örgü ile çevirerek kullandığını, gerekli teknik donanıma ve koşullara sahip olmayan, onaylı uygulama projesi ve inşaat ruhsatı bulunmayan anılan deponun; çevre sağlığı, mal ve can güvenliği yönünden de büyük tehlike arzettiğini, yine davalının imar uygulaması ile kooperatif arsalarından yola ayrılan kooperatif site içi ulaşım yolunu tel örgü ile çevirerek ve kapı takarak kendi sahasına katmak suretiyle tasarruf ettiğini, kendileri tarafından yapılan bir kısım site içi yollarının zemin kaplamalarına, kenarlardaki trutuvar bordör taşlarına, aydınlatma direklerine ve elektrik tesisatına zarar verdiğini, yine kooperatif ile davalının taşınmazı arasındaki yollarda da davalının ağır yük araçları ve iş makinelerinin geliş geçişleri sebebi ile çökmeler, demir ızgaralarında oynama ve şekil bozuklukları oluştuğunu, öte yandan su borularının geçirilmesi konusunda davalı ile 20.03.2004 tarihli protokol imzaladıkları halde protokol gereklerinin yerine getirilmediğini, 735 parsel sayılı taşınmazına ve sınırdaki yola inşaat artıkları ve moloz döktüğünü, yolun devamındaki tepenin iş makineleri ile kazılarak doğal yapı ve görünümünün bozulduğunu, yine davalının turizm tesisleri ile apart otellerinin havalandırma ve soğutma kuleleri ile otel çatısında yer alan soğutma ve ve havalandırma motorlarının fanlarının aşırı gürültüye yolaçarak gürültü kirliliğine sebep olduğunu ve çevre sağlığını tehdit ettiğini, bu hususların Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2004/152 Değişik İş sayılı dosyasında düzenlenen bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesine, yıkıma, taşınmazların eski hale getirilmesine, soğutma ve havalandırma kule ve motorlarında gerekli ve yeterli izolasyonun sağlanmasına karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında dava dilekçesini kısmen ıslah ederek, dava konusu yerlerin eski hale getirilmesi konusunda davalı tarafa iki aylık süre verilmesine, verilen sürede eski hale getirme işlemlerinin gerçekleştirilmemesi halinde eski hale getirme giderlerinin tacir olan davalıdan avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, iddiaların doğru olmadığını, gerekli izinler alınarak işlemler yapıldığını, davacının taşınmazlarına herhangi bir müdahalesinin olmadığını, imar gereği yola ve yeşil alana terkettiği alanlarda hakkının bulunmadığını, davacının site içerisindeki her türlü eksikliği şirketlerine yaptırma çabası içinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının, kayden davacının maliki olduğu 735 parsel sayılı taşınmazın bir bölümüne haksız yere müdahale ettiği, öte yandan davalının davacı şirkete ait 712 ve 713 nolu parsellere elatmasının bulunmadığı, birleşen davada komşuluk hukukuna aykırı iddialar bakımından ise, davacının tasfiye haline girdiği, çekişmeye konu yerlerin kamuya terkedilen alanlarda kaldığı, davacıdan konut alan bağımsız bölüm maliklerince açılmış elatmanın önlenmesi davasının bulunmadığı, davalının komşusuna zarar verecek şekilde taşkın kullanımının da sözkonusu olmadığı gerekçesi ile ıslah edilmiş davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davaya konu 712 ve 713 parsel sayılı taşınmazların 14.06.1988 tarihinde tevhide istinaden davacı adına kayıtlı iken, 713 nolu parselin imar uygulaması ile 1223 nolu parsel olduğu, yine davaya konu 717 nolu parselin imar uygulaması ile 1226 parsel numarasını aldığı bu bu parselde kat mülkiyeti kurulması ile oluşan bağımsız bölümlerden 3,4, 6, 19, 20 ve 21 nolu bölümlerin halen davacı kooperatif adına kayıtlı olduğu, öte yandan davaya konu 735 nolu parselin 31.05.2006 tarihinde kat irtifakı ile davacı adına kayıtlı iken bir kısım bağımsız bölümlerin 09.06.2008 tarihinde ferdileşme ile dava dışı kişiler adına tescil edildiği, 9 ve 15 nolu bağımsız bölümlerin ise halen davacı adına kayıtlı olduğu, davacının çekişmeye konu yaptığı hususlarda Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2004/6 ve 2004/152 Değişik İş Sayılı dosyalarından 06.01.2004 tarihinde ve 24.09.2004 tarihlerinde tespitler yaptırdığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 6100 Sayılı HMK’nun 297/2. maddesinde; “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüne, aynı yasanın 298/2. maddesinde ise; “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan; Birleştirilen davaların tahkikat safhası müşterek olmakla birlikte, nihai olarak kurulacak hükümle her iki dava hakkında ayrı ayrı karar verilmesi gerekir. Aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan davaların birleştirilmesi yargılamanın selameti açısından zorunlu ise de, birleştirilen her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulacağı ve birleşse dahi müstakil dava olma niteliğini koruyacağı kuşkusuzdur. O halde, birleştirilen dava bağımsızlığını koruduğundan asıl dava ile birleştirilen davadaki taleplerle ilgili olmak üzere ayrı ayrı hüküm oluşturulması ve yargılama giderlerinin de her iki dava için ayrı ayrı hesap edilmesi zorunludur. Öte yandan, birleştirilen davalarda, her davanın ayrı bir vekâlet ücretine tabi olacağı Avukatlık ücreti tarifesi hükümlerine göre tartışmasızdır.
Somut olaya gelince; mahkemece dava konusu talepler yönünden dava ve birleşen dava bakımından ayrı ayrı denetime elverişli şekilde hüküm oluşturulmamıştır.
Tarafların işin esasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Hemen belirtmek gerekir ki; mahallinde yapılan uygulama neticesinde, teknik bilirkişilerce, çekişme konusu 712 ve 713 parsel sayılı taşınmazlarda imar planı gereğince yola isabet eden bölümlerin, ilgili Belediye encümün kararı ve Kadastro Şefliğinin beyannameleri gereği dava açıldıktan sonra yola terk işlemlerinin gerçekleştirildiği, davacının parsellerinin yeni sınırlarına göre herhangi bir tecavüzün bulunmadığının tespit edilmiş olması karşısında, yargılama sırasında asıl davanın konusuz kaldığı ve bu hususun gerekçe içeriğinden mahkemenin de kabulünde olduğu anlaşılmaktadır.
O halde, asıl dava bakımından, konusuz kalması sebebi ile karar verilmesine yerolmadığına şeklinde hüküm kurulması gerekirken bu konuda açık bir hüküm oluşturulmamış olması doğru değildir.
Birleşen dava yönünden ise; davacının Türk Medeni Kanunu"nun 683. maddesi hükmünün yanısıra aynı kanunun komşuluk hukukuna ilişkin 737. ve devam eden maddeleri kapsamında davasını açtığı tartışmasız olup, kat mülkiyeti kurulu dava konusu taşınmazlarda halen bağımsız bölüm maliki olan davacı kooperatifin eldeki davayı açabileceğinde kuşku yoktur.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet, geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı Kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olayda; birleşen dava bakımından mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki; davaya konu 735 nolu parselin önünde kamuya terkedilen alanda bulunan LPG tankının faal olup olmadığı, anılan LPG tankının 5307 Sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu Ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve ilgili yönetmelik ve şartnamelerine uygun kurulup kurulmadığı, komşuluk hukuku gereğince çevreye ve yaşayan insanlara herhangi bir tehlike yaratıp yaratmadığı, zararlı olup olmadığı hususlarında konusunda uzman bilirkişilerden (petrol mühendisi, elektrik mühendisi, makine mühendisi, çevre mühendisi vb.) rapor alınmadığı, yine davalıya ait havalandırma motorları ile klima motorlarının en son ayarda gürültü ölçümlerinin yapılıp bu doğrultuda değerlendirme yapılmadığı, evrak arasına sunulan ve taraflar arasında düzenlenen protokollerin de bilirkişilerce ve mahkemece değerlendirilmediği görülmektedir.
Öte yandan; yeşil alanlar ile yollar umumun kullanımına tahsis edilmiş, herkesin yararlandığı kamu malları olduğundan orada ikamet eden ve bunlardan yararlanan herkes buralara yapılan tecavüzün giderilmesi için dava açma hakkına sahiplerdir. Ne var ki mahkemece, bu ilkeler kapsamında da bir değerlendirme yapılmış değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve incelenme yapılması, mahallinde yeniden konusunda uzman bilirkişilerle birlikte keşif yapılarak tarafların ileri sürdükleri tüm iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde rapor alınması, özellikle yeşil alanda bulunduğu belirlenen LPG tankı ile davalının tesisi üzerinde kurulu bulunan soğutma ve havalandırma kuleleri ile havalandırma ve klima motorlarının kişi ve çevre sağlığına zarar verip vermediği, bunun da giderilmesi için alınması gerekli önlem ya da önlemlerin nelerden ibaret olduğu hususlarında bilirkişilerden ayrıntılı rapor alınması, uyuşmazlığa ilişkin varsa alternatif çözüm yollarının raporda açıklattırılması, ondan sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.