
Esas No: 2013/142
Karar No: 2016/463
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/142 Esas 2016/463 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ..."nin 765 sayılı TCK’nun 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.12.2005 gün ve 521-552 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 07.12.2009 gün ve 5534-14878 sayı ile;
"Hükümden sonra, 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle değişik CMK.nun 231/5. ve TCK. nun 7/2. maddeleri gereğince, "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına" karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" nedeninden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 67/4. maddeleri gereğince dava zamanaşımı dolduğundan bahisle düşmesine ve suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına dair, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.03.2010 gün ve 20-147 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından münhasıran suça konu bononun dosyada delil olarak saklanması kararına yönelik olarak temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 12.11.2012 gün ve 7461-19142 sayı ile;
"Sanık müdafiinin temyiz isteminin suça konu bononun sanığa iadesine yönelik olduğu görülerek buna hasren ve sınırlı olarak yapılan incelemede;
Suça konu 26.03.1998 tanzim, 10.04.1998 vade tarihli 85.000.000 TL bedelli bononun dosyada delil olarak saklanmasına ilişkin kararın temyizinin mümkün bulunmadığı itiraza tâbi kararlardan olduğu cihetle, sanık müdafiinin vaki temyiz talebinin reddine" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.12.2012 gün ve 335845 sayı ile;
"Suça konu 26.03.1998 tanzim, 10.04.1998 vade tarihli 85.000.000 TL bedelli bononun dosyada delil olarak saklanmasına ilişkin kararın temyizinin mümkün bulunup bulunmadığı hususu, itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
Konunun açıklığa kavuşması bakımından müsadere kavramına değinmekte yarar vardır.
...
Yeni Ceza Kanunu, hukuki niteliğini güvenlik tedbiri olarak benimsediği müsadereyi, 54. maddede eşya müsaderesi, 55. maddede ise kazanç müsaderesi şeklinde bir ayrıma tâbi tutarak düzenlemiştir. Gerekçeye göre; bu düzenlemede, hukuk toplumunda suçun bir kazanç elde etme yolu olarak görülmemesi ve suç işlemek suretiyle kazanç elde edilmesinin önüne geçilmesi gerektiği yönündeki düşünce hâkim olmuştur.
1. Eşyanın müsaderesi
a. Suçla ilgili eşya veya değerin müsaderesi
aa. Kasten işlenen bir suç olmalıdır
YTCK"nın 54. maddesine göre, müsadere kararı ancak kasıtlı işlenen bir suç dolayısıyla verilebilir. İşlenen suç taksirli ise, elbette ki müsadere mümkün değildir. İşlenen fiilin tipe uygun ve hukuka aykırı olması müsadereye hükmedebilmek için yeterlidir. Bu nedenle kusuru kaldıran veya şahsi cezasızlık nedenlerinin varlığı bu yaptırıma hükmedilmesine engel teşkil etmez.
bb. Müsaderenin konusu olan eşya
Müsaderenin konusu eşyadır. Canlı, cansız, taşınır, taşınmaz her şey müsaderenin konusu olabilir.
YTCK 54. maddeye göre müsadere edilecek eşya,
a) Suçta kullanılan veya
b) Suçun işlenmesine tahsis edilen ya da
c) Suçtan meydana gelen eşyadır.
d) Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya ise, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.
cc. Oranlılık İlkesi
Çağdaş ceza hukuku kusur sorumluluğunu kabul ettiği için, işlenen bir fiilden dolayı kusursuz olan kişiye ceza verilemeyeceği gibi, faile de ancak kusuru oranında ceza verilebilir. Öğretide kusur ilkesi denilen bu ilkenin sonuçlarından biri de, cezanın işlenen fiilin ve failin kusurunun ağırlığı ile orantılı olması anlamına gelen oranlılık (orantılılık) ilkesidir. YTCK, oranlılık ilkesinin müsadere yönünden de uygulanmasını kabul etmiş ve bu suretle mecburi müsadere sistemini yumuşatmıştır. Buna göre; "Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir" (YTCK m.54/3).
dd. Müsadere konusu eşya iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamalıdır
Yasaya göre müsadere edilecek eşya, "iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamalı"dır. Gerekçe bu koşulun açılımını şöyle yapmaktadır: Kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenmesinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olsa bile, müsadereye hükmedilemeyecektir.
ee. Kaim değerin müsaderesi
Müsadere koşulları gerçekleşmesine rağmen, müsadere edilecek eşyanın satılması, elden çıkarılması veya yok edilmesi gibi durumlar olabilmektedir. YTCK 54. maddenin ikinci fıkrasına göre, bu gibi durumlarda mahkeme, eşyanın değeri kadar bir para tutarının müsaderesine karar verecektir. Gerçekten de 2. fıkra; "Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir" şeklindeki düzenlemeyle kaim değerin müsaderesine olanak tanımıştır.
b. Suç teşkil eden eşyanın müsaderesi
YTCK"nın 54. maddesinin dördüncü fıkrasında, TCK"nun 36. maddesinin ikinci fıkrasına paralel olarak başlı başına suç teşkil eden eşyanın müsaderesi düzenlenmiştir. Buna göre; "Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir". Bu nitelikteki eşyanın müsadere edilebilmesi için, suçta kullanılmak vb. gibi şartların aranmasına ve kime ait olduğunun araştırılmasına gerek yoktur.
Bu nitelikteki eşyanın müsaderesinde, oranlılık ilkesi geçerli olmadığı gibi, sanığın ölümü halinde de davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir. (YTCK m.64)
2. Kazanç müsaderesi
a. Genel olarak
765 sayılı Ceza Kanunu sisteminde; örneğin şerike, fiile katılması için verilen para, kiralık katile ödenen meblağ gibi menfaatler, rüşvet suçundan sağlanan yarar, uyuşturucu madde ticaretinden elde edilen kazanç gibi maddi menfaatlerin müsadere edileceğine ilişkin genel hüküm niteliğinde bir düzenleme yoktu. Bu şekilde elde edilen menfaatlerin TCK m. 36"ya göre müsadere edilip edilmeyeceği doktrinde tartışmalıydı.
Yeni Ceza Kanunu 55. maddesinde, eşyanın müsaderesinden ayrı olarak kazanç müsaderesine yer vermiştir. Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesine göre; "Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir."
Maddeden de anlaşıldığı üzere kazanç müsaderesinin konusu eşya değil, suçla ilgili olan "ekonomik kazanç/maddi menfaatler"dir. Madde gerekçesine göre; bu düzenleme ile güdülen temel amaç, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesinin önüne geçilmesidir. Bu nedenle yeni hükümde kazanç müsaderesi kapsamlı bir biçimde düzenlenmiş ve suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen ekonomik kazançların müsaderesi olanaklı hale getirilmiştir. Böylece kazanç müsaderesi, kara para aklama, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti, dolandırıcılık, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma gibi ekonomik çıkar elde etme amacıyla işlenen suçlara karşı etkin bir biçimde caydırıcılık özelliği olan yaptırım niteliğine kavuşmuştur. Bu hükmün uygulanmasında mağdurun ve iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları korunacak, bunlara ait maddi değerler kazanç müsaderesine tâbi tutulmayacaktır.
b. Müsadere koşulları
aa. Kasıtlı işlenen bir suç olmalıdır
Yasada açıkça ifade edilmemiş olsa da, kazanç müsaderesi için de işlenen suçun kasıtlı bir suç olması gerekmektedir.
bb. Müsaderenin konusu olan eşya
Kanunun 55. maddesinde kazanç müsaderesine konu eşya; suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlar olarak belirtilmiştir. Ancak bu nitelikteki eşya hakkında bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
cc. Kaim değerin müsaderesi
Yeni Ceza Kanunu, kazanç müsaderesinde de kaim değerin müsaderesini olanaklı kılmıştır. Maddenin ikinci fıkrasına göre; müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
...
CMK 256 ve devamı maddelerinde, müsadere usulü düzenlenmiştir. Buna göre müsadereye karar verme yetkisi mahkemeye aittir. Mahkeme asıl ceza davasıyla birlikte, bu konuda da karar verir. Asıl ceza davasıyla birlikte karar verilmeyen hallerde ise, ayrıca müsadere davası açılır.
Müsadere konusunda karar verilmesi için talepte bulunma yetkisi Cumhuriyet savcısı veya katılana aittir. Bu konuda yetkili mahkeme ise, esas davayı görmekle yetkili mahkemedir. Esas dava bulunmayan hallerde de, talep esas davaya bakmaya yetkili olan mahkemeye yapılır. Duruşma yapılarak verilen müsadereye ilişkin kararlara karşı, ilgililer istinaf kanun yoluna gidebilirler.
Suç konusu olmamakla birlikte müsadereye tâbi olan eşyanın müsaderesine sulh ceza hâkimince duruşmasız olarak karar verilir. Bu karara karşı, ilgililer itiraz yoluna başvurabilirler.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, suça konu 26.03.1998 tanzim ve 10.04.1998 tarihli 85.000.000 TL bedelli senedin ön yüzündeki tanzimle ilgili el yazıları, arka yüzündeki "Yusuf Büyükdere" ibareleriyle başlayan el yazılarının cirantacı imzalarının sanık eli mahsulü olduğu ve ön yüzdeki "Kadir Doğan" adına atılan 2 adet borçlu imzasının da sanık eli mahsulünün olduğunun anlaşıldığı, zamanaşımı nedeniyle sanık hakkında kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş ise de, suça konu belge yönünden dosyada delil olarak saklanmasına karar verilebileceği, yerel mahkeme tarafından da Adli Emanetin 1999/868 sırasında kayıtlı suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiğinden, mahkeme hükmünün onanması gerektiği ve yasa yolu olarak da temyiz yasa yoluna tâbi olacağı" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 14.01.2013 gün ve 31001-534 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davaları ile ilgili olarak, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, inceleme, itirazın kapsamına göre suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına ilişkin karar ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dosyada delil olarak saklama kararının temyiz kanun yoluna mı, itiraz kanun yoluna mı tâbi olduğunun tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, açılan kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve adli emanette kayıtlı suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiği, sanık müdafiinin suça konu bononun dosyada delil olarak saklanması kararına yönelik temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi bakımından "dosyada delil olarak saklama kararı"nın hukuki niteliğinin belirlenmesi, bunun için de öncelikle "elkoyma" ve "müsadere" kurumlarına değinilmesi gerekmektedir.
Elkoyma, 5271 sayılı CMK"nun birinci kitabının "Koruma Tedbirleri" başlıklı dördüncü kısmının, "Arama ve Elkoyma" başlıklı dördüncü bölümünde, 123 ilâ 134. maddeler arasında düzenlenmiş bir koruma tedbiri olup, "Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kâğıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere "koruma tedbiri" denir." (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, S.1)
CMK"nun 123. maddesine göre, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri muhafaza altına alınırken; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilmektedir. Aynı Kanunun 127. maddesinde, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin elkoyma işlemini gerçekleştirebileceği belirtilmiştir. CMK"nun 128. maddesi uyarınca soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, aralarında kıymetli evrakın da bulunduğu maddede sayılan malvarlığı değerlerine elkonulabilir. Elkonulan eşyanın iadesine ilişkin CMK"nun 131. maddesinde ise şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tâbi tutulmayacağının anlaşılması halinde, resen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verileceği; istemin reddi kararlarına itiraz edilebileceği; CMK"nun 128. maddesine göre elkonulan eşya veya diğer malvarlığı değerlerinin, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edileceği ifade edilmiştir.
Elkoyma, çoğu zaman bir suçun gerçekten işlenip işlenmediğinin belli olmadığı ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiğinin henüz yargı kararı ile sabit olmadığı hallerde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek başvurulan bir koruma tedbiridir. İspat aracı olarak bir eşyanın delil olarak muhafazası veya elkonulması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Elkoyma kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir.
Müsadere ise, 5237 sayılı TCK"nun birinci kitabının "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde, 54 ve 55. maddelerde düzenlenmiş bir güvenlik tedbiri olup, "Güvenlik tedbiri, işlediği suçtan dolayı kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, suç işleyen kişi hakkında ya da suç konusu ile veya suçun işlenmesinde kullanılan araçla ilgili olarak uygulanan, koruma veya iyileştirme amacına yönelik ceza hukuku yaptırımıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 627)
Müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesi sonucunu doğurmakta olup, 5237 sayılı TCK"nun 54. maddesinin birinci fıkrasında, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak kaydıyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacağı; suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edileceği; dördüncü fıkrasında ise üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsadere edileceği belirtilmiştir.
5271 sayılı CMK"nun 256. maddesinin 1. fıkrasında, müsadere kararı verilmesi gereken hallerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılanın, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabileceği; 257. maddesinin 1. fıkrasında, bu kararların duruşmalı olarak verileceği; CMK"nun 258. maddesinde ise aynı Kanunun 256. maddesine göre verilecek hükümlere karşı başvurulacak kanun yolunun istinaf (karar tarihinde istinafa ilişkin hükümlerin yürürlükte olmaması nedeniyle temyiz) olduğu belirtilmiştir.
Uygulamada sıkça karşımıza çıkan ancak kanunlarda yer almayan "dosyada delil olarak saklama kararı" ile ilgili olarak, suç eşyası ve suçla ilgili ekonomik kazancın, muhafaza altına alınması, elkonulması, gönderilmesi, elden çıkarılması, iadesi, müsaderesi ve imhası işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenleyen Suç Eşyası Yönetmeliğinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 16. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile aynı doğrultuda olan 18. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; "Emanete alınmakla birlikte mahiyetleri itibarıyla müsadereye konu edilemeyen eşya, yargılama sonunda verilen bu yöndeki karar doğrultusunda, ilgili dosyasında delil olarak muhafaza edilmek üzere mahkemesine gönderilir. Mahkemeden alınacak alındı yazısının gün ve sayısı suç eşyası kaydına işlenir. Alındı yazısı kartonda saklanır." şeklinde doğrudan bir düzenleme yer almaktadır.
Dosyada delil olarak saklama kararı, kanunda düzenlenmediği için "elkoyma" gibi bir koruma tedbiri kararı ya da "müsadere" gibi bir güvenlik tedbiri kararı olmayıp, ispat aracı olarak yararlı görülmesi ya da eşya ve kazanç müsaderesinin konusunu oluşturması nedeniyle muhafaza altına alınmak veya elkonulmak suretiyle adli emanete alınmış olup da niteliği itibarıyla müsadere edilemeyen ancak başlı başına delil niteliğinde olan veya suç konusunu oluşturan eşyanın ya da gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşamasında suçla ilgili delil elde etmek amacıyla toplanan bir kısım materyalin dosyasında delil olarak muhafaza edilmesini sağlamak amacıyla genellikle yargılama sonunda esas hükümle birlikte verilen bir karardır. İstisnaen de, faili meçhul suçlarda, failin yakalanması durumunda savunma hakkının kısıtlanmaması için suçta kullanılan veya başlı başına suç teşkil eden eşyanın zamanaşımı sonuna kadar dosyasında delil olarak saklanmasına karar verilmektedir. Mevzuatta, dosyada delil olarak saklama kararına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.
Bu aşamada, "itiraz" ve "temyiz" kanun yollarına ilişkin düzenlemelere de değinilmelidir.
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nun 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddede yer alan "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenleme uyarınca, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. Ceza Muhakemesi Kanununda; görevsizlik (madde 5/2), yetkisizlik (madde 18/3), hâkimin reddi isteminin kabul edilmemesi (madde 28), eski hale getirme isteminin geri çevrilmesi (madde 42/2), tanıklara ilişkin disiplin hapsi (madde 60/4), gözlem altına alma (madde 74/4), beden muayenesi (madde 75/6), tutuklama (madde 101/5), tutukluluk halinin devamı (madde 104/2) adli kontrol (madde 111/2), iddianamenin iadesi (madde 174/5), durma (madde 223/8) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (madde 231/12) kararlarına karşı itiraz yasa yoluna başvurulabileceği belirtilmiş olup, özel ceza kanunlarında da, örneğin 2004 sayılı İİK’nun 353. ve Kabahatler Kanununun 29. maddelerinde, itiraz yoluna başvurulabilecek mahkeme kararları gösterilmiştir.
Temyiz ise 5271 sayılı CMK"nun 286 ilâ 307. maddeleri arasında düzenlenmiş olağan kanun yolu olup, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla temyiz usulüne ilişkin olarak 1412 sayılı CMUK"nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ilâ 326. maddeleri uygulanacaktır.
1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 305. maddesi gereğince, ceza mahkemelerince verilen hükümler temyiz kanun yoluna tâbidir. Hükümler 5271 sayılı CMK"nun 223. maddesinde “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi kararı” olarak sayılmış olup, kesin nitelikteki hükümler istisna olmak üzere, bu kararlara karşı başvurulabilecek olağan kanun yolu temyizdir.
Esasında hüküm niteliğinde olmamakla birlikte, bazı kararların da kanun yolu bakımından hüküm sayılacağı kabul edilmiştir. Örneğin; CMK"nun 223/10. maddesinde, adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı, kanun yolu bakımından hüküm sayılmıştır.
Görüldüğü üzere itiraz, kural olarak hâkim kararlarına, kanunda belirtilmiş olmak şartı ile de mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağan bir kanun yolu iken, temyiz (Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra ise kural olarak, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümler açısından istinaf, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında verdikleri hükümler açısından temyiz), mahkemelerin, davanın esasını çözen ve kanun koyucu tarafından hüküm olarak nitelendirilen son kararlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesi için kabul edilmiş olağan kanun yoludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
"Suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına" ilişkin kararın, itiraz kanun yoluna tâbi bir hâkim kararı ya da kanunda açıkça itiraza tâbi olduğu belirtilen bir mahkeme kararı değil, Suç Eşyası Yönetmeliğinin 16. maddesine istinaden, niteliği itibarıyla müsadere edilemeyen ancak başlı başına delil niteliğinde olup, aynı zamanda suç konusunu oluşturan eşyanın dosyada muhafaza edilmesini sağlamak için verilen bir mahkeme kararı olduğu ve anılan karara karşı başkaca bir kanun yolu öngörülmediği anlaşıldığından, başvurulması gereken kanun yolunun, esas hükmün tabi olduğu temyiz kanun yolu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Özel Daire uygulamasının isabetli olduğu ve itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 12.11.2012 gün ve 7461-19142 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2016 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.