Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2013/526
Karar No: 2016/458

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/526 Esas 2016/458 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2013/526 E.  ,  2016/458 K.

    "İçtihat Metni"

    Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza

    Hırsızlık suçundan sanık ..."in 765 sayılı TCK’nun 491/ilk, 522, 55/3 ve 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 290.805.440 Lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Selçuk Sulh Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2003 gün ve 144-32 sayılı hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.07.2005 gün ve 26208-14143 sayı ile;
    “Hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 12. maddesinin b fıkrası ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılmış olup, aynı tarihte yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesi uyarınca lehe olan yasanın belirlenip 5395 sayılı Çocukları Koruma Kanunu da gözetilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Selçuk Sulh Ceza Mahkemesince 06.12.2005 gün ve 336-337 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine, yargılamaya devam eden Selçuk Asliye Ceza Mahkemesince 29.06.2006 gün ve 69-197 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCK’nun 491/ilk, 522, 55/3, 59 ve 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 198 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetim süresine tâbi tutulmasına karar verilmiş, sanık müdafinin itirazı üzerine dosyayı inceleyen İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesince 10.11.2006 gün ve 907 sayı ile itirazın reddine karar verilmek suretiyle, bu karar 10.11.2006 tarihinde kesinleşmiştir.
    Sanık hakkında denetim süresi içinde 09.11.2009 tarihinde işlediği kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Selçuk Sulh Ceza Mahkemesince 15.06.2010 gün ve 311-181 sayı ile; sanığın 5237 sayılı TCK’nun 86/2, 86/3-a ve 62. maddeleri uyarınca beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükmün temyiz edilmeksizin 14.09.2010 günü kesinleşmesinden sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren mahkemeye ihbarda bulunulmuştur.
    Bu ihbar üzerine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ele alan Selçuk Asliye Ceza Mahkemesince 28.12.2010 gün ve 235-319 sayı ile; hükmün açıklanmasına, sanığın 765 sayılı TCK’nun 491/ilk, 522, 55/3, 59 ve 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 198 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 25.03.2013 gün ve 4339-7946 sayı ile;
    "Suça sürüklenen çocuk hakkında 29.06.2006 tarihinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek denetim süresinin başladığı, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 23. maddesi uyarınca denetim süresinin 3 yıl kabul edilmesi ile suça sürüklenen çocuğun denetim süresinden sonra 09.11.2009 tarihinde suç işlediğinin anlaşılması karşısında, denetim süresi geçmiş olduğu dikkate alınmadan hükmün açıklanmış olması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.05.2013 gün ve 159481 sayı ile;
    "...Yasal mevzuatımız incelendiğinde;
    A)Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5395 sayılı yasanın 23. maddesi şöyledir;
    Madde 23 - (1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda belirlenen ceza, en çok üç yıla kadar (üç yıl dahil) hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
    (2) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için gerekli koşullar şunlardır:
    a) Çocuğun daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
    b) Çocuğun yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaat gelmiş olması,
    c) Çocuk hakkında, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları itibarıyla bir cezaya hükmedilmesine gerek görülmemesi,
    d) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    Suçun işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının belirlenememesi halinde, mahkemece takdir edilecek bir miktarda paranın bir defada Maliye veznesine yatırılması. Ancak bu koşul, çocuğun ailesinin veya kendisinin ekonomik durumunun elverişli olmaması halinde aranmayabilir.
    (3) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde, çocuk, beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulur. Bu süre içinde çocuğun bir eğitim kurumuna devam etmesine, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
    (4) İkinci fıkranın (d) bendinde belirtilen koşulun yerine getirilememesi halinde; denetimli serbestlik süresince sanığa aşağıdaki yükümlülüklerden biri yüklenerek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir:
    a) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aylık taksitler halinde ödenerek tamamen giderilmesi.
    b) Suçun işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının belirlenememesi halinde, mahkemece takdir edilecek miktarda paranın aylık taksitler halinde Maliye veznesine yatırılması.
    (5) Denetimli serbestlik süresi içinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum olmadığı ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, davanın düşmesine karar verilir.
    (6) Çocuğun denetimli serbestlik süresi içinde işlediği hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç nedeniyle mahkum olması veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme geri bıraktığı hükmü açıklar. Ancak mahkeme, yükümlülüklerin yerine getirilme durumunu göz önünde bulundurarak, çocuk hakkında belirlenen cezada yarı oranına kadar indirim yapabilir.
    (7) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
    (8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
    B) 19.12.2006 tarihli 5560 Sayılı yasanın 40. maddesi ile değişik 5395 sayılı yasanın 23. maddesi şöyledir;
    (1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda, Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından denetim süresi üç yıldır.
    C) Hüküm tarihinde yürürlükte olan 5271 sayılı CMK"nun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231/5 ve devamı maddesi ise şöyledir;
    (5) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.
    (6) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
    a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
    b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
    c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir.
    (Ek cümle: 22.07.2010 - 6008 S. K./7. md.) Sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
    (7) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
    (8) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
    a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
    b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
    c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
    (9) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
    (10) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
    (11) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilir.
    (12) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
    (13) (Ek fıkra: 06.12.2006 - 5560 S.K./23. md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
    (14) (Değişik fıkra: 23.01.2008 -5728 S.K./562. md.) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.
    D) 5271 sayılı CMK"nun 271/4 maddesi ise şöyledir;
    Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.
    E) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.09.2009 gün ve 2009/4-13 Esas; 2009/12 Karar sayılı ve 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı hükümlerinde;
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.09.2009 gün ve 2009/4-13 Esas; 2009/12 Karar sayılı hükmünde de belirtildiği gibi,
    "….Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK"nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama yasasında düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez…….
    …….Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında da vurgulandığı üzere bu karar "koşullu bir düşme kararı" niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden ancak bu aşamada hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir.
    Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı CMK"nun 223. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm niteliğinde de değildir.
    Ceza yargılamasında yasa yolu, tarafların istemlerine göre değil, yasanın sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlenmelidir. Yasada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasa yolu hiçbir istisnaya yer vermeksizin açıkça itiraz olarak belirtilmiş olmakla, Yasanın öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile yaratmak, suçun niteliği veya sübuta yönelik başvuruların, yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmek olanaksızdır." denilmektedir.
    Bu açıklamalar ışığında ;
    1-Sanık ..."in, müştekiye ait ve müştekinin evinin önünde kaldırım üzerinde kilitsiz bir şekilde park halinde bulunan, 150,00 Lira olduğu bilirkişi raporu ile tespit olunan mobileti çaldığı, hakkındaki ilk hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği dosya kapsamı ile sabit olup bu konuda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
    2-Ancak Özel Daire ile ihtilafa konu olay, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, işlemiş olduğu yeni suç olan kasten müessir fiil eyleminin, denetim süresi içerisinde mi; yoksa denetim süresinden sonra mı işlendiği, diğer bir deyimle, denetim süresinin başlangıcının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi ile mi; yoksa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır.
    3-Yasal mevzuat ve Ceza Genel Kurulu kararları çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu değerlendirildiğinde, çocuk sanıklar hakkında suç tarihi itibariyle en çok üç yıla kadar (üç yıl dahil) hapis veya adli para cezası gerektiren eylemler açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği, 5560 sayılı yasanın 40. maddesi ile değişik 5395 sayılı yasanın 23. maddesi uyarınca bu sanıklar yönünden denetim süresinin 3 yıl olduğu, anılan süre içerisinde zamanaşımı süresinin işlemediği, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine karar verildiği, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, hükmün açıklanacağı belirtilmiştir.
    Öte yandan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraza tabi olduğu, ceza yargılamasında yasa yolunun, tarafların istemlerine göre değil, yasanın sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlendiği, yasada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasa yolunun, hiçbir istisnaya yer vermeksizin açıkça itiraz olarak belirtildiği, Yasanın öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile yaratmak, suçun niteliği veya sübuta yönelik başvuruların, yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmenin olanaksız olduğu ve bu kararların ancak itiraz edilmemesi veya itiraz merciince itirazın reddi halinde kesinleştiği kabul edilmektedir.
    4-Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK"nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, ayrıca denetim süresi içerisinde zamanaşımı süresi de işlemediğinden, denetim süresinin hangi tarihten itibaren başladığının tespiti hem deneme süresi hem de zamanaşımını başlangıcı yönünden önem arz etmektedir.
    İtiraza tabi bir kurum olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu açısından yasada denetim süresinin başlangıcı ile ilgili özel bir düzenlemenin mevcut olmadığı görülmektedir. Bu durumda, denetim süresinin ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile başlayabileceğini kabul etmek gerekecektir. Aksi halin kabulü yasada açıkça mevcut olmayan bir hakkı sanığa tanımak olacaktır ki bu durumu kabul etmek mümkün görünmemektedir.
    Diğer yandan, ister temyize tabi olsun isterse itiraza tabi olsun 5271 sayılı CMK uyarınca karar ve hükümler kural olarak ancak kesinleşmekle hukuki sonuç doğurmaktadır. Diğer bir deyimle hüküm veya kararda yazılı ceza, tedbir, kurum vs. ancak hükmün kesinleşmesi kaydıyla sonuç doğurmaktadır. Hükmün kesinleşmesi asgari zorunlu şart olarak öngörülmüştür. Bu husus kamuya olan güvenirlik sorunu ile de ilgilidir. Bu durumun tek istisnası yasada özel düzenlemenin mevcut olmasıdır. Nitekim mülga 765 sayılı Yasanın 95/2. maddesinde "Cürüm ile mahkum olan kimse hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde işlediği diğer bir cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkum olmazsa, cezası tecil edilmiş olan mahkumiyeti esasen vaki olmamış sayılır. Aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı tenfiz olunur." denilmekte idi. Burada yasa koyucu açıkça beş yıllık deneme süresinin hükümden itibaren başlayacağını öngörmüş idi. Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu açısından yasada böyle bir düzenleme mevcut değildir.
    Somut olay incelendiğinde;
    Çocuk sanık ... hakkında, Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 29.06.2006 tarih 2006/69 Esas 2006/197 Karar sayılı kararı ile 198,00 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezaya ilişkin hükmün 5395 sayılı yasanın 23. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 10.11.2006 tarihinde kesinleştiği, ancak sanığın, 09.11.2009 tarihinde işlediği kasten yaralama suçundan TCK"nun 86/2, 86/3-a, 62. maddeleri uyarınca 5 Ay Hapis (iki kez ) cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 14.09.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
    İlgili mahkemece, sanığın denetimli serbestlik süresi içerisinde suç işlemesi nedeniyle ihbarda bulunulması üzerine; Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 28.12.2010 gün ve 2010/235 Esas 2010/319 Karar ile 765 sayılı TCK"nun 491/ilk, 522/1, 55/3, 59/2, 647 S.K.nın 4. maddeleri uyarınca 198.00 Lira adli para cezası verilerek hükmün açıklandığı; sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararının kesinleştiği 10.11.2006 tarihinden itibaren üç yıllık denetim süresi olan 10.11.2009 tarihinden bir gün önce 09.11.2009 tarihinde kasten yaralama suçunu işlediği anlaşılmakta olup, yerel mahkemenin hükmü açıklayan kararının doğru olduğu anlaşılmaktadır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Dairesince 10.06.2013 gün ve 16345-17816 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresinin ne zaman işlemeye başlayacağının tespitine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    05.04.2002 günü saat 20.00 sıralarında, açık alanda, kaldırım üzerine, herhangi sabit bir yere kilitlenmeden park edilen mağdura ait "mobilette" marka motosikletin çalındığı, 07.04.2002 günü devriye gezen ekiplerin, yol kenarında terk edilmiş halde plakası ve motor aksamı olmayan motosikleti görmeleri üzerine çevrede yapılan araştırma sonucu sanığın yakalandığı,
    Sanığın soruşturma aşamasında, müdafii huzurunda atılı suçlamayı ikrar ettiği, yargılama aşamasında ise suça konu motosikleti mağdurun izni ile aldığını ve kullandıktan sonra iade edeceğini savunduğu, mağdurun aşamalarda bu anlatımı doğrulamadığı,
    Selçuk Sulh Ceza Mahkemesince 25.02.2003 gün ve 144-32 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCK"nun 491/ilk, 522, 55/3 ve 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 290.805.440 Lira (290,00 YTL) ağır para cezası ile cezalandırılmasına hükmolunduğu, bu hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.07.2005 gün 26208-14143 sayı ile, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ve 5395 sayılı Kanuna göre değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedeniyle bozulmasına karar verildiği,
    Selçuk Sulh Ceza Mahkemesince 06.12.2005 gün ve 336-337 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine yargılamaya devam eden ve bozmaya uyan Selçuk Asliye Ceza Mahkemesince 29.06.2006 gün ve 69-197 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCK’nun 491/ilk, 522, 55/3, 59 ve 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 198 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetim süresine tâbi tutulmasına karar verildiği, sanık müdafiinin bu karara ilişkin itirazının merciince reddedilmesi üzerine kararın 10.11.2006 tarihinde kesinleştiği,
    Sanığın denetim süresi içinde, 09.11.2009 tarihinde işlediği kasten yaralama suçundan Selçuk Sulh Ceza Mahkemesince 15.06.2010 gün ve 311-181 sayı ile, 5237 sayılı TCK"nun 86/2, 86/3-a ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün temyiz edilmeksizin 14.09.2010 tarihinde kesinleştiği, yapılan ihbar üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ele alan Selçuk Asliye Ceza Mahkemesince 28.12.2010 tarihinde hükmün açıklandığı,
    Açıklanan hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 25.03.2013 gün ve 4339-7946 sayı ile sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği 29.06.2006 tarihinde başlayan ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 23. maddesi uyarınca 3 yıl olarak kabul edilmesi gereken denetim süresinden sonra 09.11.2009 tarihinde işlediği suç nedeniyle, denetim süresinin geçmiş olduğu dikkate alınmadan hükmün açıklandığından bahisle bozulmasına karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi, daha sonra dava zamanaşımının durması ve kesilmesi üzerinde durulması, son olarak da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı sorununun ele alınması gerekmektedir.
    a) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması:
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ile 14. fıkralarla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
    Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hüküm altına alınan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik sonucu, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş ve 28.06.2014 tarih ve 29044 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 72. maddesi ile 231. maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlarla, 5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    d- Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
    Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır.
    b) Dava zamanaşımının kesilmesi ve durması:
    Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi halinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
    Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)
    Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezaya ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son günün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
    Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi halleridir.
    Dava zamanaşımının kesilmesi kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır. (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92) Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usuli muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci guruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK"da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK"nun 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK"nun 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.
    Dava zamanaşımının durması ise, kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu halin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı halinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni, suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına dayanmaktadır. (Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s. 1013). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan engel hal nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir. Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durmasını haklı göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek halleri sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu kapsamda 765 sayılı TCK"nun 107. maddesinde; "Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur", 5237 sayılı TCK"nun 66/1. maddesinde ise; "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur." hükümlerine yer verilmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark; 5237 sayılı TCK"da, 765 sayılı TCK"daki "hukuku âmme dâvasının ikamesi" ibaresi yerine "soruşturma ve kovuşturma yapılması" ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas edilerek kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımının duracağının kabul edilmesidir. Dava zamanaşımını durduran sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp ceza muhakemesi kanununda ve özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur. Nitekim uyuşmazlık konusu olan CMK"nun 231/8. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı kabul edilmiştir.
    Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
    c) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı:
    5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinin 8. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde, sanığın beş yıl süreyle denetime tâbi tutulacağı, bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilebileceği, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı; 10. fıkrasında, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verileceği; 11. fıkrasında ise denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde mahkemece hükmün açıklanacağı öngörülmüş, denetim süresinin hangi tarihleri kapsadığı, dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı hususlarında açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
    CMK"nun 231/12. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz durumunda merci tarafından itirazın kabul edilerek kararın kaldırılması her zaman mümkündür. Bu nedenle denetim süresinin başlayabilmesi ve denetimlik serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesinin istenebilmesi için kararın kesinleşmiş olması gerekir. İtiraz sürecinde dava zamanaşımının durması gerektiğine ilişkin bir hüküm de bulunmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, kararın itiraz edilmeksizin yahut itirazın reddine karar verilerek kesinleştiği yani uygulanma kabiliyeti kazanıp denetim süresinin başladığı tarihten itibaren durmaya başlayacağı kabul edilmelidir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile kovuşturma geçici olarak durmakta olup ancak denetim süresinin sonunda yahut denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ortadan kaldırılarak hüküm kurulabilmektedir. Durma nedeni ortadan kalktığında zamanaşımı süresinin tekrar işlemeye başlayacağı gözetildiğinde, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde denetim süresi sonunda, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde ise yeni suçun işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte dava zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacaktır.
    Ancak, Anayasanın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan "masumiyet karinesi" gereğince denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanabilmesi için ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gözetilmelidir.
    Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 gün ve 599-99 sayılı kararında açıklandığı üzere, denetim süresi içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar dava zamanaşımının duracağına ilişkin açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. İhbar olunan suçun kesinleşmesi şartının yorum yoluyla dava zamanaşımını durduran izin, karar yahut bekletici sorun olarak mütalaa edilmesi de mümkün değildir. Kanun koyucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde özel bir durma nedeni ihdas etmiş ve dava zamanaşımının sadece denetim süresi içinde duracağını kabul etmiştir. Bu nedenle denetim süresi içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar geçen sürede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu suçun dava zamanaşımının işlemeye devam ettiği kabul edilmelidir. Bu yorum kanun koyucunun amacına daha uygun olacağı gibi yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle oluşacak "hukuki güvenlik" ilkesini zedeleyici sonuçların bertaraf edilmesi bakımından da en uygun çözüm yolu olacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, yeni suçun işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte yeniden işlemeye başlayacaktır. Anayasanın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan "masumiyet karinesi" gereğince suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağı cihetle, hükmün açıklanabilmesi için denetim süresi içinde işlendiği ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması gözetilmelidir.
    Buna göre, sanığın üzerine atılı hırsızlık suçu için, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK"nun 491/ilk maddesinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olup, 765 sayılı TCK"nun 102/4. maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi 5 yıl, 104/2. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı süresi ise 7 yıl 6 aydır. Daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 05.04.2002 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık kesintili dava zamanaşımının, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 10.11.2006 tarihi itibarıyla durduğu, denetim süresi içinde kasıtlı yeni suçun işlendiği 09.11.2009 tarihinde yeniden işlemeye başladığı ve önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle hesaplandığında Yargıtay 13. Ceza Dairesince bozma kararının verildiği 25.03.2013 tarihinden önce 04.10.2012 tarihinde gerçekleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır.
    Ceza Genel Kurulunun 16.04.2013 gün ve 1559-147 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 sayılı TCK’nun 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.


    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
    2-Yargıtıy 13. Ceza Dairesinin 25.03.2013 gün ve 4339-7946 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
    3-Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 28.12.2010 gün ve 235-319 sayılı hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
    Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 sayılı TCK’nun 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
    4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi