11. Ceza Dairesi 2017/2288 E. , 2017/3925 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, Direnme
I-Katılan vekilinin vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Katılan vekilinin usulüne uygun şekilde tefhim edilen hükmü 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süre geçtikten sonra 30.01.2017 tarihli dilekçesi ile temyiz ettiği anlaşıldığından, katılan vekilinin temyiz isteminin aynı Yasanın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II-Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen hükme yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:
Yerel mahkemenin 29.12.2016 tarih ve 2016/181-602 esas ve karar sayılı kararının direnme kararı niteliğinde olmadığı, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuş olması nedeniyle yeni hüküm kabul edilerek yapılan incelemede;
1-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 25.08.2011 tarihli iddianamesi ile, sanık ..."un 27.02.2009 tanzim tarihli bono senedini alacaklısı ... A.Ş. olarak düzenleyerek şirket yetkilisi...."a verdiği, bonoda katılan ......"ı kefil olarak gösterip imzaladığı,yapılan icra takibi üzerine katılanın borca ve imzaya itiraz etmesi sonucunda, kefil imzasının müştekiye ait olmadığının tespit edildiği, bu şekilde sanığın resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunması, sanığın savunmasında, suça konu bonoyu katılanın kendisine vermiş olduğu vekaletnameye istinaden düzenlediğini ifade etmesi, katılanın aşamalarda alınan beyanlarında, muhasebeci..."nin vasıtası ile sanık ile tanıştığını, sanığın sıkıntıları olması sebebiyle adına işyeri açamadığını, sanığın kendi adına işyeri açması için vekaletname verdiğini, buna istinaden sanığın kendisinin adına ... isimli işyerini açıp çalıştırdığını, bu işyerine hiç gitmediğini, sanığın kendisini kefil gösterip imza atmak suretiyle bono düzenlediğini beyan etmesi, dosyada mevcut 30.10.2008 tarihli vekaletname ile katılanın kendisi adına işyeri açması ve devamında işyeri ile ilgili bir takım işlemler yapma hususunda sanığı yetkili kıldığının belirlenmesi, suça konu bononun incelenmesinde, bonoda borçlu olarak sanığın isminin, kefil olarak ... firmasının isminin bulunması, senette yer alan borçlu ve kefil imzalarının aynı elin mahsulü olduğunun çıplak gözle dahi fark edilebilecek nitelikte olması ve suça konu senedin katılanın adına açılan işyerinin faaliyeti kapsamında düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında da belirtildiği üzere, belgede sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından sahtecilik kastının varlığı ileri sürülemez. Ancak mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının yerine imza atan kimsede sahtecilik kastının varlığı kabul olunamaz. Bu açıklamalar ışığında, sanık tarafından katılan adına daha önce imzalanıp ödenen senetler olup olmadığı araştırılıp gerektiğinde senetlerin verildiği kişilerin de tanık olarak dinlenmesi ve katılan tarafından vekil tayin edilen sanığın suç tarihi itibariyle vekillikten azledilip edilmediği, edilmiş ise ne zaman edildiği hususları araştırılarak, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sanığın sahtecilik kastı ile hareket edip etmediği de karar yerinde tartışıldıktan sonra, hukuki durumunun belirlenmesi yerine eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi,
2-Kabul ve uygulamaya göre de;
a) 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesinde yer alan "hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler" ve 3. maddesinde yer alan "suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" hükümleri uyarınca, temel cezanın yukarıda sayılan ilkelere göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden "suçun etkileri eylemin özellikleri dikkate alınarak" denilmek suretiyle, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile orantılılık ilkesini zedeleyecek şekilde temel cezanın belirlenmesi,
b)Sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebine rağmen TCK"nın 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,
c)Sanığın gözaltında geçirdiği sürelerin TCK"nın 63. maddesi uyarınca verilen cezasından mahsubuna karar verilmemesi,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.05.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.